Mektuplar

MEVZUU:

Şu manada sorulan bir sualin cevabıdır:
— Allahu Teala’ya ibadet ettiğim zaman, nefse istiğna hâsıl oluyor; benden bir hata veya şeriat hilafı bir şey südur etse, nedâmet ve inkisar zahir oluyor.

NOT:

İmam-ı Rabbanî Hz. çevredeki şeyhlerden birine yazmıştır.

***

Allah'a hamd olsun. Onun seçmiş olduğu kullarına dahi selâm olsun.

***

Şöyle soruyorsun:

— Nefsimi riyazet makamında kılıp onunla iştigal eylesem; nefiste istiğna zahir oluyor. Bundan ötürü;

— Benden daha iyisi yok zannediyor. Şayet benden şeriat hilafı iş zuhur etse, o zaman, kendisini miskin ve muhtaç tahayyül ediyor. Bunların çâresi nedir?

Ey muvaffak,

İkinci şıkta hâsıl olan meskenet ve ihtiyaç ki, nedametten haber getirmektedir. Bu, büyük bir nimettir. Allah korusun böyle bir nedametin olmayışından. Zira o nedamet; şer'an yasak işleri yaptıktan sonra yapılan tevbeden bir bölümdür.

Nefis, günah işlemekle hazlanır ve lezzet alır. Günahtan lezzet almak dahi, günahta ısrar sayılır. Eğer bu ısrar seyyiede olur ise, büyük günaha götürür. Büyük günahta ısrar ise, küfür dehlizidir.

Sende olan bu büyük ni'mete şükür etmek lâzım gelir ki, nedametin daha da ziyâdesi hâsıl ola; dolayısı ile şeriat hilafı işleri yapmayı da engelleye. Bu manada Allahu Teala şöyle buyurdu:

"Eğer şükrederseniz, sizin için (nimeti) artırırım." (14/7).

Birinci şıkta hâsıl olan ise, yararlı amelleri yaptıktan sonra ucbun (kendini beğenmenin, âmelini beğenmenin, övünmenin) husûle gelmesidir. Bu ucb dahi, öldürücü zehirdir; helâke götüren marazdır. Böyle bir şey yararlı amelleri iptal eder. Tıpkı ateşin odunu yok edip götürdüğü gibi.

Ucübün menşei odur ki yararlı amel, o ameli işleyen kimsenin nazarında müzeyyen ve müstahsen ola. Bunun zıddı ile ilaç eylemek gerek.

Üstte anlatılan mana dolayısı ile gerekir ki, iyi ameller de itham altında tutula. Nazarda onların kötü tarafları izah edile. İnsan, kendi nefsine ve amellerine kusur bağlaması gerek. O kadar ki, kabul edilmeyip tard edilmeye, kabul edilmemeye, lanete, müstahak görülmelidir. Bu manada Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:

"Birçok Kur'an okuyan vardır ki, Kur'an kendisine lânet eder. Nice oruçlu vardır ki, bu orucundan kendisine açlık ve susuzluk kalır."

Yaptığı iyiliğin kötülük yanı olmadığını tahayyül etmemelidir. Şayet az bir şekilde teveccüh etse, Allah'ın inâyeti ile görecektir ki, hepsi kabahatle doludur; güzellikten yana hiçbir râyiha almamıştır. Durum üstte anlatıldığı gibi olunca, ucb neye? İstiğna kimin için? O kadar olmalıdır ki, amellerde kusur istilâsından dolayı infiâle gelip yararlı bildiği amellerden utanmalıdır. Ucbe girip istiğnaya kapılmak olmadan.

Amellerde kusur görmek hâsıl olunca, amellerin kıymetini artırır. Hakiki manada dahi kabul edilir. Çok çalışmak gerek ki, bu görüş hâsıl ola da; ucübden halâs meydana gele. Bundan ötesi, kuru otlar misali savrulup gider. Meğer ki Allahu Teala’nın dilediği bir başka mana ola.

O kimseler ki, kendilerine amellerde kusur görmek müyesser olmuştur; amma kemal üzere. Bunlar sanırlar ki sağ yandaki kâtip muattaldır; kendisi için yazacak hiçbir iyiliği yoktur. Sol yandaki kâtip dahi daima vazifesindedir; şunun için ki, bütün fiilleri kötüdür ve kabihtir.

İrfan sahibinin muamelesi ki buraya ulaştı; onunla ne gibi muamele olunması gerekse öyle olur.

Bir mısra:

Kalem buraya kadar yol aldı; sonra kırıldı...

Selâm hüdaya tâbi olanlara.