MEVZUU:
Tevbe, verâ, takva ve bunlara münasip şeyler beyanındadır.
NOT:
İmâm-ı Rabbânî Hz. bu mektubu, Hânı Hanan'a yazmıştır.
***
Rahman Rahim Allah'ın adı ile... Allah'a hamd olsun. Selâm, onun seçmiş olduğu kullarına...
Bu değerli ömrü, mâsiyetler, hatalar, kusurlar ve yanlış hareketlerle harcadığımızdan; tevbeden, inâbeden, vera'dan ve takvadan söz etmek iyi olur.
Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
"Hepiniz Allah'a tevbe edin ey mü'minler; tâ ki korktuğunuzdan emin, umduğunuza da nâil olasınız." (24/31)
Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
"Ey imân edenler, tam bir sıdk u hulusa malik bir tevbe ile Allah'a dönün. Olur ki Rabbimiz kötülüklerinizi örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar." (66/8)
Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
"Günahın açığa çıkanını da, gizli kalanını da bırakın." (6/120)
Günahlardan tevbe etmek, her şahsa vaciptir ve farzdır. Beşer nevinden hiç kimsenin bu tevbeden müstağni kalması tasavvur edilemez. Nasıl böyle bir şey olabilir ki, peygamberler dahi, tevbeden müstağni kalmamışlardır. Onların Hatimi ve Seyyidi Resulullah (ﷺ) Efendimiz şöyle buyurdu:
"Kalbime bir ağırlık gelir; bir gün ve bir gecede Allah'a yetmiş defa istiğfar ederim."
Şayet yapılan masiyetler, Allahu Teâlâ'nın hakkına taalluk edip kulların hakkına taalluk etmez ise, meselâ; zinâ, şarap içmek, çalgı dinlemek, mahremi olmayana bakmak, abdestsiz olarak Mushaf'a el sürmek, bid'ata inanmak gibi. Bunlardan tevbe edip istiğfarda bulunmak ve tahassürle (hasretle) itirazda olmak gerek.
Şayet farzlardan biri terk edilmiş ise, tevbe işinde mutlaka onların edâ edilmiş olması gerekir.
Eğer masiyetler, kulların haklarına taalluk eden zulümlerden ise, o zaman, bunun tevbesinde, onların yerlerine verilip helâllik alınması, kendilerine iyilik edilip duâ edilmesi gereklidir.
Eğer mal sahibi ve kendisine başvurulacak kimse ölmüş ise, istiğfar ve iyilikle, o mal ölenin çocuklarına ve varislerine verilmelidir.
Eğer onun varisi bilinmiyor ise, o zaman, alınan mal ve işlenen cinayet kadar sadaka vermek yerinde olur. Yani fakirlere ve çaresizlere verilir; ama, o mal sahibinin niyetine... Haksız yere eziyet edilen kimsenin niyetine...
Hazret-i Ali (r.a) şöyle anlattı:
– Hazret-i Ebu Bekir'i dinledim ki o sözünde doğrudur. Resulullah (ﷺ) Efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı:
"Hangi kul olursa olsun; günah işledikten sonra kalkar abdest alır ve namaz kıldıktan sonra Allahu Teâlâ’dan günahlarının bağışlanmasını taleb eder ise, onu bağışlamak Allah'a hak olur. Çünkü yüce Allah şöyle buyurdu:
"Kim bir kötülük eder veya nefsine zulmeder de sonra Allah'tan mağfiret taleb ederse, Allah'ı bağışlayıcı ve merhametli bulur." (4/110)
Resulullah (ﷺ) Efendimiz, bir başka hadis-i şerifinde şöyle buyurur:
«Bir kimse, bir günah işledikten sonra, onu yaptığına pişman olur ise bu pişmanlık onun kefaretidir."
Bir başka hadis-i şerif ise şöyledir:
"Bir kimse der ki:
– Allah’ım, beni bağışla, sana tevbemi bildiriyorum.
Sonra tekrar günaha döner ise, daha sonra aynı şeyi söyler, yine dönerse, tâ üçe kadar böyle yapar ise, dördüncüde yaptığı, büyük günahlardan yazılır."
Resulullah (ﷺ) Efendimiz, bir başka hadis-i şerifinde ise şöyle buyurdu:
"Erteleyenler helâk oldu..."
Yani;
– Sonra tevbe ederiz, diyenler.
Lokman Hekim, oğluna şu tavsiyede bulundu:
– Ey oğlum, tevbeyi yarına erteleme. Ölüm, ansızın sana gelebilir.
Mücahid şöyle anlattı:
– Bir kimse, sabaha çıktığı ve akşamı ettiği zaman, tevbe etmez ise o zalimlerdendir.
Abdullah b.Mübarek ise şöyle anlattı:
– Haramdan gelen bir fülüsü reddetmek, (yani yerine iâde etmek) yüz fülüs sadakasından daha faziletlidir.
Allah ona rahmet eylesin.
Şöyle dendi:
– Bir danik kıymetindeki şeyi yerine iâde etmek, yüz defa mebrur (makbul) hacdan daha kıymetlidir.
Bir âyet-i kerime meâli:
"Rabbımız, nefislerimize zulmettik. Bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, hüsranda kalanlardan oluruz." (7/23)
Resulullah (ﷺ) efendimiz şöyle buyurdu:
"Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
– Kulum, sana farz ettiğimi eda et; insanların en âbidi olursun. Sana yasak ettiklerimden sakın; insanların en vera'ı olursun. Sana verdiğim rızıkla kanaat et; insanların en zengini olursun."
Resulullah (ﷺ) Efendimiz Ebu Hüreyre'ye (r.a) şöyle buyurdu:
– "Vera sahibi ol; insanların en âbidi olursun."
Hasan-ı Basri (r.a) şöyle dedi:
– Vera’dan yana zerre ağırlığında bir amel, onun bin misli oruçtan ve namazdan hayırlıdır.
Ebu Hüreyre (r.a) şöyle dedi:
– Yarın Allahu Teâlâ ile olacaklar, vera' ve zühd ehli olanlardır.
Allahu Teâlâ, Musa'ya (a.s) şöyle vahyetti:
– Bana takarrüb edenler (yakınlaşanlar), vera' haline sahip olmak kadar hiçbir şeyle takarrüb edemezler.
Ulema, şöyle dedi:
– Bir kimse, şu on şeyi kendisine farz görmedikçe; vera' hali tamam olmaz.
Şunlardır:
1. Dili, gıybet etmekten korumak.
2. Maskaralıktan çekinmek.
3. Kötü zan beslemekten sakınmak.
4. Gözü harama bakmaktan almak, kapamak.
5. Dilin doğru konuşması.
6. Allah'ın nimetini bilmeli ki; nefse ucb (kendini, amelini beğenme) gelmeye.
7. Malını hak yolda harcamak, bâtıl yola harcamamak.
8. Nefsine üstünlük ve büyüklük taleb etmemek.
9. Namazlara devam etmek.
10. Sünnet ve cemâat üzere istikamet sahibi olmak.
Bir âyet-i kerime meali:
"Rabbimiz, nurumuzu tamamla; bizi bağışla. Sen her şeye kadirsin." (66/8).
***
Ey mükerrem, müşfik ve pek keremli mahdum.
Eğer bütün günahlardan tevbe etmek müyesser olur ise, bütün haramlardan ve şüphelilerden yana da takva ve vera' dahi hâsıl olur ise, o büyük bir nimet olup en üstün devlettir. Böyle olmadığı takdirde, bazı günahlardan tevbe edip bazı haramlara karşı vera' sahibi olmak dahi büyük bir ganimettir. İhtimal ki, bu bazılarının bereketleri ve nurları diğer bazılarına dahi sirâyet eder. Sâir masiyetlerden dahi tevbe edip vera' sahibi olmak başarısı müyesser olur. Hepsi yapılmasa da, tümden bırakmak doğru olmaz.
***
Allah'ım, bizi razı olduğun şeyleri işlemekte başarılı kıl; dinin ve taatın üzerine bize sebat ver. Seyyidü'l-mürselin ve Kaidü'l-gurri'l-muhaccelin hürmetine. Resulullah (ﷺ) Efendimize ve diğer peygamberlere ve onların her birinin âline salâtların en faziletlisi, selâmların dahi ekmeli olsun.
KAİDÜ'L–GURRİ'L–MUHACCELİN (Sallallâhü Teâlâ Aleyhi ve Sellem):
Allah’ım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.
– Kaid: Önden gidip çeken… Mânâsını taşır.
– Gurre: Atın alnındaki beyazlığa verilen isimdir.
– Muhaccel: Topuklarına veya dizlerine kadar beyaz olan atlar için kullanılan bir sıfattır.
Bu mânâda, GURR-U MUHACCEL olan at, erbabı katında pek makbuldür. Bu sıfat, atın; asil, küheylân, gayet hızlı ve cevval olduğunun alâmetidir.
Efendimizin (ﷺ) ümmetinin, kıyamet günü abdest âzaları nurlu ve beyaz olacaktır. İşte onların bu durumu, küheylân atlara benzetilerek bu ümmete:– GURR–U MUHACCEL ismi verilmiştir.
Kıyâmet günü Efendimizin (ﷺ) ümmeti abdest âzalarının nûrundan ve beyazlığından tanınacaktır. Çünkü: GURR–U MUHACCEL sıfatı sadece bu ümmete mahsustur.
Güzel abdest aldıklarından; yüzleri, kolları ve ayakları beyaz, nurlu, aydınlık olan bu ümmet, Resûl-i Kibriyâ'nın önderliğinde, O'nun çekip götürmesiyle doğruca cennete girecektir.
Bu duruma göre KAİDÜ'L–GURRİ'L–MUHACCELİN isminin mânâsı şudur: Âzaları nûrlu ümmetini Cennete götüren (ﷺ).