Mektuplar

MEVZUU:

a) Namazda tadil-i erkân ve safların düzeltilmesi.
b) Küffarla muharebeye giderken, niyetin düzeltilmesi.
c) Teheccüd namazını emretmek.
d) Yenenlere dikkat etmek.

NOT:

İmam-ı Rabbanî Hz. bu mektubu, Muhammed Murad Bedahşi'ye yazmıştır.

***

Rahman Rahim Allah'ın adı ile...

Allah'a hamd olsun.

Selâm olsun onun seçmiş olduğu kullarına.

***

Göndermiş olduğunuz mübarek mektup ulaştı. Bu mektup, arkadaşların sebâtını, istikametini de tazammum ettiğinden çokça ferahlık getirdi. Allahu Teala, sebât ve istikametinizi artırsın.

O mektuba, şu mana dahi derc edilmiş:

— O iş ki, yapmakla memuruz; ona devam etmekteyiz. Hem de, tarikata dâhil olan bütün arkadaşlarla birlikte.

Beş vakit namazı, elli altmış kişiye varan bir cemaatle edâ etmekteyiz.

Bunun için, Allah'a hamd olsun.

O ne büyük bir ni'mettir ki, bâtın, şanı yüce Allah'ın zikri ile mamur ola ve zâhir dahi şer'i hükümlerle süslene...

Bu zamanda, insanların pek çoğu, namazın edasında gevşek davranmaktadırlar. Namazda itminâna ve tadil-i erkâna dahi, kayıtsız kalmaktadırlar. Dolayası ile istedim ki, bu babda, zaruri olarak, tekid (kuvvetlice) ve mübalağa ile üstünde dura dura bazı hususları yazayım.

Bu yazılanları, dikkatle dinleyip anlamak gerek.

Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:

"Hırsızların en kötüsü, o kimsedir ki; kıldığı namazından çalar."

Şöyle sordular:

— Ya Resulallah, o kimse, kıldığı namazından nasıl çalabilir?

Buna cevap olarak, Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:

"Rükûunu ve secdelerini tamam etmemek sureti ile."

Resulullah (sav) Efendimiz, bir başka hadis-i şerifinde ise, şöyle buyurdu:

"Rükû ile secdeleri arasında belini düzeltmeyen kimsenin namazına Allah nazar etmez."

Resulullah (sav) Efendimiz, secdeleri ve rükûunu tam yapmayan bir kimseyi gördü ve şöyle buyurdu:

"Sen hiç korkmaz mısın? Eğer bu halinde ölecek olsan, Muhammed Dini'nden başka bir din üzerine ölürsün."

Resulullah (sav) Efendimiz bir başka hadis-i şerifinde şöyle buyurdu:

"Sizden hiçbirinizin namazı tamam olmaz; taa rükûdan tamamen kalkıp belini de doğrulttuktan sonra her uzuv yerine gelinceye kadar."

Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:

"Bir kimse, iki secde arasında oturmadıkça, belini doğrultup onu sabit tutmadıkça namazı tamam olmaz."

Resulullah (sav) Efendimiz, bir gün namaz kılan birinin yanından geçti; gördü ki, rükûunu ve secdesini, oturmasını, kalkmasını, hülasa namaz erkânını tamam etmiyor. Şöyle buyurdu:

"Eğer bu halinde ölecek olsan, kıyamet günü benim ümmetimden olduğun söylenemez."

Bir başka yerde ise, şöyle buyurduğu anlatılmıştır:

"Bu durumda ölecek olsan, Muhammed Dini'nden başka bir din üzere ölmüş olursun."

Ebu Hüreyre (ra) şöyle anlattı:

— Bir şahıs altmış sene namaz kılar; amma, onun bu namazlarından bir tanesi dahi kabul edilmez. Bu o kimsedir ki, rükûunu ve secdelerini tamamlamaz.

Şöyle anlatıldı:

— Zeyd b.Vehb birinin namaz kıldığını gördü; amma rükûunu ve secdelerini tam yapmıyordu. Onu çağırdı ve sordu:

— Kaç senedir böyle namaz kılarsın?

O kimse, şu cevabı verdi:

— Kırk senedir.

Bunun üzerine, Zeyd b.Vehb şöyle dedi:

— Bu kırk sene içinde hiç namaz kılmamış oluyorsun. Bu halinde ölsen, Muhammed (sav) sünnetinden başka bir yolda ölürsün.

Şöyle anlatıldı:

— Mü’min bir kul namazını kıldığı zaman, rükûunu ve secdelerini de güzel edâ ederse, onun namazında bir güzellik ve nur olur. Melekler onu, semâya çıkarırlar. O namaz dahi, namaz kılan için duâ edip şöyle der:

— Sen beni koruduğun gibi, Allahu Teâlâ dahi seni korusun.

Şayet o kimse, namazı güzel kılmaz ise, o namaz zulmetli olur. Melekler dahi onu istemezler semâya da çıkarmazlar. O namaz dahi, kılana şerli bedduâ edip şöyle der:

— Sen beni nasıl zay' ettinse, Allah da seni zay' etsin.

Namazın edâsı tam olarak yapılmalıdır. Tadil-i erkâna (rükünlerin adâletine, hakkını vererek ifâsına, her şeyin sünnet üzere yapılmasına) tam riâyet edilmelidir. Oturmalara ve kalkmalara dahi riâyet gerekir.

Namazı tamam kılmaları ve tumaninete (oturuş ve kalkışlarda azaların sükûnet bulmasına) tadil-i erkâna riâyet etmeleri için başkalarına dahi delâlet edip anlatmalıdır. Zira insanların pek çoğu, bu devletten mahrumdur. Bu amel, bütünüyle terk edilmiş durumdadır. Bunu ihyâ etmek, İslâm'da önemli vazifelerin en önemlisidir.

Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:

"Öldürüldükten sonra bir kimse sünnetimi canlandırırsa, onun için yüz şehid sevabı vardır."

***

Bilesin ki,

Cemâatle namaz kılarken, safların dahi düzeltilmesi yerinde olur. Namaz kılanlardan hiçbiri, ileri veya geri durmamalıdır. Hepsinin aynı hizada olmasına çalışmak lâzımdır. Resulullah (sav) Efendimiz, önce safları düzeltir; sonra namaza başlardı. Bu manada, Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:

"Safların düzeltilmesi, namazın ikâmesindendir."

Rabbimiz, katından bize rahmet ver, sen hibesi en bol olansın...

***

Ey said,

Amel, ancak niyetle sahih olur.

Dar-ı harb kâfirleri ile cihada gittiğiniz zaman, öncelikle niyyetinizi tashih etmeniz gerekir ki, onun üzerine, hayırlı bir netice terettüb etsin (ortaya çıksın).

Yerinde olur ki, bu harpten ve cidalden maksat, ilâ-yı kelimetullah (Allah kelimesinin yüceltilmesi) ve din düşmanlarını dahi düşürüp tahrib etmek ola... Biz, bütün cihadlarda bu gayeyi yerine getirmek için memuruz. Başka niyetlerle amellerinizin iptali cihetine gitmeyiniz.

Gazilerin ulûfeleri, beytü'l-maldan tayin edilip karar altına alınmıştır. Bu, Allah yolunda cihada münâfi değildir. Gazilerin ecirlerine dahi bir noksanlık getirmez. Ancak, amellerin iptali, bozuk niyetlerle olur. Bunun için, niyeti düzeltmek yerinde olur. Beytü'l-maldan ulûfe alınmalı; küffarla cihad edilmeli ve sonra, gazilik ve şehidlik ecirleri vâki olur.

***

Biz, sizin halinize imreniyoruz. Bâtında Sübhan Hak'la meşgulsünüz. Zâhirde dahi, çokluk cemaatle namazı edâ etmektesiniz. Bununla beraber, küffarla cihad etme şerefine dahi nâil olmaktasınız. Her kim, kurtulur salimen döner ise, o gazidir; ölen dahi şehid olur. Lâkin bütün bunlar niyeti tashih ettikten sonra tasavvur edilir. Hakiki niyet tahakkuk etmez ise, zorla niyeti düzeltme cihetine gitmelidir. Bunun için, insan kendisini zorlamalıdır. Dolayısı ile hakiki niyetin müyesser olması için, Allahu Teala’ya iltica edip yalvarmalıdır.

Dua makamında bir ayet-i kerime meali:

"Rabbimiz, nurumuzu tamamla; bizi bağışla. Sen her şeye kadirsin.» (66/8)

***

Size yapacağım bir başka nasihat ise, teheccüd namazına devam etmenizdir. Zira bu namaz, tarikatın zaruri olarak yapılması gereken ibadetleri arasındadır. Bu, huzurda dahi size söylendi.

Bu mana, size ağır gelir de, âdet olduğu üzere uyanmanız kolay olmaz ise, bu işe alâkalılardan bir topluluğu vekil etmelisiniz ki, sizi teheccüd vakti uyandıralar. İstense de, istenmese de bunu yapalar. Sizi gaflet uykusunda bırakmayalar. Bu işi, birkaç gün yaparsanız, herhalde sonra, bir zorlama olmadan alışırsınız.

***

Bir başka nasihat ise, lokmaya dikkat etmelidir. Bir insan, nereden ne bulursa yemesi doğru olmaz. Hem de, şer'i yönden helâl veya haram olduğunu düşünmeden. Zira insan başıboş bırakılmamıştır ki, her istediğini yapa... Onun, şânı yüce bir Mevlâsı vardır; kendisine verdiği emir ve nehyi vardır. O yüce Zat, peygamberleri vasıtası ile râzı olduğu ve râzı olmadığı şeyleri bildirmiştir. Onlara salât ve selâm olsun. Onlar, âlemlere rahmettir.

Saadetten mahrum kalan o kimsedir ki, Mevlâsının rızâsı hilâfına iş yapar; onun izni olmadan mülkünde tasarruf eder.

Hayret etmek gerek; şunun için ki, mecâzi sahibin rızâsına dikkat edilir, bu babda bir dakika bile kaçırılmak istenmez. Halbuki hakiki Mevlâları onlara emir vermiş; yasaklar bildirmiştir. Hem üzerinde durarak, tekid ve mübalağa ile onlara tam manası ile yapmamaları gereken işten almak istemiştir. Ne var ki onlar, buna hiç iltifat etmezler. Onların böyle bir şey yapmaları İslâm mıdır? Yoksa küfür müdür?

Üstte anlatılan manaları yeniden düşünsünler. Fırsat fevt edilmeden (elden gitmeden), geçmişi elde etmek gerek.

"Günahtan tevbe eden, günahsız gibidir"

Hadisi-i şerifi, kusurlulara bir müjdedir. Böyle bir şey var iken, bir kimse günahta ısrar eder ve bununla da ferahlık duyar ise, o kimse münâfıktır. İslâm sureti ondan ukubeti (cezâyı) kaldırmayacağı gibi, azaba uğramasına dahi engel olmaz.

Bu işte daha ne kadar durayım? Akıllı olana bir işaret dahi yeter.

***

Korkulu yerlerde ve düşmanın istilâ ettiği mahallerde Kureyş suresini (Sure: 106) okumak, emin olmak ve kurtuluş için tecrübe edilmiştir. Bunun gece-gündüz on bir kere okunması gerekir; daha az olmaz.

لِإِيلَـٰفِ قُرَيْشٍ ١ إِۦلَـٰفِهِمْ رِحْلَةَ ٱلشِّتَآءِ وَٱلصَّيْفِ ٢ فَلْيَعْبُدُوا۟ رَبَّ هَـٰذَا ٱلْبَيْتِ ٣ ٱلَّذِىٓ أَطْعَمَهُم مِّن جُوعٍۢ وَءَامَنَهُم مِّنْ خَوْفٍۭ ٤

Bir hadis-i şerifte şöyle geldi:

"Bir kimse, bir konağa iner de, orada şu duâyı okursa, oradan göçünceye kadar kendisine hiçbir şeyin zararı dokunmaz:

أَعُوزُبِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّةِ مِنْ شَرِ مَاخَلِقَ

— Allah’ın bütün kelimeleri ile yarattıklarının şerrinden zatına sığınırım." ("Euzu bikelimatillahi't-tammati min şerri ma halak")

Selâm, Hüdaya ittibâ edenlere.