MEVZUU:

Vacibü'l-vücud Teâlâ'nın varlığından sorulan suale cevaptır.

NOT:

İmam-ı Rabbanî Hz. bu mektubu, Mir Şemseddin'e yazmıştır.

***

Allah'a hamd olsun. Onun seçmiş olduğu kullarına da selâm...

***

Kerem ve şefkat olarak gönderilen mektubun mütalaasından hoşlanıp lezzet aldım. Allahu Teâlâ, sizi hayırla mükâfatlandırsın.

O mektuba şu hususlar derc edilmiş:

– Yüce Hakkın zatı mahiyeti ile mevcud olup veya zaid olarak mevcud olmadığına göre, vücub ve vücud itibarı olmadan Sübhan Allah'ın zatı olan Vacibü'l-Vücud arası ile mümteniu'l-vücud arasında nasıl tekabül olur? Vücuddan ve vücubdan muarra zata dahi, nasıl Vacibü'l-Vücud ıtlakı mümkün olur? Vücub vücuduna dayanan ibadet istihkakı nasıl sabit olur? Vücub vücudu olmayan zata dahi Vacibü'l-Vücud ıtlakı hangi itibara göredir?

Ey mahdum,

Bu suallerin cevabı, tafsilatı ile ikinci cilt mektuplarından birine geçmiştir. Zahir olan o ki, Fakir'in evlâdından birinin adına yazılmıştır. Onu mütalaa ederseniz, beğeneceğiniz umulur.

Hulâsa, mümkündür ki, yüce Sultan Vacip nefsi ile mevcud ola... Vücutla değil... O Hazret'e vücub ıtlakı ise, aklın ortaya attığı şeyler kabilindendir. Elbette, vasıfların en yücesi Allah'ındır.

Vücub-u vücud, akıl çıkarmaları kabilinden olduğu gibi, ademin imtinaı dahi o yüce Sultan Hazret'te aklın çıkarmalarındandır. Nitekim zat-ı bahtte, vücub-ü vücud nisbeti zahir olunca, onun mukabili olarak imtina-ı adem de husule geldi. Vücub-u vücud üzerine dağılan ibadet istihkakı nisbeti dahi böylece zuhura gelmiş oldu.

Allah vardı; onunla olan bir şey yoktur. İsterse, nisbetlerden ve itibarlardan olsun. Nisbet zahir olunca, tekabül zahir oldu.

Evvel ahir selâm.