MEVZUU:

Namaz kılmaktan, Kur'an okumaktan, zikirden hâsıl olan mertebelerin yükselmesi ve güzel neticelerin beyanı.

NOT:

İmam-ı Rabbanî Hz. bu mektubu, Molla Tahir Bedahşi'ye yazmıştır.

***

Allah'a hamd olsun. Onun seçmiş olduğu kullarına da selâm.

***

Bu tarikatın mübtedi (başlangıçta olan) talebelerine mutlaka gereklidir ki, zikredeler. Zira, bu müptedinin terakkisi, zikir tekrarına bağlıdır. Şu şartla ki: Bu zikir, kâmil ve mükemmil (kemâle erdirici) bir şeyhten alınmış ola. Bu şart bulunmadığı takdirde; çoğunlukla, ebrarın (salih kimselerin) virdleri kabilinden olur; bunların neticesi de sevaptır. Mukarrebine taalluku olan yakınlık değildir. (Ebrar bundan ancak sevap kazanır; evliya gibi yakınlık kazanmaz.)

'Çoğunlukla ebrarın virdleri kabilinden olur' cümlesindeki 'çoğunlukla' ifâdesini şunun için kullandım:

Câiz olur ki, şeyhin tavassutu (vasıtalığı) olmadan, Sübhan Hakkın fazlı terbiye ede... Kendisini, zikir tekrarı ile mukarrebin zümresinden kıla. Hatta, zikir tekrarı olmadan, yakınlık mertebeleri ile müşerref olması, Allahu Teâlâ'nın veli kulları arasına girmesi câiz olur.

Anlatılan şarta gelince; ağleb ve ekser itibarına ve hikmet âdet vafkına göredir (Anlatılan, zikrin kâmil ve kemale erdirici bir şeyhten alınmış olması şartına gelince; genellikle ve çoğunlukla böyledir, hikmete ve adete uygun olanı budur).

Sübhan Allah'ın fazlı ile zikre bağlı muamele tamam; heva ilâhlarından da halâs müyesser olur ise, emmare dahi mutmainne durumuna gelir ise, o zaman, terakki zikirle hâsıl olmaz. Bu durumda, zikrin hükmü, ebrarın virdleri hükmünü alır. Bu yerde mertebeleri kat etmek; Kur'an okumaya, kunutu (kıyamı) uzun tutarak namaz kılmaya bağlı kalır.

Daha önce zikirle müyesser olan, bu kere Kur'an okumakla müyesser olur. Bilhassa namazda okunur ise...

Hulâsa..

Başta ebrarın virdleri kabilinden olan zikir hükmü, Kur'an tilâveti hükmü olur. Mukarrebattan olduğu için de, başta ve ortada Kur'an tilâveti hükmü, zikir hükmü yerine geçer.

(Özetle; evliyâ zatların zikirleri, başta Kur'an okuma hükmündedir, ebrarın virdleri hükmündedir. Yani bu zikirleri, yakîn değil sevap kazandırır. Yakîn ehli oldukları için de başta ve ortada Kur'an okumaları zikir hükmü olur. Yani Kur'an okumaları, sevap değil yakîn kazandırır.)

(Yakîn: Kesin ve sağlam bilgi. Herhangi bir delîle bağlı olmaksızın sâdece îman kuvvetiyle âşikâr olarak görme, müşâhede ederek bilme.)

(Ebrar: Bir yola intisabları olmayan, şeyhleri bulunmayan salih kimseler, iyiler.)

Şaşılacak bir durumdur: O vakitte, Kur'an ayetleri cümlesinden olarak; Kur'an tilâveti unvanı ile zikir tekrarı ve onda istiazeye şürû edildiği ("Euzü" ile Allah'a sığınarak başlandığı) zaman üzerine öyle faydalar terettüb eder ki; kıraat unvanı ile tekrar edilmez ise.. Kur'an tilâveti üzerine terettüb etmez; ebrarın amelleri gibi olur...

(Yani Kur'an âyetleri eûzü besmele ile başlanarak, zikir şeklinde tekrarlanarak okunsa, niyet zikir olur ise bu ebrar ameli olur, sevap kazandırır. Ama bu şeklen bir zikir olmasına rağmen, niyet Kur'an okuma olursa bu, mukarrebin ameli olur ve yakîn kazandırır.)

Her amelin yeri ve zamanı vardır. Zamanında edâ edildiği takdirde güzel olur. Aksi halde, çok kere hata olur. İsterse kendi zatında iyi olsun.

Görmez misin ki, teşehhüdde (namazlardaki oturuşlarda) Fatiha okumak hatadır; isterse Ümmü'l-Kitab (Kitabın Anası) olsun.

Bu yolda şeyh zaruriyattan sayılır. Onun tâlimi dahi, önemlilerin en önemlisidir.

Bundan sonrası, kuru ot misali uçar gider.

Büyüklerden biri şöyle demiştir:

Olduğun için bidayette ahvel (şaşı);
Gerek ki, seni şeyh yönete evvel.


Sağ Ok Semerkand Tercümesi