MEVZUU:
Rasihun (derin ilim sahibi) ulemanın istidlali ile zahir erbabının eserden müessire istidlali arasındaki farkın beyanı.
NOT:
İmam-ı Rabbanî Hz. bu mektubu, Kadı Nasrullah'a yazmıştır.
***
Eserden müessire (eseri yaratana), mahluktan yüce Sultan Hakka istidlal, zahir ulemanın meşguliyetidir. Aynı zamanda bu meşguliyet, rasihun ulemanın da meşguliyetidir. Bu rasihun ulema, enbiya varislerinin kâmilleridir. Onlara salât ve selâm olsun.
(İstidlal: Delîl getirme. Akıl ile, düşünerek, inceleyerek eseri (yapılan işi) görerek, yapanı; yaratılmışları görerek, yaratanı anlamak.)
Zahir ulema, mahlukun varlığını bilmek yolundan, Hakkın varlığını bilmeyi tahsil ederler. Eserin varlığını da, müessirin varlığına delil kılarlar. Böylelikle de, müessirin varlığına, iman ve yakîn hasıl ederler.
Rasihun ulemaya gelince... Velayet kemalâtı derecelerini kat etmişlerdir; asaleten enbiyaya has olan devlet makamına da ulaşmışlardır.
Yine bunlar da eserden müessire istidlal ederler. Amma müşahedelerin ve tecellilerin husulünden sonra. Bu yolla, hakiki müessire, yakîne dayalı iman kazanırlar.
Bunlar, işin sonunda bilirler ki, kendilerine tecelli edip müşahede yollu ne gelir ise, matlubun zılâlinden bir zılâl (gölgelerinden bir gölge) olup nefye (yok saymaya) ve iman edilmemeye müstahaktır.
Şuna da yakîn hasıl ederler ki, keyfiyeti belli olmayana iman, bu yerde (bu makamda) istidlal olmadan müyesser olmaz. Çaresiz olarak, istidlale geçip matlub Zâtı, zılâl hâiliyeti (istenilen Zâtı, gölge engeli) olmadan talep ederler.
Bu büyüklerin ki, yüce mukaddes Zât'a kuvvetli muhabbetleri vardır; hatta mâsivayı (Allah'dan gayri her şeyi, mahlukâtı) onun için feda etmişlerdir; hiç şüphe edilmeye, Resulullah (ﷺ) Efendimizin buyurduğu:
– "İnsan, sevdiği ile beraberdir..."
Mânâ hükmüne göre, istidlal yolundan hakiki matluba vâsıl olurlar.
Böylelikle de, tecellilerin darlığından ve zılâl şaibesi olan (gölge kusuru bulunan) zuhurattan halâs olurlar. Böylelikle de, aslın aslına adım atarlar.
O makam ki, zahir ulemasının ilmi oraya ulaşır; bu büyüklerin kendileri muhabbet cezbeleri ile cezbeli olarak oraya ulaşır. Kendilerine, keyfiyeti belli olmayan bir mânâda ittisal (ulaşma, bitişme) hasıl olur.
Üstte anlatılan (zâhir ulemâyla râsihun ulemâ arasındaki) fark, ancak muhabbet yolundan gelmektedir.
Her kim ki muhabbet ehlidir; mahbubun gayrından kopup onunla ittisal eder. Bir kimsede muhabbet yok ise, ilimle iktifa eder (yetinir); bunu da bir ganimet bilir.
Hatta, bu büyükler, bazen öyle bir makama çıkarlar ki, ulemanın ilmi dahi, oraya ulaşamaz.
Ulemanın ilmi, o da sıhhat takdirine göre, matlubun dehlizinde nihayet bulur (Ulemânın ilmi, bu ilmin sağlamlık durumuna bağlı olarak, talep edilenin dehlizinde son bulur). Halbuki, matluba ulaşan, matlub iledir. Bu beraberlik bir dakika dahi terk edilmez ki, o dakikada onlara nasip gelmeye (yani bu beraberlik kesintisizdir, dâimidir)...
Bir büyük şöyle demiştir:
Hak ile kulu, sütle şeker oldu...
En yüce vasıf, yüce Allah'ındır.
Yerinde olur ki, hakiki mânâda kul olana; yüce Hakkın masivasından dahi halâs müyyesser ola...
Bu yolda başarı ihsan eden Sübhan Allah'tır.