MEVZUU:
Kalbin tasdiki ile yakîni arasındaki fark.
NOT:
İmâm-ı Rabbânî Hz. bu mektubu, Molla Şir Muhammed Lahori'ye yazmıştır.
***
Allah'a hamd olsun; onun seçmiş olduğu kullarına da selâm.
***
Bir sual:
– Kelâm ulemasının muhakkiklerinden bazıları demiş ki:
– İmanın hakikati, iman edilmesi gereken şeyleri kalbin kabulü ve onlara inkıyadıdır (boyun eğmesi, mûti olması, teslim olmasıdır).
Üstte anlatılan cümlenin mânâsı nedir? Kabul ve inkıyad; iman edilmesi gereken şeylere kalbin yakîninden ve tasdikin kendisinden mi ibarettir, yoksa bu tasdik ve yakînden başka bir şey midir?
Bunun cevabı şudur:
– Kalbin kabulü, onun yakîni değildir. Bu kabul tasdikten başka bir şey olmasa dahi, lâkin kalbin kabulünün teferruatı yakîn üzerine olmuştur. Çünkü, kalb yakîn husulünden sonra, şu iki haletten hâli kalmaz.
a) İman edilen işe teslim ve inkıyaddır,
b) Ona karşı kâfir olup inkâr etmektir.
Teslimin ve inkıyadın alâmeti odur ki, kalb, iman edilene teslim olup inkıyad ede... Ona karşı gönlü açık ola...
Küfrün ve inkârın alâmeti de odur ki, kalb tasdik edileni istemeye ve ona karşı gönül darlığı ola...
Üstte anlatılan mânâlarda, Allahu Teâlâ, şöyle buyurdu:
– "Bir kimseye Allah hidayet dilerse, onun sinesini İslâm'a açar... Bir kimsenin de dalâlette kalmasını murad ederse, onun yüreğini pek sıkı kılar... Zorla semaya çıkarılıyormuş gibi olur. Allah iman etmeyenlerin üstüne, işte böyle murdarlık çökertir." (6/125)
İman edilene teslim ve inkıyad husulü; onu tasdik ve yakîn husulünden sonradır.
Ona yakîn elde edilmesi, sırf ilâhi bir mevhibedir (ihsandır, hediyedir); katıksız namütenahi (nihâyetsiz) keremdir.
Üstte anlatılan mânâ icabı olarak, şöyle denmiştir:
– İman, ilâhi mevhibedir.
Tasdik edilen şeye, yakîn ve tasdik husulünden sonra küfrün ve inkârın menşei ise, düşük sıfatların nefs-i emmareye yerleşmesi ve orada âdet haline gelip devamlı durmasıdır. Zira nefs-i emmare, makam ve riyaset (baş olma, reislik) sevgisi üzerine yaratılmıştır. Onun tabiatı ise bir kimseye uyup tabi olmamaktır.
İster ki, herkes kendisine uyup kabul ve tasdik etsin; amma o, hiç kimseye uyup tâbi olmasın. Ferdlerden hiçbir ferde teslim olup boyun eğmesin....
Bir ayet-i kerime meali:
– "Allah, onlara zulmetmedi; lâkin onlar kendilerine zulmettiler." (16/33)
Sübhan Allah, sırf fazlı ve keremi ile bir taifeyi, bu cibilli marazdan halâs edip enbiyaya inkıyad ve teslim şerefi ile müşerref eyledi... Onlara salât ve selâm olsun. Onlar, insanları selâmet yollarına ve sırat-ı müstakime hidayet etmişlerdir.
Anlatılan zümreye inkıyad ve teslim sebebi ile, yüce Hakkın rıza mahalli olan naim cennetleri vaad edilmiştir.
Anlatılan zümreden başka bir taifeyi ise.. hallerine bırakmıştır. Cebren ve kahren de olsa, onları anlatılan rezaletlerden halâs etmemiş; anlatılan devlete kendilerini çekmemiştir. Amma, sırat-ı müstakim, tasdik edip itaat edenleri müjdelemede ve tekzib edip asi gelenlerin çekindirilmesi beyanında ise, resuller gönderip kitaplar indirmek sureti ile çokça durmuştur. Böylece, her iki fırkaya da, hüccet ikame eylemiştir.