MEVZUU:

Allahu Teâlâ için olan maiyet, kurb ve ihatanın sırrını keşif ve bunları Kur'an-ı Kerim'in mücmel ve müteşabih manalarına vermek.

NOT:

İmam-ı Rabbanî Hz. bu mektubu, Mir Mansur'a yazmıştır.

***

Kurb, maiyet, ihata, sereyan, vasl, ittisal, tevhid, ittihad ve emsali şeyler (yakınlık, birliktelik, kuşatma, yayılma, kavuşma, birleşme, birleme, bir olma ve benzer ifadeler) Hazret-i Sübhan hakkında müşkilat ve şathiyat (sözde ölçüyü kaçırmak) kabilindendir. Halbuki O'nun şânı yüce mukaddes Zat'ı; akıllarımızla bilinen, fehimlerimizle idrak edilen ittisal, vasl, maiyet ve kurbdan yana münezzeh ve müberradır (beri ve uzaktır).

Lâkin, işin sonunda muttali olduğumuz kadarı şu ki: Bu kurb (yakınlık) ve diğerleri; ayna ve onda tevehhüm edilen suret arasında hasıl olan ittisale ve kurba benzemektedir. Her ikisi de, mevcudun mevhum ile ittisali kabilindendir.

Şu mânâdan ki:

Sübhan Hak, hakiki mevcud olup âlem dahi his ve vehim mertebesinde yaratılmıştır. Vacib ile mümkin arasında kurb ve ittisal, mevcudun mevhum ile kurb ve ittisali kabilinden olmaktadır. Bu kurb ve ittisalden dahi, onun Yüce Mukaddes Cenabına bir mahzur gelmez. Hem de asla...

Çünkü, pek düşük eşya aynada aksetmekte ve ayna için onunla bir kurb ve ihata husule gelmekte; fakat, aynaya asla bir noksan gelmemektedir. Ve onda kesin olarak bir düşüklük görülmemektedir. Zira, aynanın bulunduğu mertebede, onun ne namı vardır; ne de nişanı.. Böyle bir durum yoktur ki; ondaki sıfatlarına tesir edebile...

Bu babda netice şu ki:

Sübhan Hak, âlemi his ve vehim mertebesinde yaratınca; bu mertebede onu sabit ve muhkem tutup bu mevhuma göre mevcuda terettüb eden eserlerini ve hükümlerini icra eyledi.. Bunun için de mevhum olan kurb ve ihatayı da mevcud olan kurb ve ihata gibi sabit eyleyip her ikisini de doğru hükümlerden kıldı.

Görmez misin ki; hariçte güzel surete bakmak, lezzet almayı ve alâkayı gerektirdiği gibi; o suret aynada in'ikâs ettiği ve orada vehmî suret bulduğu zaman dahi, lezzeti ve alâka duymayı mucib olur. Hal böyle iken; birinci suret mevcud, ikinci suret ise, mevhumdur. Tesirin husule gelmesinde dahi, ikisi arasında ortaklık vardır.

Ne zaman ki, Sübhan Hakkın keremi ile hükümlerin terettübünde mevhum için mevcutla ortaklık husule geldi; mevhum üzerine de eserler terettüb etti. Tıpkı; mevcuda olduğu gibi. Dolayısı ile bu eserler, mahrum mevhumda, mevcuttan yana ümitler ve tamahlar çıkardı. Kendisi için, mevcud ile kurb ve ittisal devletinin husul müjdeleri hasıl oldu..

Bir şiir:

Mübarek olsun erbab-ı nimete erdikleri;
Miskin âşıka yeter yudum yudum içtikleri...

Bir ayet-i kerime meali:

– "Bu, Allah'ın fazlıdır; onu dilediğine verir. Ve... Allah, büyük fazlın sahibidir..." (62/4)

Şunun da bilinmesi gerekir ki:

Kurb ve ittisal, her ne kadar anlatılan mânâ dışında tasavvur ve taakkul edilir ise.. teşbihten ve cisim verilmekten başka bir şey olmazlar. Meğer ki onlara inanalar ve onların keyfiyeti ile meşgul olmayalar... Ve.. onları, Yüce Allah'ın ilmine havale edeler...

Bu lâfızlarla bir nevi beyan çıktığından; yerinde olur ki, onları müteşabihattan (benzetmelerden) çıkarıp mücmele (kapalı ifadeye) veya müşkile (mânâ derinliğine) katalım.

Hakikat-i hali en iyi bilen Sübhan Allah'tır.