MEVZUU:

Hazret-i Şeyhimizin (yani: İmam-ı Rabbanî Hz.’nin) murad ve mürid olduğu sırlarının beyanı.

NOT:

İmam-ı Rabbanî Hz. bu mektubu, Mevlâna Salih Külabi'ye yazmıştır.

***

Allah'a hamd olsun. Onun seçmiş olduğu kullara da selâm olsun.

Ben, Allah'ın müridiyim; Allah'ın muradıyım.

Müridlik silsilem dahi, arada vasıta olmadan, yüce Allah'a muttasıldır (bitişiktir).

Elim, yüce Allah'ın eline naib-i menabdır (yerine vekildir).

Yine müridliğim, çok vasıtalarla Allah'ın Resulü Muhammed'e ulaşmaktadır. Allahu Teâlâ, ona salât ve selâm eylesin. Onunla aramda:

a) Nakşibendiye Tarikatında, yirmi bir (21) aracı vardır.
b) Kadiriye Tarikatında yirmi beş (25) aracı vardır.
c) Çeştiye Tarikatında, yirmi yedi (27) aracı vardır.

Daha önce de anlatıldığı gibi, Allahu Teâlâ ile müridliğim hiçbir vasıta (aracı) kabul etmez.

Ben, Allah'ın Resulü Muhammed'in müridiyim. Allahu Teâlâ ona salât ve selâm eylesin. Onun izinde giderek, ikimiz (İmam-ı Rabbani Hz.'nin kendisi ve mektubu yazdığı Mevlâna Salih Külabi) bir mürşidde de birleşmekteyiz.

Ben, bu devlet sofrasının her ne kadar tufeylisi (Davetsiz ziyafete giden Tufeyl gibi - onların sırtından geçinen) isem de, oraya davetsiz gelmedim.

Ben, her ne kadar tâbi isem de, lâkin asaletten hali değilim.

Ben her ne kadar ümmet isem de, bu devlette ortağım. Amma, müsavat (eşitlik) davasının kâim olduğu bir ortaklıkla değil. Zira, böyle bir iddia küfürdür. Elbet bu, bir hadim ve mahdum (hizmet eden ve hizmet edilen) ortaklığıdır. Talep edilmedikçe, bu devlet sofrasında hazır olmam; davet edilmedikçe, o devlete elimi uzatmam.

Ben, her ne kadar "üveysi" isem de, lâkin benim hazır nazır mürebbim vardır.

Nakşibendiye tarikatında şeyhim her ne kadar Abdülbaki (Bâki'nin kulu 'Muhammed Bakibillah k.s.') ise de -Allah ondan razı olsun- lâkin terbiyeme tekeffül eden o şanı yüce, nimeti bol Bâki'dir.

Ben, fazl ile büyüdüm; içtiba ile ilerleme) yolundan götürüldüm (İçtiba yolu: evliyâlıkta, vâsıtanın, aracının şart olmadığı cezbe (çekilme) yolu. (Allahü Teâlânın rızâsına kavuşmak için peygamberlerin aleyhimüsselâm ve seçilmiş evliyâların yolu. Mürid değil, murâdlar ve mahbûblar yolu. Sevilenleri, çabuk ilerletme yolu).

Silsilem, Rahmani silsile olup ben, Abdurrahman'ım, Rabbim de Rahman'dır. Onun şanı büyük, ihsanı her şeye şâmildir.

Tarikatım, Tarikat-ı Sübhaniye'dir. Zira ben, tenzih yolundan gittim. Pek mukaddes Zat'tan başka ne isim, ne de sıfat istedim.

Bu Sübhani olmak, Beyazıt-ı Bistami'nin kâil olduğu "Sübhani" manasına değildir. Bununla onun hiçbir münasebeti yoktur. Zira o, enfüs dairesinden halâs mânasıdır. Bu ise, enfüsün ve afakın ötesindedir. O, tenzih libası (elbisesi) giyen bir teşbihtir. Bu ise, bir tenzih olup kendisine teşbih (benzetme) tozu bulaşmamıştır. O, sekr menbaından (mânevi sarhoşluk kaynağından) fışkırmaktadır; bu ise, sahiv (ayıklık) kaynağından çıkmaktadır.

O merhametliler merhametlisi, hakkımda terbiye sebeplerini MA'DAN (veya MA'DAT) dışında bir şey kılmadı. (MA'DAN ve MA'DAT: Değişik nüshalarda her iki lâfız da vardır. Biri "başa vurulmak", diğeri de, "dıştan görülen düşman cephe hareketleri" manasına alınabilir.) Terbiyemde yapıcı bir sebep olarak, o yüce mukaddes Zat fazlından ve ihtimamından başkası olmadı. Kereminin kemalindendir ki, terbiyeme, başkasının fiilinin karışma cevazı olmaz.

Bu mânâda, başkasına teveccüh etmem de caiz değildir. Dolayısı ile ben, o şanı yüce İlâh'ın terbiyesinde olmuşum; namütenahi fazlı ve keremi ile seçilmişim.

[Bana lütfederek ve kerem ederek itina göstermesi sebebiyle benim terbiyemde ve yetişmemde başkasının etkisinin olması veya benim başkasına bu anlamıyla teveccüh etmem mümkün değildir. Dolayısıyla benim terbiye edicim Mevlâ Teâlâ'dır. Sonsuz lütfu ve keremiyle beni kendisine seçen O'dur. / SEMERKAND Tercümesi]

Bir mısra:

Ne zorluğu bir işte, olunca keremlilerle...

Zü'l-celâl ve'l-ikram Allah'a hamd ü şükürler olsun. Baştan sona kadar salât, selâm ve tahiyyet dahi onun Resulüne olsun.