ELLİİKİNCİ MEKTÛB

Bu mektup, yine Seyyid Şeyh Ferid’e yazılmıştır. Nefs-i emmârenin kötülüğünü, ona mahsus hastalığı ve ilacını bildirmektedir:

Merhamet ederek duacılarınıza ikram eylediğiniz mübarek mektubu okuyarak şereflendik. Allahü teâlâ, büyük ceddiniz “aleyhisselâm” hürmetine ecrinizi çok, derecenizi yüksek, ilim kaynağı olan göğsünüzü geniş ve işlerinizi kolay eylesin! Allahü teâlâ zahirimizi ve batınımızı O’nun yolunda bulundursun ve duamıza âmin diyenleri affeylesin! Âmin. Memurlarınız arasında fitne koparmak, fesat çıkarmak isteyen, bozuk ruhlu kimseler bulunduğundan şikâyet ediyorsunuz. Kıymetli yavrum! İnsanların nefs-i emmâresi mevki almak, başa geçmek sevdasındadır. O’nun bütün arzusu şef olmak, herkesin kendisine boyun bükmesidir. Kendinin kimseye muhtaç olmasını, başkasının emri altına girmesini istemez. Nefsin bu arzuları ilah olmak, mabud olmak, herkesin kendine tapınmasını istemek demektir. Allahü teâlâya şerik, ortak olmayı istemektir. Hatta nefs o kadar alçaktır ki ortaklığa razı olmayıp amir, hâkim yalnız kendi olsun, her şey yalnız onun emri ile olsun ister. Hadîs-i kudsîde Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Nefsine düşmanlık et! Çünkü nefsin, benim düşmanımdır). Demek oluyor ki nefsi kuvvetlendirmek; onun mal, mevki, rütbe, herkesin üstünde olmak, herkesi aşağı görmek gibi isteklerini yapmak, Allahü teâlânın bu düşmanına yardım ve onu kuvvetlendirmek olur ki bunun ne kadar feci, korkunç bir suç olduğunu anlamalıdır. Allahü teâlâ hadîs-i kudsîde buyuruyor ki: (Büyüklük, üstünlük bana mahsustur. Bu ikisinde bana ortak olmak isteyen, büyük düşmanımdır. Hiç acımadan onu Cehennem ateşine atarım). [Görülüyor ki mal, mevki, rütbe, kumandanlık, şeflik gibi dünya ziynetlerini nefse uyarak değil, Allahü teâlânın emirlerini yapmak ve yaptırmak için ve millete, Müslümanlara hizmet etmek için istemelidir. Bu niyet ile istemek ve bunları yapmak ibadet olur.]

Allahü teâlânın dünyaya düşman olması, dünyanın bu kadar alçak olması; nefsi isteklerine kavuşturduğu, nefsi kuvvetlendirdiği içindir. Allahü teâlânın düşmanı olan nefse yardım eden de elbette Allah’ın düşmanı olur. Peygamberimiz “s.a.v” fakirlikle övünmüştür. Çünkü fakirlik, nefsin isteklerini yaptırmaz. Onu dinlemez, burnunu kırar. Peygamberlerin “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” gönderilmesi ve İslamiyet’in emirleri, yasakları [yani Ahkâm-ı İslâmiye] hep nefsi kırmak, ezmek içindir. O’nun taşkınca isteklerini önlemek içindir. İslamiyet’e uyuldukça nefsin istekleri azalır. Bunun içindir ki İslamiyet’in bir emrini yapmak, nefsin isteklerini yok etmekte; kendi düşüncesi ile yapılan binlerce senelik riyazet ve mücahededen daha kuvvetli tesir etmektedir.

[(Riyazet), nefsin isteklerini yapmamak; (Mücahede), nefsle uğraşmaktır, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır]. Hatta İslamiyet’e uygun olmayan riyazet ve mücahedeler nefsin isteklerini artırır, onu azdırır. Hindistan’daki Brahman papazları ve "cûkiyye" ismindeki sihirbazlar riyazet ve mücahedede çok ileri gitmiş fakat hiç faydası olmamıştır; hatta nefslerinin kuvvetlenmesine, azmasına sebep olmuştur.

[Hindistan’daki dinsizler dört ruhanî sınıftan en üstününe Brahman derler ki Brahmanî mezhebinin reisi demektir. Cûki, Hint kâfirlerinin dervişlerine verilen isimdir].

Mesela İslamiyet’in emrettiği zekâttan bir kuruşu İslamiyet’in gösterdiği yere vermek; kendiliğinden binlerce altın sadaka vermekten, hayrat yapmaktan kat kat ziyade nefsi tahrip eder. İslamiyet emrettiği için bayram günü oruç tutmayıp yiyip içmek, kendiliğinden senelerce oruç tutmaktan daha faydalıdır. İki rekât sabah namazını cemaat ile kılmak sünnettir. Bu sünneti yapmak; gece sabaha kadar nafile namaz kılarak sabah namazını cemaatsiz kılmaktan daha iyidir.

Hülasa nefs temizlenmedikçe ve şeflik, üstünlük hülyasından kurtulmadıkça felaketten kurtulmak imkânsızdır. Sonsuz ölüme gitmeden önce nefsi bu hastalıklardan kurtarmayı düşünmek lazımdır. Mübarek (Lâ ilâhe illallah) sözü, insanın içindeki ve dışındaki bütün yalancı mabudları kovduğu için nefsi temizlemekte en faydalı, en tesirli ilaçtır. Tasavvuf büyükleri nefsi tezkiye etmek için bunu söylemeyi seçmişlerdir. Farsça beyit tercümesi:

(Lâ) süpürgesi ile yolu temizlemezsen,
(İllallah) sarayına varamazsın!

Nefs yoldan çıkıp inata başlarsa bu kelimeyi söyleyerek imanı tazelemelidir. Peygamberimiz “aleyhissalâtü vesselâm”: (Lâ ilâhe illallah diyerek imanınızı yenileyiniz!) buyurdu. Bunu her zaman söylemek lazımdır. Çünkü nefs-i emmâre her zaman pistir. Bu güzel tevhid kelimesinin faziletlerini şu hadîs-i şerîf bildiriyor: (Yerleri ve gökleri terazinin bir kefesine, bu kelime-i tevhidi ikinci kefesine koysalar; bu kelimenin bulunduğu kefe elbette ağır gelir).

Her ne varsa güzel, O’nu anmaktan başka,
Hepsi cana zehirdir, şeker dahi olsa!


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi