YÜZELLİİKİNCİ MEKTÛB

"Bu mektup, nakib Seyyid Şeyh Ferid’e yazılmış olup Resûlullaha itaat, Allahü teâlâya itaat demek olduğu bildirilmektedir:

Cenâb-ı Hak, Nisâ suresi sekseninci ayetinde, Muhammed aleyhisselâma itaat etmenin kendisine itaat etmek olduğunu bildiriyor. O hâlde O’nun Resûlüne (sallallahü aleyhi ve sellem) itaat edilmedikçe O’na itaat edilmiş olmaz. Bunun pek kati ve kuvvetli olduğunu bildirmek için ayet-i kerimede "Elbette, muhakkak böyledir" buyurdu ve bazı doğru düşünemeyenlerin bu iki itaati birbirinden ayrı görmelerine meydan bırakmadı.

Allahü teâlâ yine Nisâ suresinin 149. ayetinde; "Kâfirler, Allahü teâlânın emirleri ile Peygamberlerin emirlerini birbirinden ayırmak istiyor. Yahudiler diyor ki: 'Biz Musa aleyhisselâma inanırız. İsa ile Muhammed aleyhimesselâma inanmayız.' Hristiyanlar ise yalnız İsa aleyhisselâma inanıp ona (hâşâ) Allahü teâlânın oğlu diyor. Bu inanışları ve dinleri kıymetsizdir. Hepsi kâfirdir. Bunların hepsine Cehennem azabını, çok acı azapları hazırladık" mealindeki ayet-i kerimede bu iki itaati ayrı görenlerden şikâyet buyurmaktadır.

Meşâyıh-ı kirâmdan birkaçı, aşk sarhoşluğu ve kendinden geçtikleri zamanda bu iki itaatin birbirinden ayrı olduğunu gösteren sözler söylemişlerdir; birini ötekinden daha çok sevdiğini bildirmişlerdir. İşittiğimize göre Sultan Mahmud-ı Gaznevî, bütün Asya’ya hâkim olduğu zamanda Harkan şehrine yakın gelmişti. Adamlarından birkaçını Harkana, Şeyh Ebül Hasen-i Harkânî hazretlerinin huzuruna göndermişti; Şeyh hazretlerini yanına çağırmıştı. Şeyh hazretleri gelmek istemezse, "Allahü teâlâya ve O’nun Resûlüne ve siz Müslümanlardan olan amirlere itaat ediniz!" mealindeki ayet-i kerimeyi kendisine okuyunuz demişti.

Sultanın adamları, Şeyh hazretlerinin gelmek istemediğini görerek bu ayet-i kerimeyi okudular. Şeyh hazretleri buna karşılık: "Allahü teâlânın itaatine o kadar çok dalmış bulunuyorum ki Resûl'e itaat etmekten haya ediyorum. Amire itaate vakit nerede?" buyurdu. Şeyh hazretlerinin bu sözü, Allahü teâlânın itaatini Resûlünün itaatinden ayrı bildiğini göstermektedir. Bu söz, doğru yoldan ayrılmış olmanın alametidir. Hâlleri doğru olan büyükler böyle sözler söylemezler. İslamiyet'in, tarikatın ve hakikatin bütün basamaklarında Resûlullaha itaatin, Allahü teâlâya itaat olduğunu bilirler. Resûlullaha itaat ile olmayan Allah'a itaatin dalalet ve sapıklık olduğuna inanırlar.

Yine işitiyoruz ki Mehene şehrinin şeyhi, Şeyh Ebû Sa’îd-i Ebül Hayr ile oturuyordu. Horasandaki seyyidlerin büyüklerinden olan Seyyid Ecel de yanlarında idi. Şuuru yerinde olmayan bir meczup içeri girdi. Şeyh hazretleri bu meczubu Şeyh Ecel’in üst yanına oturttu. Bu hâl seyyide ağır geldi. Şeyh hazretleri seyyide dönerek: "Size olan saygımız Resûlullahı sevdiğimiz içindir. Bu meczubu ise Allahü teâlâyı sevdiğimiz için yüksek tutuyoruz" dedi.

Allahü teâlânın sevgisi ile Resûlullahın sevgisini ayırt eden böyle sözleri de doğru yolun büyükleri uygun görmezler. Allah sevgisinin Resûlullaha olan sevgiden çok olmasının tarikat sarhoşluğundan ileri geldiğini bilirler. Böyle sözlerin söylenmesine izin vermezler. Şu kadar var ki velâyet derecelerinde yükselmiş olanlarda Allahü teâlânın sevgisi daha çokdur. Peygamberlerin yüksekliğinden bir şeyler edinenlerde ise Resûlullahın sevgisi daha çok olmaktadır. Allahü teâlâ hepimize Resûlullaha itaat etmek nasip eylesin! Çünkü bu itaat, Allahü teâlâya itaat demektir.


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi