YÜZALTMIŞYEDİNCİ MEKTÛB

"Bu mektup, Herdîram-ı Hind’e yazılmıştır. Allahü teâlâya ibadet etmeyi ve kendi yaptığı tanrılara tapınmaktan sakınmayı dilemektedir:

İki mektubunuz geldi. İkisinde de bu fakirleri sevdiğiniz, bunlara sığındığınız yazılı idi. Bir kimseye bu devleti ihsan ederlerse ne büyük nimet olur.

Farsça beyit tercümesi:

Bildirmesi lazım olanı söyledim sana!

İster kıymetini bil, istersen darıl bana.

İyi dinle ve iyi anla ki bizim ve sizin ve hatta her şeyin; yerlerin, göklerin, yüksekliklerin, alçaklıkların yaratanı, varlıkta durduranı birdir. Nasıl olduğu anlaşılamaz. Benzeri ve ortağı yoktur. Şekli ve görünüşü olmaz. Baba, çocuk değildir. O’nun gibi, O’na benzer bir şey düşünülemez. O’nun bir şey ile birleşmesi, bir şeyde bulunmasını düşünmek çok çirkin olur. Bir yerde bulunması, bir yerde görünmesi olamaz. O’nda zaman yoktur; zamanı O yaratmıştır. Bir yerde değildir; her yeri O yaratmıştır. Hep var idi; varlığının başlangıcı yoktur. Hep vardır; varlığının sonu olmaz. Her iyilik ve yükseklik O’nda vardır; hiçbir kusur ve aşağılık O’nda olamaz. İşte bunun için mabut olmaya, tapınmaya hakkı olan yalnız O’dur. Tapınmaya layık olan ancak O’dur.

Hinduların Ram ve Kerşen denilen putları, O’nun yarattığı şeylerden zavallı iki tanesidir. Her ikisinin de anası ve babası var idi. Ram; Ceret’in oğlu ve Lekne’nin kardeşi idi, Sita’nın kocası idi. Ram, kendi çoluk çocuğunu koruyamamıştı; başkalarını nasıl koruyabilir? İyi düşünmek lazımdır. Cahillerde uymamalıdır. Yerleri, gökleri yaratana Ram ve Kerşen gibi isimler takanlara milyonlarca yazıklar olsun! Bunların hâli; büyük bir padişaha, aşağı bir çöpçünün ismini takanlara benzemektedir. Ram ile Rahman’ı aynı şey sanmak ne akılsızlıktır? Yaratan, yarattığı ile bir olur mu? Anlaşılamayan bir şey, bilinen şeylere benzetilemez, onlarla birleşemez.

Ram ve Kerşen yaratılmadan önce, alemlerin Yaratanına Ram ve Kerşen denilmiyordu. Bunlar yaratıldıktan sonra ne oldu ki, o eşsiz olan ulu Allah’a Ram ve Kerşen denildi? Ram ve Kerşen’in isimleri; yerlerin, göklerin sahibinin adı sanıldı! Olamaz, olamaz, hiç olamaz! Gelip geçmiş olan yüz yirmi dört bine yakın Peygamberlerin hepsi (aleyhimüssalevâtü vetteslîmât), insanları yalnız bir Yaratan’a ibadet etmeye çağırdılar. O’ndan başkasına tapınmayı yasak ettiler. Bütün Peygamberler kendilerinin aciz birer mahluk olduklarını söylediler. Allahü teâlânın büyüklüğünden, kuvvetinden korkarlar ve titrerlerdi.

Hinduların tapındıkları kimseler ise herkesin kendilerine tapınmasını istediler; kendilerini mabut olarak tanıttılar. Bir Yaratan’ın varlığına inanıyorlardı; fakat O’nu kendilerine hulûl etmiş, kendileri ile birleşmiş sanıyorlardı. Bunun için herkesin kendilerine tapınmasını istiyorlardı. Kendilerine tanrı diyorlardı. Her kötülüğü yapıyorlardı. "Tanrı, her istediğini yapar ve yarattığı şeyleri istediği gibi kullanır" diyorlardı. Bunlar gibi daha nice bozuk ve saçma sözleri vardı. Kendileri sapıtmış, başkalarını da saptırmışlardı. Peygamberler (aleyhimüssalevâtü vetteslîmât) böyle değildiler. Başkalarına yasak ettikleri kötülüklerden kendileri de en çok sakınırlardı. Kendilerinin de herkes gibi insan olduklarını söylerlerdi.

Farsça mısra tercümesi:

Yollardaki ayrılığı gör! Nereden nereye?


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi