YÜZALTMIŞSEKİZİNCİ MEKTÛB

"Bu mektup, Hâce Emkenegî hazretlerinin oğlu Hâce Muhammed Kasım hazretlerine (kaddesallahü sirrehümel’azîz) yazılmıştır. Ebû Bekr-i Sıddîk’ın yolunun yüksekliği bildirilmekte, bu yolu bozanlardan acı acı şikâyet edilmektedir:

Bütün varlıkların Yaratanı olan Allahü teâlâya hamd olsun! Peygamberlerin en üstününe (s.a.v) bizden salât ve selâm olsun! O yüce Peygamberin temiz Âline ve Ashâbının hepsine iyi dualar olsun! Meşâyıh-ı kirâmın yüksek soyundan olan ve Evliyânın bizlere kıymetli yadigârı bulunan siz mübarek evlada, bu yandan çok dualar eder ve sonsuz saygılarımızı sunarız. Sizlere kavuşmak arzumuzu arz ederiz. Arapça beyit tercümesi: "Sevgiliye kavuşmak ele geçer mi acaba? Yüksek dağlar ve korkunç tehlikeler var arada."

Yüksek bilginize sunarız ki; bu kıymetli yolun üstünlüğü ve bu yolun büyüklerinin yüksekliği, sünnete yapıştıkları ve bid’atlerden kaçındıkları içindir. Bunun içindir ki bu yüksek yolun büyükleri, yüksek sesle zikretmekten bile sakınmışlardır. Kalp ile sessiz zikretmeyi emir buyurmuşlardır. Şarkı, kaside, ilahi gibi şeyler okumayı; raks, dans etmek gibi oyunları ve Resûlullah (s.a.v) Efendimiz ve dört halifesi (rıdvânullahi aleyhim) zamanlarında olmayan vecd ve tevâcüdü (yani kendinden geçmek, şuursuz hareket ve sözleri) yasak etmişlerdir. O büyükler; zamanlarında bulunmayan halvet yani yalnız başına kalmak ve erba’în yani kırk gün bir yere kapanıp çile çıkarmak yerine, insanlar arasında kalbini Allah ile bulundurmak saadetine kavuşmuşlardır.

Sünnete yapışarak çok kıymetli şeyler elde etmişlerdir. Bid’atten sakınarak yüksek derecelere kavuşmuşlardır. Bunun için başka yoldan ilerleyenlerin en son ele geçirdikleri şeyler, bu büyüklere daha başlangıçta verilmiş; bunların yolu bütün yollardan üstün olmuştur. O büyüklerin sözleri, kalp hastalıklarına ilaçtır. Onların acıyarak bakışları manevi hastalıklara şifadır. Talebelerini bir bakışla dünya ve ahirete düşkün olmaktan kurtarırlar. Çok kıymetli, yüksek himmetleri ve yardımları; sevenleri kötülüklerden, manevi çukurlardan çıkararak ilahi nimetlere kavuşturur.

Farsça iki beyit tercümesi:

"Nakşibend büyükleri öyle kılavuzdur ki yolcularını gizlice kavuşturur.

Kuvvetli mıknatıs gibi sevdiklerinden halvet ve çile fikrini çeker, attırır."

Fakat şimdi bu yol ele geçmez olmuş; örtülmüş, görünmez olmuştur. Bu yolda olduklarını söyleyenler o büyüklerin izlerinden ayrılmış, o büyük nimetleri elden kaçırmışlardır. Her yere başvurmakta, kıymetli cevherlere arka çevirip birkaç saksı parçası ile oyalanmaktadırlar. Çocuklar gibi taş toprakla oyalanmaktadırlar. Sıkıntılarından ve şaşkınlıklarından o büyüklerin yollarını unutmuşlardır. Kimisi bağırarak zikretmekte; kimisi şarkılarla, kaside okumakla ve oynamak, zıplamakla vakit geçirmektedir. Halk arasında Allahü teâlâyı hatırlayamadıklarından, kırk gün bir yere kapanıp halvet yapıyorlar. Daha çok şuna şaşılır ki; bu bid’atleri yaparken o mübarek yolu kuvvetlendirdiklerini, olgunlaştırdıklarını sanıyorlar. Bu yıkıcılıklarına "tamir ve onarım" diyorlar. Allahü teâlâ bunlara akıl ve insaf versin!

Bu yüksek yola reformlar ve sapıklıklar öyle sokuldu ki; bize karşı olanlar eğer "bu yol bid’at yoludur, baştan başa sapıklıktır" deseler yeri vardır. Gece, teheccüd namazını büyük cemaat ile kılıyorlar. Bu bid’atin, sünnet olan teravih gibi camilerde yapılmasına çalışıyorlar. Bunu büyük bir ibadet sanıyorlar. Bilmiyorlar ki nafile namazları cemaat ile kılmanın mekruh olduğunu fıkıh âlimleri bildirmiştir. Âlimlerden birkaçına göre; nafile namazların cemaat ile kılınmasının mekruh olması için herkese duyurmak, herkesi çağırmak şarttır. Cemaat üç kişiden çok olursa mekruh olacağını söz birliği ile bildirmişlerdir.

Bundan başka teheccüd namazını on üç rekât kılıyorlar. On iki rekâtini ayakta kılıyorlar, iki rekât de oturarak kılıyorlar. "Bu iki rekât bir rekât yerine geçer" diyorlar. Oturarak kılınan namazın sevabı, ayakta kılınan namaz sevabının yarısı olur sanıyorlar. Böyle bilmeleri ve böyle yapmaları da sünnete uygun değildir. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) on üç rekât kıldı ise de bunun üç rekâtı vitir namazı idi. Vitir namazı üç rekât olduğu için teheccüd namazı tek rekât oldu. Yoksa bunların zannettikleri gibi değildir.

Farsça beyit tercümesi:

"Sakındım lafı uzatmaktan iki gözüm,

Kalbini kırmayayım yoksa çoktur sözüm."

Ne kadar şaşılır ki Ehl-i Sünnet âlimlerinin en çok bulunduğu Maveraünnehir’de böyle bid’atler değer kazandı ve bu cins bid’atler meydana çıktı. Halbuki biz fakirler İslamiyet bilgilerini o büyüklerin hareketlerinden almaktayız. Allahü teâlâ doğruyu bildiricidir. Allahü teâlâ bizi ve sizi Peygamber Efendimizin (s.a.v) İslamiyet caddesinden ayırmasın ve bu duaya âmîn diyene Allahü teâlâ merhamet eylesin!


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi