YÜZYETMİŞBEŞİNCİ MEKTÛB

"Bu mektup, Hafız Mahmud’a yazılmıştır. Kalbin telvinlerini ve temkinini bildirmektedir:

Kıymetli kardeşimin şerefli mektubu geldi. Hâllerinin telvinlerinden yani değişikliklerinden bir şeyler yazmışsınız. Bu yolun başında da sonunda da salikler, hâllerin telvininden kurtulamaz. Telvinler kalpte ise salik "Erbâb-ı kulûb"dan olur; bunlara "İbn-ül-vakt" de denir.

Kalp, telvinden kurtulmuş, hâllere kul olmaktan azat olmuş ve temkin makamına yetişmiş ise hâller artık nefse gelir. Çünkü nefis, kalbin yerine oturmuş, onun işlerini görmektedir. Nefsin bu telvini; kalbin temkininden yani değişik hâllerin gelmesinden kurtulduktan sonra olur. Bu telvinin sahibine "Ebül-vakt" denilse yeri vardır.

Allahü teâlânın yardımı ve yalnız O’nun ihsanı ile nefis de bu telvinden kurtularak temkine ve itminana kavuşursa; telvinler çeşitli maddelerden yapılmış olan bedene gelir. Bu telvin artık hiç gitmez; çünkü beden temkine kavuşamaz. Beden, latifelerin en üstünü olan ahfâya benzese de temkine kavuşamaz. Ahfâya gelen temkinden bedene de bulaşırsa da kendi telvinleri yine yok olmaz. Her şeyde asla bakılır; dallara, kollara bakılmaz. Bu makama eren kimse üstünlerin üstünü olur. Tam Ebül-vakt işte budur.

"Allahü teâlâ ile öyle vaktim vardır ki aramıza melek de giremez" hadis-i şerifinde bildirilen vakit için "bir an" diyenler olduğu gibi "uzun sürmektedir" diyenler de oldu. İkisi de doğrudur. Yukarıda bildirildiği gibi insanın bazı latifeleri için az olur ve kısadır; başka latifeleri için ise uzun sürer.

Sözün kısası; zahiri yani görünen organları parlak İslamiyet'e uygun olarak kullanmalı; batın için yani kalp ve öteki latifeler için alınan dersi çok yapmalıdır.

Farsça beyit tercümesi:
Bu sonsuz okyanusta kurbağa gibi,
El ayak oynat, zira derindir dibi!

Kıymetli kardeşimiz Muhammed Sıddîk, Egre şehrindedir. Sizinle buluşması onun için büyük nimet olacaktır. Vesselâm.


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi