YÜZDOKSANINCI MEKTÛB

"Bu mektup, Mir Muhammed Nu’mân Bedahşî’nin çocuklarından birine yazılmıştır. Zikir anlatılmakta ve lüzumlu nasihatler verilmektedir:

Elhamdü lillahi Rabbil’âlemîn, vessalâtü vesselâmü alâ seyyidilmürselîn ve âlihi ve eshâbihittâhirîn ecma’în. İyi bil ki senin saadetin ve belki bütün insanların saadeti; herkesin dünya ve ahiret sıkıntılarından kurtulması, Sahibimizin zikri ile olur. Elden geldikçe her zaman zikir yapmalıdır. O’ndan bir an gafil kalmamalıdır. Cenâb-ı Hakka çok hamd ve şükür olsun ki her an zikretmek, bu büyüklerin yolunda daha başlangıçta nasip olmaktadır. Sonda kavuşulabilecek nimetler, başlangıçta tattırılmaktadır. Bunun içindir ki tasavvuf yolunda ilerlemek isteyenlerin bu yolu seçmeleri en uygundur ve en doğrudur; hatta lazımdır. Bunun için sana önce lazım olan; her şeyden yüz çevirip bu yüksek yolun büyüklerine bağlanmandır! O büyüklerin kalplerinden ve ruhlarından faydalanmak için yalvarmalısın!

Önce zikir lazımdır. Zikir; hatırlamak, anmak demektir. Göğsün sol tarafındaki kalp (yürek denilen et parçası) düşünülür. Bu et parçası, gönül denilen hakiki kalbin yuvası gibidir. "ALLAH" mübarek ismini hayalin ile bu kalp üzerinden geçirirsin. Bu anda hiçbir uzvunu oynatmazsın; yalnız kalbini düşünerek oturursun. Kalbin şeklini, anatomik yapısını düşünmezsin; çünkü kalbin yerini düşünmek lazımdır. Kalbin kendisini tasavvur etmek, hatırlamak lazım değildir. "Allah" ismini kalbin bulunduğu yerde hatırlarken, "hiçbir şeye benzemez" diye düşünürsün! Allahü teâlânın sıfatlarını da düşünmezsin. Hazır ve nâzır olduğunu dahi düşünmezsin. Böylece Zat-ı teâlâ yüksekliğinden sıfatlara düşmemiş olursun ve kesrette (çoklukta) vahdeti görmek derecesine inmezsin. Mahlukları görüp bunlara bağlı kalıp avunarak; hiçbir şeye benzemeyen varlığa bağlanmaktan mahrum kalmayasın. Çünkü mahluklarda görülen ve anlaşılan her şey O olamaz. Çoklukta görülenler, bir olanı görmek olamaz. Hiçbir şeye benzemeyeni, bilinen ve anlaşılan şeylerin dışında aramak lazımdır. Ayrılmayan, bölünmeyen, hiç değişmeyen bir şey; çok olan, başka başka olan şeylerde bulunamaz.

Zikrederken bir velînin görünüşü kendiliğinden hasıl olursa, o görünüşü de kalpte durdurmalıdır; böylece zikre devam etmelidir. Velî dediğimiz zat, Allahü teâlâya kavuşturan yolu gösterendir. Yolda ondan yardım ve imdat gelen zattır. Yoksa cübbe, külah, diploma edinip "şeyh efendi" olarak köşede oturan cahil değildir. Adetlere, gösterişlere ve yaldızlı sözlere aldanmamalıdır. Evet; kâmil ve mükemmil bir zattan bereketlenmek ve faydalanmak için elbise, çamaşır gibi şeyler almak, onu inanarak ve saygı ile kullanmak çok fayda ve feyz verir. Fakat veren olgun, alan uygun olmak lazımdır.

Bu yolda rüyalara güvenmemeli, kıymet vermemelidir. Bir kimse rüyada kendini devlet başkanı görse yahut kutup veya velî olduğunu görse, uyanık iken de böyle olmuş değildir. Uyku içinde değil, uyanık iken böyle olmak lazımdır. Uyanık iken kavuşulan şeyler kıymetlidir.

Şunu iyi bilmeli ki zikrin faydalı olması ve bunun tesir etmesi için İslamiyet'e yapışmak lazımdır. Ehl-i Sünnet âlimlerinin (rh.a.im ecma’în) bildirdikleri gibi inanmak; farzları ve sünnetleri yapmak; haramlardan ve şüphelilerden kaçınmak elbette lazımdır. Bunları Ehl-i Sünnet âlimlerinden ve bunların kitaplarından öğrenmelidir.

Vesselâm.


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi