İKİYÜZSEKİZİNCİ MEKTÛB

"Bu mektup, kıymetli oğlu Meyan Muhammed Sadık’a yazılmıştır “kaddesallahü esrârehümel-azîz”. Salik, kendini peygamberlerin makamında görür; bunun sebebi bildirilmektedir:

Sevgili yavrum! Soruyorsun ki; salik tasavvuf yolunda yükselirken bazen kendini peygamberlerin “a.s.” makamlarında buluyor ve bazen bu makamların da üstüne çıktığını anlıyor. Hâlbuki söz birliği ile bildirilmiştir ki peygamberler “a.s.” herkesten daha üstündür. Evliyanın bütün kazançları “rh.a.”, peygamberlere uydukları içindir; onların yolunda gitmekle evliyallığa kavuşmuşlardır.

Cevap: Salikin gördüğü makamlar, peygamberlerin uruc ettikleri (yükseldikleri) makamlar değildir. O büyükler uruc ederlerken o makamlardan çok yukarı yükselmişlerdir. Çünkü o makamlar, o büyüklerin mebde-i taayyünleri olan Allahü teâlânın isimleridir. Allahü teâlâdan gelen feyzler, nimetler hep mebde-i taayyün denilen bu isimlerden gelir. Çünkü Allahü teâlânın, arada isimleri olmadan bu alem ile hiçbir ilgisi yoktur. Allahü teâlânın mahluklara ihtiyacı ve mahluklarla doğrudan doğruya ilgisi yoktur. Ankebut suresi altıncı ayet-i kerimesinde mealen, (Elbette Allahü teâlânın bu alemlere hiç ihtiyacı yoktur) buyuruldu.

O büyükler yükseldikleri makamdan geri inerken yukarıdaki nurları da birlikte indirirler ve kendilerine mahsus olan bu isimlerde yerleşip kalırlar. Bunun için bir kimse bunları ararsa bu yerleştikleri makamlarında bulur. Zat-ı ilahîyi isteyen yüksek yaratılışlı bir kimse, yükselirken bu isimlere yetişir ve onlardan da yukarıya geçer; Allahü teâlânın dilediği makama kadar yükselir. Fakat bu salik yukarıdan aşağı inerken kendi mebde-i taayyünü olan ve peygamberlerin “aleyhimüsselâm” bulundukları isimlerden daha aşağıda olan isme gelip yerleşince, kendi makamı ile onların makamları arasındaki farkı anlar. İşte daha üstün olmak bu makamlar ile ölçülür. Makamı yüksek olan kimse daha yüksektir. Salik kendi makamı olan isme inmedikçe ve bu makamın daha aşağıda olduğunu anlamadıkça o büyüklerin daha üstün olduklarına zevkle ve hâl ile inanmaz. Daha üstün olduklarını işiterek söylemektedir. Önce iman etmiş olduğu için yüksek olduklarını söyler; fakat vicdanı sözüne uygun değildir.

Bu zaman Allahü teâlâya sığınması, yalvarması, cahil ve zavallı olduğunu söylemesi, doğrusunun kendisine bildirilmesi için dua etmesi lazımdır. Bu hâl, saliklerin ayağı kayacak, tehlikeye düşecek yerleridir. Bu yazımızı bir misal ile açıklayalım: Biliyoruz ki duman; sıcak sıvı ve katı zerrelerdir. Sıcak oldukları için genişlemiş, hafiflemiş olan sıvı ve katı tanecikler havada yükselir. Bunu görünce katı ve sıvı taneciklerin havadan daha hafif olduklarını söylemek doğru olmaz. Çünkü taneler ısı enerjisi tarafından kaldırılmaktadır. Soğudukları zaman yine geri, aşağı inerler; yere düşerler. Kendi yerlerinin havadan daha aşağı olduğu anlaşılır. Salik de o makamlardan yukarı, fazla muhabbet enerjisi ile sürüklenmektedir; kendi makamı o makamlardan aşağıdadır.

Buraya kadar bildirdiklerimiz müntehî (sona eren) içindi. Müntehî; tasavvuf yolunda çıkabileceği derecelerin sonuna varan veli demektir. Yolun başlangıcında böyle sanılırsa, kendini büyüklerin makamlarında bulursa bunun sebebi başkadır. Şöyle ki; sonlarda bulunan her makamın yolun başında ve ortasında benzerleri, görünüşleri vardır. Başlangıçta ve yolda olanlar bu görüntülere gelince o makamların kendilerine geldiklerini sanırlar. Bir şeyin görüntüsü ile kendisini ayırt edemezler. O büyüklerin görüntülerini, benzerlerini de makamlarının görüntülerinde bulunca o büyüklerle ortak olduklarını sanırlar. Zannettikleri gibi değildir. Bir şeyin gölgesini kendisine benzetmekten başka bir şey değildir. Ya Rabbi! Her şeyin özünü, yapısını bize bildir! Sevgili Peygamberin hürmetine bizleri boş, faydasız şeylerle vakit geçirmekten koru! Âmin.


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi