İKİYÜZKIRKÜÇÜNCÜ MEKTÛB

"Bu mektup, Molla Eyyüb’a yazılmıştır. Tarikat-ı aliyye-i Nakşibendiyye’yi tergib etmektedir:

Allahü teâlâya hamd ve Peygamberine salâtüselâm ederim. Sizlere ve bütün müminlere iyi dualar ederim.

Kıymetli kardeşim! Çeşitli mektuplarınız ile birkaç defa nasihat istediniz. Fakat bu aşağılığımı düşünerek, kendi çöküntülerime bakarak cevap yazmaya kalkışamadım. Fakat tekrar istediğiniz için birkaç şey yazmaya kendimi zorluyorum.

İnsanlara önce lazım olan, herkesin birinci vazifesi; emirlere uymak ve yasaklardan kaçınmaktır. Haşr suresinin yedinci ayetinde mealen, (Resulümün getirdiklerini alınız ve yasak ettiklerinden kaçınız!) buyuruldu. Bu ayet-i kerime, İslamiyet’e uymanın lazım olduğunu göstermektedir. Zümer suresinin üçüncü ayetinde mealen, (Biliniz ki, Allahü teâlâ, halis olan din ister) buyuruldu. Böylece herkese ihlas kazanması emrolundu. Fena hasıl olmadıkça ihlas elde edilemez. Zat-ı ilahî sevilmedikçe ihlasın varlığı düşünülemez. Fenayı hasıl eden ve insanı Zat-ı ilahînin sevgisine kavuşturan şey de tasavvuf yolunda ilerlemektir. Görülüyor ki bu yolda ilerlemek herkese lazım olmaktadır; çünkü ihlasa kavuşmak herkese lazımdır.

Yüksek mertebeleri ve bu mertebelere ulaştırmaları bakımından tasavvuf yolları çeşitlidir. Bunlar arasında Sünnet-i seniyyeye uymayı ve İslamiyet’e yapışmayı emredenleri seçmek daha iyi ve uygundur. Bu yol da Ebû Bekir Sıddîk’ın yoludur “kaddesallahü teâlâ esrârehümül aliyye”. Çünkü bu yolun büyükleri bu yolda Sünnet-i seniyyeye yapışmışlar, bidatten sakınmışlardır. Elden geldiği kadar ruhsatla iş görmeye izin vermezler. Ruhsat verilen işler kalbe faydalı görünseler de bunlara izin vermezler. Azimet olan işler kalbe zararlı görünseler de azimetle iş görmeyi elden bırakmazlar. Ahval ve mevacidi İslamiyet terazisi ile ölçerler. Zevkleri ve marifetleri din bilgilerinin hizmetçileri bilirler. Çok kıymetli cevahir gibi olan fıkıh bilgilerini; ceviz ve cam parçaları gibi değersiz olan vecd ve hâl ile çocuklar gibi değişmezler. Tasavvufçuların manasız sözlerine kıymet vermez, aldanmazlar. (Nass)ı bırakıp (Fuss)a bağlanmazlar. [Yani fıkıh bilgilerini bırakıp (Füsûs) kitabına bağlı kalmazlar.] Medine’de olan fütûhâtı bırakıp (Fütûhât-ı Mekkiyye)’ye sarılmazlar.

Bunun için bu büyüklere hasıl olan hâller gelip geçici değildir. Gafletsiz geçen vakitleri çok uzun sürer. [Allahü teâlâdan başka her şeye (Masiva) denir.] Masiva sevgisi kalplerinden öyle silinmiştir ki masivayı düşünmek için bin sene uğraşsalar kalplerine getiremezler. Başkalarına şimşek gibi çakıp geçen (Tecelli-i zatî) bu büyüklerden hiç ayrılmaz. Çabuk biten huzura hiç kıymet vermezler. Nur suresinin otuz yedinci ayetinde mealen, (Ticaret, satış yapmak, o büyük insanları Allah’ı hatırlamaktan alıkoymaz) buyuruldu. Bu ayet-i kerimede buyurulan kimseler bunlardır. Böyle olmakla beraber bu büyüklerin yolu yolların en kısasıdır, elbette kavuşturucudur. Başka yolların sonunda ele geçenler bu büyüklere başlangıçta verilir. Bunların kalpleri Hazret-i Ebû Bekir’in (radıyallahü anh) mübarek kalbine bağlıdır. Kalplerini bağlayan bu zincir, bütün başka meşayihın bağlarından üstündür. Fakat herkesin aklı bu büyüklerin aldığı zevki anlayamaz. Bu yolda bulunan kısa görüşlü kimseler bile bunların yüksekliklerine inanamazlar.

Kötülerse, anlamayan bu büyükleri eğer,
Hâşâ! Bu iftiradır; cevap vermesem değer.

Hace Ubeydullah-ı Ahrâr “kuddise sirruh” hazretleri buyurdu ki: “Bu yüksek zincirin halkaları olan büyükler, her gösteriş yapanlara, oynayanlara benzetilemezler. Onların kazançları çok yüksektir.”


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi