İKİYÜZALTMIŞÜÇÜNCÜ MEKTÛB

"Bu mektup, Meyan Şeyh Tac için yazılmıştır. Kabe-i rabbani hakkındadır ve namazın bazı üstünlükleri bildirilmektedir:

Allahü teâlâya hamd ve senalar olsun. O’nun seçtiği, beğendiği iyi insanlara selam olsun! Herkesi sevindiren teşrifiniz haberi, bu aşıklarınızı, sevenlerinizi çok sevindirdi. Bunun için de Allahü teâlâya hamtlar ve şükürler olsun!

Farsça iki beyit tercümesi:
Ey mavi sema! İnsaf et de öyle söyle!
Bu ikisinden hangisi daha hoştur şöyle:
Işık saçan güneşinin çıkışı mı şarktan,
Cihan dolaşan ayımın doğuşu mu Şam’dan?

Buraya kadar zahmet etmeyi arzu buyurduğunuza göre, bari çabuk teşrif ediniz ki sevenlerinizin gözleri yoldadır. Beytullah’tan yeni haberler dinlemek istiyoruz. Bu fakire göre; insanların ve meleklerin şekilleri, vücutları Kabe’nin şekline, suretine secde ettikleri gibi, bu suretlerin hakikatleri ve asılları da o’nun hakikatine secde etmektedir. O’nun hakikati bütün hakikatlerin üstü ve o’na bağlı olan kemalat, diğer bütün hakikatlere bağlı kemalatın üstüdür. Bu hakikat, sanki mahlukların hakikatleri ile ilahi hakikatler arasında bir geçittir. İlahi hakikatler demek, O’nun azametinin ve büyüklüğünün dereceleri olup orada sıfat ve keyfiyet yoktur. Yani "nasıl?" diye sorulamaz ve hiç zıl (gölge) ve suret yoktur. Dünyada olan terakkiler, yükselmeler ve zuhurlar, görünüşler, mahlukların hakikatlerinin sonuna kadardır. İlahi hakikatlerden (celle sultânühü) nasip almak ancak ahirette olacaktır. Dünyada bunlardan nasip ancak namazdadır ki namaz, müminin miracıdır; yani dünyadan ahirete yükselten bir merdiven gibidir. Namazda sanki dünyadan çıkıp ahirete gidilir ve ahirette kavuşulacak olan şeylerden haz ve zevk alınır.

Öyle zannediyorum ki namazda bu devletin hasıl olması Kabe’ye dönüldüğü içindir; çünkü orası ilahi hakikatlerin (teâlâ ve tekaddeset) zuhur ettiği yerdir. Görülüyor ki Kabe dünyada şaşılacak bir şeydir. Görünüşte dünyadaki evlerden biridir; hakikatte ise ahirettendir. Kabe dolayısıyla namazda da bu hâl hasıl olmuş; sureti de hakikati de dünyayı ve ahireti kendinde toplamıştır. Muhakkak olarak anladım ki namaz kılarken hasıl olan hâller, namaz dışında hasıl olan bütün hâllerlerin üstündedir. Çünkü bu hâllerin hepsi zıl ve suretten kurtulamamış, ne kadar yüksek ve kıymetli olsalar da asıldan nasip alamamışlardır. Namazdaki hâller ise asıldan nasiplidir. Zıl ile asıl ve bir şey ile gölgesi arasında ne kadar fark varsa bu iki hâl arasında da o kadar fark vardır.

Allahü teâlânın lütfu ve ihsanı ile müminlere ölüm zamanında hasıl olan hâl, namazdaki hâllerin üstüdür; çünkü ölüm, ahiret hâllerinin başlangıcıdır. Ahirete yakın olan her şey daha tamam ve daha üstündür. Çünkü dünyada suret görünüyor; ahiret ise hakikatin zuhur ettiği yerdir. Aradaki farkı bundan anlamalıdır. Bunun gibi; Allahü teâlânın ihsanı ile mezarda hasıl olan hâller, ölüm zamanında hasıl olan hâllerden üstündür. Kıyamet gününün hâli de kabir hâline göre böyledir; çünkü orada görülen daha tamam ve daha kâmildir. Cennet’te görülenler, kıyamet günündekinden daha tamam ve daha kâmildir. Hâllerin en üstünü ise Peygamberimizin (aleyhi ve alâ âlihissalavâtü vetteslîmât) haber verdiği yani, “Allahü teâlâ, ayrıca bir Cennet yaratmıştır ki burada huriler ve köşkler yoktur. Burada Allahü teâlâ güler gibi tecelli eder, görünür” buyurduğu yerdir.

Ahiretteki hâller dünyadaki hâllerin ve görünenlerin üstündedir; bunların da en üstünü hadis-i şerifte bildirilen Cennet’tir. Hatta dünya aslın, hakikatin zuhur edeceği, görüneceği yer değildir. Dünyaya mahsus olan zıllerin ve benzerlerin görünmeleri, bu fakire göre dünya işlerindendir ve hakikatte mahluklara, mümkinlere ait şeylerdir. Bunlardan bir kısmına sıfat-ı ilahiyyenin tecellisi, bazısına da Zat-ı ilahînin tecellisi gibi isimler vermişlerse de hepsi dünya şeyleri, zıl ve suretler tecellisi ve görünüşüdür. Bu fakire göre bu dünyada olan her şey suret ve hayaldir. Burada matlubun, maksudun kokusunu bile duymuyorum. Dünya ahiretin tarlasıdır ve tohum ekecek zamandır. Matlubu burada aramak boşuna uğraşmaktır, ele bir şey geçmez; yahut başka şeyleri matlub sanarak insan rüya ile, hayal ile oyalanıp kalır. Nitekim birçok kimse bu hâle düşmüştür. Dünyada asıldan haber veren yalnız namazdır. Matlubun kokusu yalnız namazda duyulur; namazdan başka şeylerde bu koku yoktur.

İyiliğe elverişli olmayan kimse,
Faydalanamaz, Peygamberi de görse.


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi