İKİYÜZALTMIŞSEKİZİNCİ MEKTÛB

"Bu mektup, Han-ı Hanan’a yazılmıştır. Peygamberlere varis olan âlimlerin kimler olduğu ve gizli bilgilerin neler olduğu bildirilmektedir:

Allahü teâlâya hamdolsun! O’nun seçtiği kullarına selam olsun! Buradaki fakirlerin hâli hamd etmeye layıktır. Sizin de selamette, afiyette ve doğru yolda olmanıza dua ederim. Konumuz ilimde varis olmak olduğundan vaktin izin verdiği kadar birkaç kelime daha yazıyorum. Hadis-i şerifte: (Âlimler, peygamberlerin varisleridir) buyuruldu. Peygamberlerin (a.s.) bıraktığı ilim iki türlüdür: 1. Ahkâm bilgileri, 2. Esrar bilgileri.

Bir âlimin varis olması için bu ilimlerin ikisinden de pay alması lazımdır. Yalnız birisinden pay alan kimse varis olamaz. Çünkü varis, bırakılan malın her birinden pay alır. Bir kısmından alıp başka parçalardan almaması olamaz. Belli bir kısımdan payı olana varis denilmez; buna alacaklı denir. Alacaklı olan yalnız hakkı olan maldan alır. Peygamberimiz (aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm) başka bir hadiste: (Ümmetimin âlimleri, İsrailoğullarının peygamberleri gibidir) buyurdu. Burada bildirilen âlimler de varis olan âlimlerdir. Alacaklı gibi olanlar değildir. Alacaklı olanlar kalan malın yalnız bir kısmından alırlar. Çünkü varis çok yakın olduğu için ve şahidi olduğu için malı bırakan kimse gibidir. Alacaklı olan ise böyle değildir. İşte varis olmayan âlim olamaz. Buna belki belli bir şeyin âlimidir denilebilir; mesela fıkıh âlimidir denir. (Âlim) varis olana denir ki her iki ilimden de nasibi vardır.

İlm-i esrar deyince çok kimse; tevhid-i vücudî [her şeyde bir olan varlığı görmek, bir olanda her şeyi görmek gibi] bilgileri sanır; “İhata, sereyan, kurb, maiyyet gibi hâl sahibi saliklerin anladıkları şeyleri bilmektir” der. Hâşâ! Böyle değildir. Bu bilgiler esrar bilgileri değildir. Bunlar peygamberlik makamına yakışacak bilgiler değildir; çünkü bu bilgiler tarikat sarhoşluğu ve hâllerin kapladığı zaman hasıl olur. Bunlar ayık ve şuurlu olanların bilgileri değildirler. Peygamberlerin bilgileri ise hem ahkâm bilgileri hem esrar bilgileri, hepsi ayık ve şuurlu bilgilerdir; hiçbirine dalgınlık bilgileri hiç karışık değildir. Dalgınlık bilgileri velâyet derecelerine uygundurlar çünkü veliler sekr (dalgın) hâlde olurlar. Bu bilgiler, olsa olsa velâyetin esrarı olurlar; nübüvvetin esrarı değildirler. Her ne kadar peygamberlerin de velâyetleri varsa da velâyete bağlı olan şeyler bu büyüklerde küçük kalmakta, peygamberliğe bağlı şeyler yanında yok gibi olmaktadır.

Güneş doğar, aydınlanır memleket,
sabah yıldızı görünemez elbet.

Kitaplarımda, mektuplarımda açıkladım; yine bildiriyorum ki peygamberlik derecelerinin üstünlüğü büyük bir deniz gibidir. Evliyalık dereceleri bu denizin yanında bir damla gibi kalır. Fakat ne yapayım ki peygamberliğin derecelerine yetişemeyen çok kimse: “Velâyet nübüvvetten daha yüksektir” dedi. Birçoğu da bu sözü çevirerek: “Peygamberlerin velâyeti kendi nübüvvetinden daha üstündür” dedi. Bunların hepsi de peygamberliğin ne olduğunu anlayamamışlardır; anlamadan konuşmuşlardır. Sekri [yani şuursuz, dalgınlık hâlini] sahvdan (yani uyanıklıktan) üstün görenler de böyledir. Sahvın ne olduğunu bilmiş olsalardı sahvın yanında sekri dillerine bile almazlardı.

Toprak nerede, temiz alem nerede?

Bunlar yüksek insanların sahvını cahillerin sahvları gibi sanmış olacaklar ki sekri sahvdan üstün tutmuşlar. Keşke cahillerin sekrini de yükseklerin sekri gibi bilselerdi de öyle söylemeselerdi. Çünkü akıllı olan herkes bilir ki sahv sekrden, yani ayıklık sarhoşluktan elbette iyidir. Cahillerin sahvları da böyledir, büyüklerin sahvları da böyledir. Evliyalığı peygamberlikten ve sekri sahvdan üstün tutmak; kâfirliği Müslümanlıktan üstün tutmaya ve bilgisizliği ilimden daha üstün tutmaya benzer. Çünkü küfür ve cehl (bilgisizlik) evliyalığa benzer; İslam ve marifet ise peygamberlikte olur. Hallâc-ı Mansûr “k.s.” diyor ki:

Allah’ın dinine inanmıyorum, küfür lazımdır,
Müslümanlar beğenmeseler de bence böyledir!

Muhammed aleyhisselam küfürden sakınmış, Allahü teâlâya sığınmıştır. İsra suresi seksen dördüncü ayetinde mealen, (Onlara de ki, herkes yaradılışında bulunanı yapar!) buyuruldu. İslamiyet’te İslam küfürden iyi olduğu gibi, hakikatte de İslam’ın küfürden iyi olduğunu bilmek lazımdır. Çünkü İslamiyet, hakikatin suretidir.

Sual: Evliyalığın (Cem) denilen derecelerinde küfür, cehl ve sekr bulunduğu gibi; daha üstündeki (Fark) denilen derecelerinde İslam, sahv ve marifet vardır. Böyle olunca, "küfür, sekr ve cehl velâyet derecelerinde bulunur" demek nasıl olur?

Cevap: Fark derecelerinde bulunan sahv ve benzerleri, cem derecelerindeki koyu sekre göre olan sahvdır. Oradaki sahv sekr ile karışıktır. Oradaki İslam da küfür ile karışıktır. Marifet de cehl ile bulanmıştır. Eğer yazılabilseydi fark derecelerindeki hâlleri ve marifetleri uzun uzadıya bildirir, o mertebede sekr ve benzerlerinin karışmış olduklarını açıklardım. Zeki olanlar böyle olduğunu düşünerek de anlayabilirler. Şaşılır, doğrusu çok şaşılır! Şu kadar bilmek lazımdır ki peygamberler (a.s.) bütün o büyüklüklerini ve üstünlüklerini peygamberlik yolunda buldular, velâyet yolunda değil! Evliyalık, peygamberliğin hizmetçisinden başka bir şey değildir. Evliyalık peygamberlikten üstün olsaydı; meleklerin yüksek olanlarında evliyalık başka velâyetlerden üstün olduğu için peygamberlerden (aleyhimüssalavâtü vetteslîmât) daha yüksek olurlardı. Evliyalığı peygamberlikten daha üstün bilenlerden birçoğu, meleklerin yükseklerindeki velâyetin peygamberlerdeki velâyetten daha üstün olduğunu görerek: “Meleklerin yüksekleri peygamberlerden daha üstündür” dediler. Böylece Ehl-i sünnet âlimlerinin (rh.a.) çoğunlukla bildirdikleri yoldan ayrıldılar. Bu yanlışlıkları hep peygamberliği anlayamamaktandır.

Peygamberlik zamanı uzaklaştığı için şimdi herkes peygamberlik derecelerini evliyalık derecelerinden aşağı sanıyorlar. Bunun için o’nun üzerinde sözü uzattım; işin iç yüzünü biraz aydınlatmış oldum. Ya Rabbi! Günahlarımızı affeyle, ayaklarımızı doğru yolda bulundur! Kâfirlere karşı savaşırken bize yardımcı ol! Âmin. Kıymetli kardeşim Meyan Şeyh Davud yanınıza geliyordu, bu yazılara sebep oldu.

 Vesselam.


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi