Andan kurtulamadum n'olduğumi bilmedim

Öküz ıssı geldi eydür boğazladun kazımı

 

Ondan kurtulamadım n'olduğumu bilemedim

Öküzün sahibi geldi dedi boğazladın kazımı


Arab'ın "sevr" dediği öküz, hayvanî sıfatlardan olan yemek, içmek, uyku ve cinsî münasebete işarettir. Kaz ise, "hırs" sıfatına işarettir. Ancak pis şeylerle gıdalanan domuz ve benzerlerinden farklı olarak kaz ve ördeğin hırsı, daha ziyade temiz şeyleredir. İnsan ile hayvan, hayvanî ruh'un sıfatında mutlaka müşterek olup, hususen öküz ve kaz ile temsil olunan sıfatlarda dahi ortaktır. Ancak insan, bazen harama meyli ziyadeleşip domuz sıfatı ile vasıflanır ve rüyasında dahi domuz görür. Helâle meyli arttığında ise kaz sıfatı ile vasıflanıp, uykusunun hayal gözünde o canlanır. Ve bazen, bu kaydettiğimiz hırslara delalet eden nesne gizli olur. Sülûkün başı, tabiî huy ve alışkanlıklardan kurtulmak olduğu için, bu yola giren kimse mutlaka hırstan kurtulmalıdır. Aksi halde, kendini ıslah edip düzeltmesi zordur.

Bu beytin mânâsı şudur:

Cinsi münasebet çokluğunda serçe kuşu gibi olan bu kötülenmiş şehvet ehlinin müdahalesinden kurtulamadım. Onunla mücadeleden kendimi bilmez hâle geldim. Birden fazla nikahımı hayvanî şehvet ile yorumlayıp beni, kendisiyle kıyaslıyor. İftira edip sövüyor. Ve onunla da yetinmeyip öldürmek için düşmanlık hançeri bileyliyor. Ben, onunla bu haldeyken bir hayvani tabiat sahibi gelip, "Sen benim hırs sıfatımı boğazladın" diye benimle münakaşa ediyor ve bana düşmanlık gösteriyor. Zira, tabiatımı ıslah ettiğim için hırs sıfatı benden ayrılmıştır. Bende boğazlanmış olan sıfat, düşmanımda canlı olduğundan çekişme ve ihtilafı elden bırakmıyor...

Nitekim, aralarında düşmanlık olan iki kişiden birine, "Filan sana niçin buğz ediyor?" diye sorulduğunda, o şöyle cevap verir: "Ben onun kardeşini öldürdüğüm için..." Yani, benim nefsim, onun nefsinin biraderi idi ki, ikisi dahi ruh ve cismin evliliğinden hasıl olmuş kuvvetlerdir. Ben, cehd ve gayret ile nefsimi öldürüp heva ve hevesimden kurtuldum. O ise, nefs ve hevasıyla kaldığı için bana buğz ve düşmanlık ediyor...

Bu söylenenlerden anlaşıldı ki, her bir insana, nefs ile tabiî ve nefsani sıfatlar beraber olarak verildi; lakin bazıları Allahu Teâlâ'nın yardımıyla tabiat ve nefslerini ıslah etmekle onların belalarından ve böylece de halkla düşmanlık ve çekişmeden kurtuldular. Nefs ve tabiatları arasında sıkışıp kalanlar ise cinler taifesiyle olan itişip kakışmadan kurtulamadıkları gibi temiz kişiler hakkında dahi cehâletleriyle dedikodu ettiler. Nitekim Kureyş'in azgınları, Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem hakkında, "Bu nasıl Peygamber ki, yemek yiyor, çarşılarda geziyor?" dediler. Yani, yemek-içmek ve emsâli işlerin peygamberliğe engel olduğu hükmüne vardılar. Bilmediler ki, "De ki: Ben ancak sizin gibi bir beşerim" ayeti gereğince, beşeriyet sûretinde müşterektirler; "Şu kadar ki, bana vahyediliyor" sırrı hükmünce, Peygamber onlardan üstün ve ayrı tutulmuştur. Fazla nikah sebebiyle dahi kötüleme kastıyla dil uzattıklarında "Andolsun ki biz, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da zevceler ve evlat verdik" ayetiyle red olundular. Zevceler ve zürriyet risâlet engeli değildir; çünkü, başkalarına olsa da, Resul ve mirasçılarına perde olmazlar.