Kerpiç koydum kazana poyraz ile kaynatdum

Ne bu diyüp sorana bandum virdüm özini

 

Kerpiç koydum kazana poyraz ile kaynattım

Nedir diye sorana bandım verdim özünü


Bu tuhaf beyitte, "kerpiç", insanın balçık hâlinden hâsıl olan ruh ameline; "kazan", kalbe; kıblenin kuzeyinde ve gün doğusundan aşağıda, lodos mukabili bir rüzgâr olan "Poyraz" ise, insanî soluk ve mecazî nefese işarettir.

Yunus'un kendi hâlinden haber vermek yerine başkaları için kinaye olsun diye söylediği bu beytin mânâsı şudur: Kalp kazanına çiğ bir amel koydum ve kuru poyraz hükmünde olan mecazî solukla üfürerek onu pişirdim; ancak, ruha gıda olmaya elverişli bir şey elde edemedim. "Bu kaynattığın halde pişmeyen şey de nedir?" diye soran yol yakınlarıma, kaynattığımın özünden bandırıp verdim. Heyhat; özü olmayan şeyin nesini ikram edebilirsin ki!.. Onun için, benim hâlim ve işlerim alay mevzuu oldu. Eğer çamurdan vücud bulan tabiatım, doğru amel ve samimi bir nefes ve solukla üflenip, aşk ateşi ve muhabbetle pişirilseydi, amelin şekliyle beraber mânâsını da bulur, cismen ve ruhen tam olurdu. O zaman ruh gıdası olmaya da liyakat kazanırdı. Ve ben de düzgün amel sahipleri arasında rezil olmaz, dünya ve ahirette fezâhat bulmazdım.

Mesneviden:

"Hest tesbihat buhâr-ı âb u gil

Mürg-i cennet şod zi-nefh-i sıdk-ı dil"

(Senin tesbihin su ve çamurun buharıdır
Cennet Kuşu gönül sıdkının soluğudur.)

Yani, su ve çamurdan yaratılmış insanın lisanındaki tesbihat, buhardan ibarettir. Buharın cennet kuşu olması için, gönül ihlası ve doğruluğu gerekir. Nitekim, Resulullah sallallahu aleyhi vesellem tarafından, çamur ile tasvir edilen ve gece kuşu denilen yarasa, Allah'ın emriyle Rahmanî nefes üflendiğinde sabah kuşu denilen bülbül olup kanatlanır. Çamur, bülbül olmak için Rahmanî bir nefese muhtaç iken, çamurun eseri olan zikir ve amellerin dahi hususi bir soluğa ihtiyacı vardır. Ta ki, mülk aleminden, melekut alemine kanat açsın ve ham iken pişmiş ve aşağı mertebeden kurtulmuş olsun.

 

Hadis-i Şerif:

"İnsan, su ve çamura harcadığından başka bütün sarf ettiği şeylerle sevap kazanır."

İnsanın işleri âraz hükmünde olup, niyete bağlıdır; eğer kişinin kastı doğru ise amel, niyete bağlı olarak cevherleşip kıymet kazanır ve yücelerdeki makamına erişir. Aksi halde çamur olmaktan kurtulamaz.

Hadisteki mânâ, topraktan yapılan mescit, tekke ve ibadet yerleri için de geçerlidir. Yani, bu âlemin ötesi için semere ve netice talep edilmeksizin taşa, toprağa ve binaya sarfedilen malda, ecir ve fayda bulunmadığına işarettir. Zira, nihayetinde bir poyraz ile dağılıp heba olurlar ve yerlerinde yeller eser.

Bazı sâliklerin, Hazreti Ali'nin (kerremallahu veche) tereyağı ile kaynayan kazanına banıp durdukları halde, ekmeklerine yağdan bir şey bulaşmaması, ekmeklerinin, şüphe sebebiyle cevherden mahrum olmaları sebebiyledir ki, lezzetten mahrum kalmışlardır.

İmdi, ey imanlı gönüldaşım... Düşün bakalım; nasihat ve ders verme, yahut şeyhlik sanatı ve benzeri işlerden hangisi içinde bulundun ve üzerine aldığın hangi işin hakkını verdin? Yoksa, keyfiyetsiz bir isimden mi ibaretsin? Aman, halihazırdaki işlerinde Yunus'un haber verdiği kimselerden olma! Medreselerin kuru kürsülerinde ve şeyhlik ismi altında sûret ehli olmaktan sakın! Herkes lisanı ile zikreder ve başka cevherleriyle amel eder; ancak, bazılarının ameli yüzüne çarpılır ve bazılarınınki de kafalarının üstüne çıkmadan geriye döndürülür.

Hadis-i Şerif:

"Allah sizin sûretinize ve işlerinize bakmaz; belki o kalplerinize ve niyetlerinize bakar."

Kabuk ile özün makbûliyeti ancak birlikte oluncadır; insanî şerefin ruh ve cisim beraberliğinde olduğu gibi. İçi olmayan cevizden ne çıkar ki... İyi anla!