İplik verdim çulhaya sardı yumak eyledi

Becid haber gönderdi gelsin alsın bezini

 

İplik verdim dokumacıya sarıp yumak eyledi

Acil haber gönderdi gelsin alsın bezini


Bu beyt, sâdık istekli ile eksik veya yalancı şeyhin hâlini, temsili olarak, farklı bir ifadeyle anlatır. "İplik", müridin hâlinden bir emâredir ki, onun sülûkün başlangıcında iplik gibi dağınık ve perişan olduğuna işarettir. Ve "çullah" denilen dokuyucudan murad, irşad kabiliyetinden mahrum mürşittir. Cümledeki yeri itibariyle, "Becid" kelimesindeki "be" (ile) mânâsınadır. "Cidd" ise Arabî lügat olup, caizdir ki, becid, “ciddiyet ve sürat ile" mânâsına, Türkî bir terkiptir.

Beytin anlamı şudur: Dağınıklığımın giderilmesi ve bez gibi bir bütünlüğe ermek için hâl ipimi ve terbiye halatımı, dokuyucu misâli bir şeyhe teslim edip, kapısına gidip geldim. O ise, acele ve çabuk tarafından, işin bittiğini ve terbiyenin nihayete erdiğini söyleyip, "Gelsin bezini alsın, 'hâl gömleği' bütünüyle tamamdır, baştan ayağa giyinebilir" diye bana haber gönderdi.

Halbuki, bez dediği, daha yumak hálidir, yani birinci toplanış, cem'-i evveldir. "Cem'ü'l-cem" olmaya daha vakit ve amel lazımdır. İplik, hemen bez olmaz. Taş, kırmızıya dönüp lal oluncaya kadar sabretmeli kanın süt olması için zaman geçmelidir. Ve sâlikin fark halinden tamamıyla kurtulması için keşfin başlamasından sonra kırk seneye yakın bir zaman beklemek gerekir ki, buna "büluğa eriş" derler. Sülûk yaşı dahi budur; zira perde altında geçirilen vakit, ömür saatinden sayılmış değildir.

Sâlikin, ferdâniyet âlemine ayak basabilmesi için öncelikle unsuru olduğu terkipten, çözülüp ayrılması gerekir. Hacc'ta olan kimsenin Mikat'ta üzerindekileri çıkarıp ihrama girmesi gibi... Zira ihramda diğer giysilere kıyasla az bir bezle örtünmek vardır. Beyt ise, zati sırların makamı ve hazreti ferdaniyetdir. Sırrın sûretine ermek için nasıl ki dış terkiplerden çözülmek lazım geliyorsa, sırrın kendine büluğ için de batınî terkiplerden çözülmek gerekir. Zira bu terkipte dağınıklık vardır. Bu dağınıklığı gidermek ve gönül bütünlüğüne ulaşmak için mürşide sımsıkı bağlanırlar. Eğer mürşit, usta bir dokumacı gibi irşadında kâmil ise, dokumacının ipliği yumak ve yumağı bez eyleyip elbise olmaya hazır etmesi gibi, terbiye ile müridin dağınıklığını giderir ve işin sonunda onu bez gibi dokumuş olur.

 

Zâhiren ve bâtınen iki çeşit hırka giymiş olan, Zât sıfatlarının dahi peçesidir.

Nitekim Hadis-i Şerifte gelir:

"Yerlere ve göklere sığmadım; mümin kulumun kalbine sığdım."

Bu hadîsi etraflıca düşün.

Sahte dokumacının elinde iplik bez hâline gelmeyeceği gibi, eksik şeyhin elindeki müridin de, gönlü cem edilmişlerden olamaz.