|
|
Bir bağaya sataşdum
gözsüz köpek yoldaşı
Sordum haber virmedi
Kaysarıya'dur azmi
Bir kaplumbağaya rastgeldim köstebek yoldaşı
Sordum haber vermedi Kayseri’yedir âzimi
"Kaysarıya", Hazreti Mevlana'nın üstâdlarından
Seyyid Burhaneddinü'l-Muhakkikü'l-Hüseyniü'l Tirmizînin mezarının da bulunduğu,
Anadolu'da bilinen bir şehirdir. "Himem-gayret" mertebesinin üstündeki bir
keyfiyet olan "azm", bir işi yapma kastındaki mevcut gayretin, hayr ve şer
tarafları gözetilerek kuvvetlenip kat'îleşmesidir.
"Kaplumbağa" ile kastedilen, derviş kılığına bürünmüş kimsedir. Görenler,
üstündeki hırka sebebiyle onu, gerçekten gayretli ve manevî bir yolun yolcusu
zanneder. Lâkin o, kör bir köpeğe benzeyen nefs-i emmârenin yoldaşı olmuş, onu
kendine yol arkadaşı edinmiştir. Yoldaşı nefs olan, Râhman'ı bulamaz. Körün
yedeğine giren ise ermeye çalıştığı menzilin başına ulaşamaz; belki de yolda
kalır.
Menzil, kalbin Kaysarıya'sıdır ki, uzaktadır. Vaktiyle Kayser'in mülkü ve küfür
diyarı olan Kaysarıya gibi, kalb Kaysarıya'sı da nefsin arzuları elinde kalmış
ve üstü, kat kat perdelerle tahkim edilip, örtülmüştür... Onu düşman elinden
kurtarmak için, evvela bu yolun ileri gelenlerinden birinin sohbetine girmeli ve
ruhani kuvvetlerin medet ve yardımıyla işe girişmelidir.
Dar geçitleri ve engelleri itibariyle uzun uzadıya olan bu yolda, biri sakınma
ve yüz çevirmeye yönelik, diğeri ikbal ve kavuşmaya dönük iki adım atmak gerekir. Amma ortada, aşk ve cezbe dahi lâzımdır. Nitekim Muhammediyye'de gelir:
"Yana aşk odına sıza bınar beyne nureyn"
Güçlü ve paralayıcı sıfatlı bir köpeğe benzeyen nefs-i emmâre, dünya pisliğine
ihtiraslı ve Hakk'a bakışta kördür. Müşrik'tir ve "birlik" cemâlinden mahrûmdur.
Onun bakışı, çokluk yönüne olduğu içindir ki, kaplumbağa ona yoldaş olmuştur.
Kaplumbağanın biri makbul, biri reddedilen iki hususiyeti vardır. Makbul olan
vasfı "himmet"tir. Doğan kuşu gibi yavrusu doğuncaya kadar gayret ve bakışı
yumurtasından ayrılmaz. Kötü ve reddedilen hususiyeti ise başkasının yardım ve
himmetini gözlemesidir. Onun için, gözleri başkasına ve yabancıya dönük olanlar,
haşrde kaplumbağa sûretinde olur.
Ve nazımda gelir:
"Kaplumbağa olurmuş baksa bir er gayrıya."
Ve bundan anlaşılmış olmalı ki, bir şeyin kendi parçası dahi yabancı olduğuna
göre, kendinden olmayanlar kimbilir nicedir. Onun için Hakk'tan gayra bakmak,
makbûl değildir.
İnsanın sağ gözü ahirete ve sol gözü dünyaya bakıcıdır. Ne zaman dünyaya iltifat
kapısı kapanırsa, sol göz, aniden körleşir ki, bu makbûl bir körlüktür. Ve ne
zaman ahirete bakmak kapısı örtülür ise sağ göz kapanmış olur ki, bu evvelkinden
daha makbul bir körlüktür. Yani, bu iki gözde de herhangi bir şeye iltifat
kalmamış olması gerekir.
Hadis meâli:
"Dünya ve ahiret Allah âşıklarına haramdır."
Yaratılmış âleme mahsus göz ortadan kalkıp Hakk alemine mahsus göz açılınca,
ortada yön ve cihet diye bir şey kalmaz ve belki, vücud âzâlarının tamamı görücü olur. Nefsin bakışı ile görünen halk alemi iken, ruhun bakışı ve sırrın
gözüyle seyredilen Hakk'tır. Böylece nefsin sıfatı olan köpeklik ve benzeri
vasıflar, ruh ve sırrın sıfatlarına çevrilir.
Hadis meâli:
"Allah, insanı kendi sûretinde yaratmıştır."
Eğer "azm" edeceksen, hayr talebiyle azmet ve gözlerinin açılmasını istersen
kör olmaya gayret et. Zira sır gözünün açılması için vücut gözünün kapanması
gerekir. Diğer âzâların için de öyle...
Âyet meâli:
"Biz İbrahim'e göklerin ve yerin büyük mülkünü gösteriyorduk."
Bu ikisinin sır ve hakikatleri, kalp ve ruh gözüyle anlaşılabilir.
|
|