|
|
Gözsüze fısıldadım sağır
anı işitmiş
Dilsiz çağırur eydür anlamadun
sözümi
Gözsüze fısıldadım sağır onu işitmiş
Dilsiz çağırıp der anlamadın sözümü
Bazı nüshalarda bulunduğu için, araya
sıkıştırılan bu beyitte geçen "gözsüz" kelimesi ile, insanların ayıplarını
gören ancak Hakk'ın âyet ve işaretlerini müşahede edemeyen kimseler
kastedilmiştir.
Âyet meâli:
"Rabbim, beni niçin kör olarak dirilttin; halbuki ben görüyor idim."
"Fısıldamak", nasihat maksadıyla mırıldanarak söylemektir. Tenha bir yerde
olmalıdır, çünkü “İnsanlara halk içinde nasihat etmek azarlamak gibidir."
"Sağır" ile kastedilen, fenâlıklara kulak tutan ve Hakk kelamından yüz
çevirendir.
"Dilsiz", çirkin ve ayıp şeyler söyleyendir. Her işin karşılığı kendi cinsinden
olduğu için, Hakk kelamını konuşmaktan kaçınanlar için de "dilsiz" sıfatı
geçerlidir. Yani, Hakk'ın kelâmını duymuş olsun veya olmasın, söz dinlemeyen
kimseler gibi amel etmeyenler de kastedilmiştir.
Şu da caizdir ki, dilsiz ile kastedilen, mürşid-i kâmil dahi olabilir. Zira
demişlerdir ki, "Allah'ı bilen kişi konuşamaz hâle gelir." Lâkin, irşat hâlinde,
düğüm açılır ve "Allah'ı bilen kişinin dili çözülür...”
Hakikat ehline göre, dilsizlik, olgunluk alametidir. Onun için bazı irfan
sahipleri, ehil olmayanlar ile konuşmayı dilediklerinde lisanları tutuk olurdu.
Böyle yerlerde, hayvanî sıfat ile vasıflanmak gerekir, çünkü hayvanın lisanı
vardır, ancak konuşması yoktur.
Demişlerdir ki, kartal dedikleri kuş, ebkem, yani dilsizdir. Bunun sebebi şudur
ki, Hazreti Harun (a.s.) vefat ettiğinde, melekler onu defnedip, gözlerden
gizlerken meğer kartal, bu işten haberdâr olmuştur. Bu Sırrı Beni İsrail'e ifşâ
etmesin diye Hakk Teâlâ lisanını tutuk etmiştir.
|
|