Yunus Emre'nün sözi hiç sözlere benzemez

Cahillerün ucından örtdü ma'na yüzüni

 

Yunus Emre'nin sözü hiçbir söze benzemez

Câhillerin yüzünden örttü mânâ yüzünü


Emre, Türk dilinde medih lakaplarındandır; Türkler ve Rumlar arasında kullanılan "atabey", "lala" ve benzeri kelimeler gibi...

Yunus Emre, Anadolu'da, Keçiborlu isimli kasabanın yakınındaki büyük bir gölün doğu tarafında olan Puşti tarafından bir köyde doğup büyümüştür. Mezarı da oradadır. Şundan biliyorum ki, bu irfanî kelimeleri kalem ucuyla, bir tertip sırasıyla kayda geçiren Şeyh İsmail Hakkı olarak, bir zaman, mukim olduğum Bursa'dan, Hac maksadıyla yola çıkıp, gayret atımı Antalya tarafına sevk etmiş ve zikrettiğim kasaba nahiyesine vardığımda, orada, anadan doğma bir tarikat ehliyle tanışmıştım. İnciye benzer sözlerini kulağıma küpe eyleyen bu zâtın anlattıklarına göre, çok önceleri Buhara taraflarını istila eden Türklerin ıztırap yeli ve her şeyi yıkıp dağıtan kötü fırtınası sebebiyle Allah dostlarından bazısı, ikamet ettikleri gül bahçesi konaklarından yaprak misali kopmuş ve perişan olmuşlar... Bu cümleden, Şeyh Sinan Efendi isimli bir ulu kimse, bir göçebe gibi yollara düşmüş ve nihayet Yunus Emre'nin köyü olan bu yere çoluk çocuğuyla yerleşmiş. Tapduk Emre'yi irşad eylemiş. Daha sonraki zamanlarda zuhûr eden Yunus Emre de, zâhiren ve bâtınen Tapduk'a bağlanmış ve ağzına kadar dolu feyz bardağını onun elinden içmiş.

Nitekim buyurur:

"Yunus bir togan idi, kondi Tapduk eline

Avın şikâre geldi bu yuva kuşı değül"

Bu üç aziz şahsın, o köyde fâni aleme vedâ ettiği ve felek misâli bir kubbe altında huzur içinde yattıkları herkesçe bilinmektedir. Yunus Emre'nin ümmî olduğu ve her ne zaman okumaya niyetlense, harf hecelemeye dilinin dönmediği Tezkire-i Latifi'de yazılıdır. Amma o, gayb lisanıyla konuşur. Söylendiğine göre, Yunus Emre, önceleri, yaşadığı şehrin müftüsü imiş. Dolayısıyla, ona başka yerin müftüsü diyenler ve Bursa'da Şibli mahallesi mescidinin hariminde gömülü ve Şeyh Yunus diye bilinen kimseyi dahi Yunus Emre diye bilenler yanılmıştır.

"Hiç", Farisî bir lafızdır ve "yok" mânâsına gelir. Yani, Yunus Emre'nin sözü yanında diğer sözlerin itibarı olmadığı gibi, aralarında bir münasebet dahi yoktur. Şeyh Yunus bu lisanın sonuncusu, yani mühürleyicisi olup, sonra gelen zevk erbâbının her biri onun yolu üzerine gitmiş ve nâzımda onu taklit etmiştir. Başkalarının nâzımları, Yunus'un şiirinden mânâ bakımından değil, belki bediî ifade ve akıcılık yönüyle farklı olabilir.

"Câhil", ârif'in zıddı olup, böyle yerlerde iddiacı veya âbid ve zâhid kastedilir. Zira âşık ve ârif üzerine şiddetle saldıran, galiba onlardır. Bu haddini bilmezlerin kınamaları ve başa kakıcılıklarının zahmetinden ötürü, mânâ ve hakikat yüzü, başıboş sözler ve temsil örtüsüyle gizlenmiştir... Tâ ki, inkâr ediciler bilgilenmesin; iddiacı ve mukallitler de onu anlamaya yol bulmasın diye...

Nitekim Mesnevi'de gelir:

"Sevgilinin sırrının örtülü olması daha hoştur."

Fakir Hakkı'nın kaleminden, sülûk ehlinin avucuna dökülen budur. Allah ona ve onlara durmadan yağdırsın. 1118 senesinin sonunda bitti.