Bu, en çirkin günah ve fahiş ayıplardandır. İsmail b. Vâsit121 diyor ki; Resûli Ekrem'in irtihalinden sonra Ebû Bekir es-Sıddık (r.a.) bir hutbe îrâd etti. Hutbesinde “Geçen sene Resûli Ekrem burada aramızda idi ve şöyle buyurdu” dedi ve ağladıktan sonra: "Yalandan sakının, o, fücûr (kötülük) ile beraberdir ve her ikisi de Cehennem'dedir” buyurdu.
Ebû Ümâme de diyor ki; Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Yalan, nifak kapılarından bir kapıdır.”122
Hasan diyor ki; nifak, iç ile dışın, söz ile işin birbirine uymamasıdır. Nifakın anası yalandır.
Yine Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“En büyük hıyânet, arkadaşına haber verdiğin bir sözde o sana inandığı hâlde, senin ona yalan söylemendir.”123
İbn Mesûd'un (r.a.) rivayetinde Resûli Ekrem (s.a.v.):
“Kişi yalan söylemek ve yalancılıkla meşgul olmak sebebiyle Allah katında yalancılardan yazılır” buyurmuştur.124
Bir defa Resûli Ekrem bir koyun alışverişine tesadüf etti. Biri "Şu kadardan eksiğe vermem" diye yemin ediyor. Diğeri de "Şu kadardan fazla vermem" diye yemin ediyor. Sonra baktı ki, adam koyunu almış gidiyor. Bunun üzerine peygamberimiz "Birinize günah ve keffâret îcâb etti" buyurdu.
Yine Resûli Ekrem şöyle buyurmuştur:
“Yalan, rızkı azaltır.”125
Diğer hadisde ise:
“Muhakkak ki tüccarlar facirlerdir” buyurmuştur. Bunun üzerine “Yâ
Resûlâllah, Allah alışverişi helâl etmedi mi?” deyince, Resûli Ekrem:
“Evet, fakat onlar yemin eder günâha girerler, konuşur yalan söylerler” buyurdu.126
Başka bir hadisde:
“Üç kişi ile kıyamet günü Allah konuşmaz ve onlara bakmaz. Bunlar: Verdiği sadakayı başa kakan, meta'ını yalan yemîn ile satan ve kibirli kibirli ridâsını sallayarak dolaşan kimselerdir.”127
Yine bir rivayette:
“Bir kimse Allah'a yemîn eder ve bu yemînine sivrisineğin kanadı kadar yalan katarsa, kalbinde kıyamete kadar devam eden bir leke olarak kalır” buyurmuştur.128
Ebû Zer'in (r.a.) rivâyetinde Resûli Ekrem (s.a.v.) Allah'ın sevdiği üç kimseyi saydıktan sonra şöyle buyurdu:
“
Üç kimseyi Allah sever. Bunlardan biri, bir ordu içinde bulunup da öldürülünceye veya zafere ulaşıncaya kadar başını bu yola koyup harb eden. İkincisi, bir adamdır ki, kendisine eziyyet eden kötü bir komşusu vardır. Oradan göç edinceye veya bir taraf ölünceye kadar onun eziyyetine sabreder. Üçüncüsü, bir adamdır ki, arkadaşları ile yolculuğa veya düşmân üzerine çıkmışlar, uzun süre gece yolculuğu kendilerini yormuş, herkesin canı yatmağı arzûlamış. Bu esnâda arkadaşları yatıp istirahat ederken kendisi yatmaz, bir kenâra çekilip namaz kılar ve yolculuk için arkadaşlarını uyarıncaya kadar ibadetle meşgul olur.
Üç sınıf insâna da Allah buğzeder: Çok yemîn ile mal satıp alışveriş eden tüccar, böbürlenen yoksul ve verdiğini başa kakan cimridir.”129
Yine Resûli Ekrem:
“Yazıklar olsun o kimseye ki, milleti güldürmek için yalan söyler; vay ona, vay ona, vay ona” buyurmuştur.130
Yalanın kabir azabındaki dehşeti hakkında Resûli Ekrem (s.a.v.) bir rüyasını şöyle anlatmıştır:
“Gördüm ki güyâ bir adam geldi ve bana ‘kalk’ dedi. Onunla beraber kalktım. Biri ayakta, diğeri oturan iki kişi ile karşılaştım. Ayakta duran adam elindeki demirden çengeli oturan adamın ağzından bir kulağı tarafına geçirir, çeker ve onu kâhiline kadar yırtar. Sonra döner, öte taraftan aynı vaziyette çengeli çeker yine yırtar. Bir tarafı çekip yırtınca öbür taraf iyi olur, oraya geçer ve böylece devam eder. Beni kaldırana ‘Bu nedir?’ diye sordum. Adam: ‘Bu yalancıdır. İşte kıyamete kadar kabrinde böyle azab olur’ dedi.”131
Abdullah b. Cerad diyor ki, Resûli Ekrem'e:
Mü'min zinâ eder mi? diye sordum. Resûli Ekrem:
Olabilir, zinâ eder, buyurdu. Ben:
Yalan konuşur mu? diye sordum. Resûli Ekrem:
Hayır, konuşamaz, buyurdu. Sonra Resûli Ekrem sözüne şu âyeti celileyi ekledi:
Ebû Said Hudri (r.a.) de Resûli Ekrem'in şöyle duâ ettiğini işittim demiştir:
“Allah'ım, kalbimi nifaktan, edeb yerimi zinâdan ve dilimi yalandan temizle.”132
Yine Resûli Ekrem (s.a.v.):
“Üç kimse vardır ki, Allahu Teâlâ onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları tezkiye etmez. Onlar için elîm bir azab vardır. Bunlar: Zinâ eden ihtiyar, yalan konuşan hükümdar ve kibirlenen yoksullardır.”133
Abdullah b. Amir anlatıyor: Ben küçüktüm, Resûli Ekrem evimize gelmişti. Ben oynamağa gidiyordum. Annem bana ‘gel sana bir şey vereceğim’ dediğinde Resûli Ekrem sordu:
“Ona ne verecektin?” Annem “hurma” deyince şöyle buyurdu:
“Dikkat et, eğer bir şey vermeyecek olsan ve bunu aldatmak için söylesen sana bir yalan günahı yazılırdı.”134
Yine Resûli Ekrem:
Yine Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Dikkat edin, size en büyük günahları haber vereyim mi? Allah'a şirk koşmak, anne ve babaya âsî olmak... Dikkat edin, üçüncüsü de yalan yere şahidlik etmektir.”136
İbn Ömer'ın (r.a.) rivâyetinde şöyle buyurulur:
“İnsan bir yalan söylediği zaman, onun pis kokusundan melek bir mil mesâfe ondan uzaklaşır.”137
Enes'in (r.a.) rivâyetinde:
“Benim için altı şeye kefalet edin, ben de sizin Cennet'e girmenize kefâlet edeyim: Sizden biriniz konuştuğu zaman yalan söylemesin, söz verdiği zaman sözünde dursun, îtimad edildiği zaman emânete hıyânet etmesin, gözünüzü (harama bakmaktan) çekin, edeb yerinizi koruyun, elinizi haramdan çekin.”138
Diğer bir hadisde:
Ağzını yalana alıştırır, kendisini haksız yere öfkelendirir ve ibadetten alıkoymak için de uyku verir.
Hz. Ömer (r.a.) bir gün îrâd ettiği bir hutbesinde dedi ki: Ben nasıl karşınızda
dikiliyorsam, bir defa Resûli Ekrem de böyle kıyam ederek şöyle buyurdu:
"Ashabıma ihsân edin, sonra onları takib edenlere [Tâbiîn'e] hürmet edin. Sonra yalancılık şâyi olur. Hatta yemin teklif edilmeden adam yemin eder, şehadeti istenmeden adam şehadette bulunur.140
Yine Resûli Ekrem (s.a.v.):
"Kim, yalan olduğunu bilerek benden hadîs rivâyet ederse, o da iki yalancının biridir" buyurmuştur.141
Yine Resûli Ekrem:
"Kim, bir Müslüman'ın (veya her hangi bir kimsenin) haksız yere malını almak için yalan yere yemîn ederse, Allahu Teâlâ kendisinden gazablı olduğu hâlde Allah'a mülâki olur" buyurmuştur.142
Rivâyete göre Resûli Ekrem, yalan söyleyen bir adamın şehadetini reddettikten sonra mü'minde yalanın bulunamayacağı hakkında Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Her haslet mü'minde bulunabilir, yalnız hıyânet ile yalan bulunamaz.”143
Hz. Aişe (r.a.) diyor ki: Resûli Ekrem'in ashâbı arasında yalandan daha kötü huy düşünülemezdi. Resûli Ekrem, ashâbından birinin yalan konuştuğunu duyduğu zaman, o adamın tevbekâr olduğunu öğreninceye kadar bu onun içinden çıkmazdı.
Musâ aleyhisselâm "Ya Rab, amel bakımından senin katında kullarının en hayırlısı kimdir?" diye sual etti. Allahu Teâlâ "Dili yalan konuşmayan, kalbi kötülük düşünmeyen ve edeb yeri zinâ etmeyen kimsedir" buyurdu.
Lokman oğluna "Oğlum, yalandan sakın, zîra o serçe eti gibi tatlıdır. Ondan az kimseler kurtulabilir" demiştir.
Doğruluğu övnek üzere Resûli Ekrem:
"Dört haslet sende bulunduğu takdirde, dünyalıktan diğer ayıbların sana zarar vermez. Doğru konuşmak, emâneti korumak, güzel huylu olmak ve haramdan çekinmektir" dedi.144
Resûli Ekrem'in irtihâlinden sonra Hz. Ebû Bekir îrâd ettiği bir hutbesinde dedi
ki: "Geçen sene aynen burada Resûli Ekrem bir hutbe îrâd etti ve hutbesinde:
Muaz (r.a.) diyor ki; Resûli Ekrem bana:
"Allah'tan korkmak, doğru konuşmak, emâneti yerine getirmek, ahde vefâ, herkese selâm vermek ve herkese karşı alçak gönüllü olup merhamet ve şefkat kanatlarını germeği sana tavsiye ederim" buyurdu.146
Bu husus ile alakalı nakiller:
Hz. Ali (r.a.) buyuruyor: "Allah katında en büyük hatâ, yalan söylemek ve en
büyük pişmanlık, kıyamet günündeki pişmanlıktır."
Ömer b. Abdülaziz: “Gömleğimi sırtıma aldım alalı yalan konuşmadım” demiştir.
Hz. Ömer (r.a.) ise: “Sizi görmeden bizim için en çok sevimliniz, ismi güzel olanınızdır. Gördükten sonra en sevimliniz, ahlâkı en güzel olanınızdır. İmtihan ettiğimiz zaman en sevimliniz; en doğru konuşanınız, en emîn olanınızdır” demiştir.
Meymun b. Ebî Şebih147 "Bir kitab yazmak için oturmuştum. Bir mevzû ile
karşılaştım. Onu yazacak olsam kitabımı güzelce süslemiş olacaktım, fakat yalan
olduğunu bildiğim için yalancı da olacaktım. Bunun için onu terke karar verdim.
Tam bu sırada evin köşesinden bir ses geldi: O seste şu âyeti celîle'yi
duydum:
"Âllah mü'minleri, dünya hayatında ve âhirette sağlam bir söz üzerinde tutar" (İbrahim: 27).
Şa'bi, "Yalancı ile cimriden hangisinin, Cehennem'in daha derin kuyusuna atılacağını bilmiyorum" demiştir.
İbnü's-Semmak da "Ben yalanı terk ettiğimden dolayı mükafatlandırılacağımı sanmam; çünkü ben onu utancımdan terk ediyorum" demiştir.
Hâlid b. Velid'e (r.a.):
Bir adam, bir defa yalan söylemekle kendisine yalancı denilebilir mi? diye
sorduklarında, Hâlid:
Evet denilir, diye cevab vermiştir.
Mâlik b. Dînâr diyor ki: Bir kitabda okudum: Hatibin hutbesi ameli ile karşılaştırılır. Şâyet muvafık geliyor ve söylediğini yapıyorsa, tasdik edilir. Hutbesi ameline uymuyorsa, dudakları ateşten makaslarla kesilir ve her kesildikçe yeniden biter ve tekrar kesilir.
Yine Mâlik b. Dinâr diyor ki: Doğru ile yalan, biri diğerini çıkarıncaya kadar kalbde boğuşur dururlar.
Ömer b. Abdülaziz, Velid b. Abdülmelik'e bir şey anlattı. Velid, Ömer'e "Yalan söylüyorsun" dedi. Ömer "Yalanın yüz karası olduğunu bildiğimden beri yalan konuşmuş değilim" dedi.