On beşinci Beyân

Ondördüncü âfet - Yalan söylemek ve yalan yere yemin etmek

Bu, en çirkin günah ve fahiş ayıplardandır. İsmail b. Vâsit121 diyor ki; Resûli Ekrem'in irtihalinden sonra Ebû Bekir es-Sıddık (r.a.) bir hutbe îrâd etti. Hutbesinde “Geçen sene Resûli Ekrem burada aramızda idi ve şöyle buyurdu” dedi ve ağladıktan sonra: "Yalandan sakının, o, fücûr (kötülük) ile beraberdir ve her ikisi de Cehennem'dedir” buyurdu.

Ebû Ümâme de diyor ki; Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

إِنَّ الْكَذِبَ بَابٌ مِنْ أَبْوَابِ النِّفَاقِ

“Yalan, nifak kapılarından bir kapıdır.”122

Hasan diyor ki; nifak, iç ile dışın, söz ile işin birbirine uymamasıdır. Nifakın anası yalandır.

Yine Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

كَبُرَتْ خِيَانَةً أَنْ تُحَدِّثَ أَخَاكَ حَدِيثًا هُوَ لَكَ بِهِ مُصَدِّقٌ وَأَنْتَ لَهُ بِهِ كَاذِبٌ

“En büyük hıyânet, arkadaşına haber verdiğin bir sözde o sana inandığı hâlde, senin ona yalan söylemendir.”123

İbn Mesûd'un (r.a.) rivayetinde Resûli Ekrem (s.a.v.):

لَا يَزَالُ الْعَبْدُ يَكْذِبُ وَيَتَحَرَّى الْكَذِبَ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا

“Kişi yalan söylemek ve yalancılıkla meşgul olmak sebebiyle Allah katında yalancılardan yazılır” buyurmuştur.124

Bir defa Resûli Ekrem bir koyun alışverişine tesadüf etti. Biri "Şu kadardan eksiğe vermem" diye yemin ediyor. Diğeri de "Şu kadardan fazla vermem" diye yemin ediyor. Sonra baktı ki, adam koyunu almış gidiyor. Bunun üzerine peygamberimiz "Birinize günah ve keffâret îcâb etti" buyurdu.

Yine Resûli Ekrem şöyle buyurmuştur:

الْكَذِبُ يَنْقُصُ الرِّزْقَ

“Yalan, rızkı azaltır.”125

Diğer hadisde ise:

إِنَّ التُّجَّارَ هُمُ الْفُجَّارُ

“Muhakkak ki tüccarlar facirlerdir” buyurmuştur. Bunun üzerine “Yâ

Resûlâllah, Allah alışverişi helâl etmedi mi?” deyince, Resûli Ekrem:

نَعَمْ وَلَكِنَّهُمْ يَحْلِفُونَ فَيَأْتَمُونَ وَيُحَدِّثُونَ فَيَكْذِبُونَ

“Evet, fakat onlar yemin eder günâha girerler, konuşur yalan söylerler” buyurdu.126

Başka bir hadisde:

ثَلَاثَةٌ لَا يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَا يَنْظُرُ إِلَيْهِمْ : الْمَنَّانُ بِعَطِيَّتِهِ وَالْمُنْفِقُ سِلْعَتَهُ بِالْحَلِفِ الْفَاجِرِ وَالْمُسْبِلُ إِزَارَهُ

“Üç kişi ile kıyamet günü Allah konuşmaz ve onlara bakmaz. Bunlar: Verdiği sadakayı başa kakan, meta'ını yalan yemîn ile satan ve kibirli kibirli ridâsını sallayarak dolaşan kimselerdir.”127

Yine bir rivayette:

مَا حَلَفَ حَالِفٌ بِاللَّهِ وَأَدْخَلَ فِيهَا مِثْلَ جَنَاحِ بَعُوضَةٍ إِلَّا كَانَتْ نُكْتَةً فِي قَلْبِهِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ

“Bir kimse Allah'a yemîn eder ve bu yemînine sivrisineğin kanadı kadar yalan katarsa, kalbinde kıyamete kadar devam eden bir leke olarak kalır” buyurmuştur.128

Ebû Zer'in (r.a.) rivâyetinde Resûli Ekrem (s.a.v.) Allah'ın sevdiği üç kimseyi saydıktan sonra şöyle buyurdu:

ثَلَاثَةٌ يُحِبُّهُمُ اللَّهُ رَجُلٌ كَانَ فِي فِئَةٍ فَنَصَبَ نَحْرَهُ حَتَّى يُقْتَلَ أَوْ يُفْتَحَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَعَلَى أَصْحَابِهِ وَرَجُلٌ كَانَ لَهُ جَارُ سُوءِ يُؤْذِيهِ فَصَبَرَ عَلَى أذاهُ حَتَّى يُفَرِّقَ بَيْنَهُما مَوْتَ أَوْ ظَعَنْ وَرَجُلٌ كَانَ مَعَهُ قَوْمٌ فِي سَفَرٍ أَوْ سَرِيَّةِ فَأَطَالُوا السُّرَى حَتَّى أَعْجَبَهُمْ أَنْ يَمَسُّوا الْأَرْضَ فَتَزَلُوا فَتَنَحَّى يُصَلِّى حَتَّى يوقظ أَصْحَابَهُ لِلرَّحِيلِ وَثَلاثَةٌ يَسْنَؤُهُمُ اللَّهُ التَّاجِرُ أَوِ الْبَيَاعُ الْحَلَافُ وَالْفَقِيرُ الْمُخْتَالُ وَالْبَخِيلُ الْمَنَّانُ

Üç kimseyi Allah sever. Bunlardan biri, bir ordu içinde bulunup da öldürülünceye veya zafere ulaşıncaya kadar başını bu yola koyup harb eden. İkincisi, bir adamdır ki, kendisine eziyyet eden kötü bir komşusu vardır. Oradan göç edinceye veya bir taraf ölünceye kadar onun eziyyetine sabreder. Üçüncüsü, bir adamdır ki, arkadaşları ile yolculuğa veya düşmân üzerine çıkmışlar, uzun süre gece yolculuğu kendilerini yormuş, herkesin canı yatmağı arzûlamış. Bu esnâda arkadaşları yatıp istirahat ederken kendisi yatmaz, bir kenâra çekilip namaz kılar ve yolculuk için arkadaşlarını uyarıncaya kadar ibadetle meşgul olur.

Üç sınıf insâna da Allah buğzeder: Çok yemîn ile mal satıp alışveriş eden tüccar, böbürlenen yoksul ve verdiğini başa kakan cimridir.”129

Yine Resûli Ekrem:

وَيْلٌ لِلَّذِي يُحَدِّثُ فَيَكْذِبُ لِيُضْحِكَ بِهِ الْقَوْمَ وَيْلٌ لَهُ وَيْلٌ لَهُ

“Yazıklar olsun o kimseye ki, milleti güldürmek için yalan söyler; vay ona, vay ona, vay ona” buyurmuştur.130

Yalanın kabir azabındaki dehşeti hakkında Resûli Ekrem (s.a.v.) bir rüyasını şöyle anlatmıştır:

رَأَيْتُ كَأَنَّ رَجُلًا جَاءَنِي فَقَالَ لِي قُمْ فَقُمْتُ مَعَهُ فَإِذَا أَنَا بِرَجُلَيْنِ أَحَدُهُمَا قَائِمٌ وَالْآخَرُ جَالِسٌ بِيَدِ الْقَائِمِ كَلُّوبٌ مِنْ حَدِيدٍ يُلْقِمُهُ فِي شِدْقِ الْجَالِسِ فَيَجْذِبُهُ حَتَّى يَبْلُغَ كَاهِلَهُ ثُمَّ يَحْذِبُهُ فَيُلْقِمُهُ الْجَانِبَ الْآخَرَ فَيَمُدُّهُ فَإِذَا مَدَّهُ رَجَعَ الْآخَرُ كَمَا كَانَ فَقُلْتُ لِلَّذِي أَقَامَنِي مَا هَذَا؟ فَقَالَ هَذَا رَجُلٌ كَذَّابٌ يُعَذَّبُ فِي قَبْرِهِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ

“Gördüm ki güyâ bir adam geldi ve bana ‘kalk’ dedi. Onunla beraber kalktım. Biri ayakta, diğeri oturan iki kişi ile karşılaştım. Ayakta duran adam elindeki demirden çengeli oturan adamın ağzından bir kulağı tarafına geçirir, çeker ve onu kâhiline kadar yırtar. Sonra döner, öte taraftan aynı vaziyette çengeli çeker yine yırtar. Bir tarafı çekip yırtınca öbür taraf iyi olur, oraya geçer ve böylece devam eder. Beni kaldırana ‘Bu nedir?’ diye sordum. Adam: ‘Bu yalancıdır. İşte kıyamete kadar kabrinde böyle azab olur’ dedi.”131

Abdullah b. Cerad diyor ki, Resûli Ekrem'e:
Mü'min zinâ eder mi? diye sordum. Resûli Ekrem:
Olabilir, zinâ eder, buyurdu. Ben:
Yalan konuşur mu? diye sordum. Resûli Ekrem:
Hayır, konuşamaz, buyurdu.  Sonra Resûli Ekrem sözüne şu âyeti celileyi ekledi:

إِنَّمَا يَفْتَرِي الْكَذِبَ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِآيات الله
"Yalan uyduranlar, ancak Allah'ın âyetlerine inanmayanlardır" (Nahl 105).

Ebû Said Hudri (r.a.) de Resûli Ekrem'in şöyle duâ ettiğini işittim demiştir:

اللَّهُمَّ طَهِّرْ قَلْبِي مِنَ النِّفَاقِ وَفَرْجِي مِنَ الزِّنَا وَلِسَانِي مِنَ الْكَذِبِ

“Allah'ım, kalbimi nifaktan, edeb yerimi zinâdan ve dilimi yalandan temizle.”132

Yine Resûli Ekrem (s.a.v.):

ثَلَاثَةٌ لَا يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ وَلَا يَنْظُرُ إِلَيْهِمْ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ شَيْخٌ زَانٍ وَمَلِكٌ كَذَّابٌ وَعَائِلٌ مُسْتَكْبِرٌ

“Üç kimse vardır ki, Allahu Teâlâ onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları tezkiye etmez. Onlar için elîm bir azab vardır. Bunlar: Zinâ eden ihtiyar, yalan konuşan hükümdar ve kibirlenen yoksullardır.”133

Abdullah b. Amir anlatıyor: Ben küçüktüm, Resûli Ekrem evimize gelmişti. Ben oynamağa gidiyordum. Annem bana ‘gel sana bir şey vereceğim’ dediğinde Resûli Ekrem sordu:

وَمَا أَرَدْتِ أَنْ تُعْطِيَهُ؟

“Ona ne verecektin?” Annem “hurma” deyince şöyle buyurdu:

أَمَا إِنَّكِ لَوْ لَمْ تَفْعَلِي لَكُتِبَتْ عَلَيْكِ كَذْبَةٌ

“Dikkat et, eğer bir şey vermeyecek olsan ve bunu aldatmak için söylesen sana bir yalan günahı yazılırdı.”134

Yine Resûli Ekrem:

لَوْ أَفَاءَ اللَّهُ عَلَيَّ نِعَماً عَدَدَ هَذَا الْحَصَى لَقَسَمْتُهَابَيْنَكُمْ ثُمَّ لَا تجدونني بخيلاً وَلَا كَذَاباً وَلَا جَبَّاراً
"Eğer Allahu Teâlâ bu çakıllar sayısınca bana mal ve servet verse, onları aranızda taksîm ederdim. Beni bu hususta ne cimri, ne yalancı ve ne de korkak bulurdunuz" buyurmuştur.135

Yine Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

أَلَا أُنَبِّئُكُمْ بِأَكْبَرِ الْكَبَائِرِ؟ الْإِشْرَاكُ بِاللَّهِ وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ أَلَا وَقَوْلُ الزُّورِ

“Dikkat edin, size en büyük günahları haber vereyim mi? Allah'a şirk koşmak, anne ve babaya âsî olmak... Dikkat edin, üçüncüsü de yalan yere şahidlik etmektir.”136

İbn Ömer'ın (r.a.) rivâyetinde şöyle buyurulur:

إِنَّ الْعَبْدَ لَيَكْذِبُ الْكَذْبَةَ فَيَتَبَاعَدُ الْمَلَكُ عَنْهُ مَسِيرَةَ مِيلٍ مِنْ نَتْنِ مَا جَاءَ بِهِ

“İnsan bir yalan söylediği zaman, onun pis kokusundan melek bir mil mesâfe ondan uzaklaşır.”137

Enes'in (r.a.) rivâyetinde:

تَقَبَّلُوا إِلَيَّ بِسِتٍّ أَتَقَبَّلُ إِلَيْكُمْ بِالْجَنَّةِ إِذَا حَدَّثَ أَحَدُكُمْ فَلَا يَكْذِبْ وَإِذَا وَعَدَ فَلَا يُخْلِفْ وَإِذَا ائْتُمِنَ فَلَا يَخُنْ وَغُضُّوا أَبْصَارَكُمْ وَاحْفَظُوا فُرُوجَكُمْ وَكُفُّوا أَيْدِيَكُمْ

“Benim için altı şeye kefalet edin, ben de sizin Cennet'e girmenize kefâlet edeyim: Sizden biriniz konuştuğu zaman yalan söylemesin, söz verdiği zaman sözünde dursun, îtimad edildiği zaman emânete hıyânet etmesin, gözünüzü (harama bakmaktan) çekin, edeb yerinizi koruyun, elinizi haramdan çekin.”138

Diğer bir hadisde:

نَشوقُهُ فَالْغَضَبُ وَأَمَّا كَحُلُهُ فَالنَّوْمُ إن للشَّيْطَان كَحْلاً ولعوقاً وتشوقاً أَمَّا لَعَوقُهُ فَالْكَذِبُ وَأَمَّا
"Şeytanın, insanın gözüne çekecek sürmesi, kötü sözler söyletmek için ağzına koyup yalatacağı şeyi, koklatmak için burnuna sürecek kokusu vardır. Ağzına süreceği, yalan, burnuna çektireceği gazab, gözüne süreceği uykudur" buyurdu.139

Ağzını yalana alıştırır, kendisini haksız yere öfkelendirir ve ibadetten alıkoymak için de uyku verir.

Hz. Ömer (r.a.) bir gün îrâd ettiği bir hutbesinde dedi ki: Ben nasıl karşınızda dikiliyorsam, bir defa Resûli Ekrem de böyle kıyam ederek şöyle buyurdu:

أحْسِنُوا إِلَى أَصْحَابِي ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ثُمَّ يَفْشُ الْكَذِبُ حَتَّى يخلف الرَّجُلُ عَلَى الْيَمِين وَلَمْ يُسْتَحْلَفْ وَيَشْهَدُ وَلَمْ يُسْتَشْهَدْ

"Ashabıma ihsân edin, sonra onları takib edenlere [Tâbiîn'e] hürmet edin. Sonra yalancılık şâyi olur. Hatta yemin teklif edilmeden adam yemin eder, şehadeti istenmeden adam şehadette bulunur.140

Yine Resûli Ekrem (s.a.v.):

مَنْ حَدَّثَ عَنِّي بِحَدِيث وَهُوَ يَرَى كَذِبٌ فَهُوَ أَحَدُ الْكَاذِبَيْنِ

"Kim, yalan olduğunu bilerek benden hadîs rivâyet ederse, o da iki yalancının biridir" buyurmuştur.141

Yine Resûli Ekrem:

امْرِءٍ مُسْلِمٍبِغَيْرِ حَقِّ لَقِيَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ وَهُوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُمَنْ خَلَفَ عَلَى يَمِينٍ بِإِثْمِ لِيَقْتَطِعَ بِهَا مَالَ

"Kim, bir Müslüman'ın (veya her hangi bir kimsenin) haksız yere malını almak için yalan yere yemîn ederse, Allahu Teâlâ kendisinden gazablı olduğu hâlde Allah'a mülâki olur" buyurmuştur.142

Rivâyete göre Resûli Ekrem, yalan söyleyen bir adamın şehadetini reddettikten sonra mü'minde yalanın bulunamayacağı hakkında Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

كُلُّ خَصْلَةٍ يُطْبَعُ أَوْ يُطْوَى عَلَيْهَا الْمُسْلِمُ إِلَّا الْخِيَانَةَ وَالْكَذِبَ

“Her haslet mü'minde bulunabilir, yalnız hıyânet ile yalan bulunamaz.”143

Hz. Aişe (r.a.) diyor ki: Resûli Ekrem'in ashâbı arasında yalandan daha kötü huy düşünülemezdi. Resûli Ekrem, ashâbından birinin yalan konuştuğunu duyduğu zaman, o adamın tevbekâr olduğunu öğreninceye kadar bu onun içinden çıkmazdı.

Musâ aleyhisselâm "Ya Rab, amel bakımından senin katında kullarının en hayırlısı kimdir?" diye sual etti. Allahu Teâlâ "Dili yalan konuşmayan, kalbi kötülük düşünmeyen ve edeb yeri zinâ etmeyen kimsedir" buyurdu.

Lokman oğluna "Oğlum, yalandan sakın, zîra o serçe eti gibi tatlıdır. Ondan az kimseler kurtulabilir" demiştir.

Doğruluğu övnek üzere Resûli Ekrem:

الْحَدِيثِ وَحِفْظُ الأَمَانَةِ وَحُسْنُ خُلُقٍ وَعِفَةٌ طُعْمَةِ أَرْبَعُ إِذا كُنَّ فِيكَ فَلَا يَضُرُّكَ مَا فَاتَكَ مِنَ الدُّنْيَا، صَدْقُ

"Dört haslet sende bulunduğu takdirde, dünyalıktan diğer ayıbların sana zarar vermez. Doğru konuşmak, emâneti korumak, güzel huylu olmak ve haramdan çekinmektir" dedi.144

Resûli Ekrem'in irtihâlinden sonra Hz. Ebû Bekir îrâd ettiği bir hutbesinde dedi ki: "Geçen sene aynen burada Resûli Ekrem bir hutbe îrâd etti ve hutbesinde:

عَلَيْكُمْ بِالصِّدْقِ فَإِنَّهُ مَعَ الْبَرِّ وَهُمَا فِي الْجَنَّةِ
"Doğruluğa devam edin, zîra doğruluk iyilikle beraberdir, her ikisi de Cennet'tedir" buyurmuştur.145

Muaz (r.a.) diyor ki; Resûli Ekrem bana:

أُوصِيكَ بِتَقْوَى اللَّهِ وَصِدْقِ الْحَدِيثِ وَأَدَاءِ الْأَمَانَةِ وَالْوَفَاءِ بالْعَهْدِ وَبَدِّلَ السَّلَامِ وَخَفْضَ الْجَناح

"Allah'tan korkmak, doğru konuşmak, emâneti yerine getirmek, ahde vefâ, herkese selâm vermek ve herkese karşı alçak gönüllü olup merhamet ve şefkat kanatlarını germeği sana tavsiye ederim" buyurdu.146

Bu husus ile alakalı nakiller:
Hz. Ali (r.a.) buyuruyor: "Allah katında en büyük hatâ, yalan söylemek ve en büyük pişmanlık, kıyamet günündeki pişmanlıktır."

Ömer b. Abdülaziz: “Gömleğimi sırtıma aldım alalı yalan konuşmadım” demiştir.

Hz. Ömer (r.a.) ise: “Sizi görmeden bizim için en çok sevimliniz, ismi güzel olanınızdır. Gördükten sonra en sevimliniz, ahlâkı en güzel olanınızdır. İmtihan ettiğimiz zaman en sevimliniz; en doğru konuşanınız, en emîn olanınızdır” demiştir.

Meymun b. Ebî Şebih147 "Bir kitab yazmak için oturmuştum. Bir mevzû ile karşılaştım. Onu yazacak olsam kitabımı güzelce süslemiş olacaktım, fakat yalan olduğunu bildiğim için yalancı da olacaktım. Bunun için onu terke karar verdim. Tam bu sırada evin köşesinden bir ses geldi: O seste şu âyeti celîle'yi duydum:

يُثبت الله الَّذِينَ آمَنُوا بِالْقَوْل الثابت في الحياة الدنيا وفي الآخرة

"Âllah mü'minleri, dünya hayatında ve âhirette sağlam bir söz üzerinde tutar" (İbrahim: 27).

Şa'bi, "Yalancı ile cimriden hangisinin, Cehennem'in daha derin kuyusuna atılacağını bilmiyorum" demiştir.

İbnü's-Semmak da "Ben yalanı terk ettiğimden dolayı mükafatlandırılacağımı sanmam; çünkü ben onu utancımdan terk ediyorum" demiştir.

Hâlid b. Velid'e (r.a.):
Bir adam, bir defa yalan söylemekle kendisine yalancı denilebilir mi? diye sorduklarında, Hâlid:
Evet denilir, diye cevab vermiştir.

Mâlik b. Dînâr diyor ki: Bir kitabda okudum: Hatibin hutbesi ameli ile karşılaştırılır. Şâyet muvafık geliyor ve söylediğini yapıyorsa, tasdik edilir. Hutbesi ameline uymuyorsa, dudakları ateşten makaslarla kesilir ve her kesildikçe yeniden biter ve tekrar kesilir.

Yine Mâlik b. Dinâr diyor ki: Doğru ile yalan, biri diğerini çıkarıncaya kadar kalbde boğuşur dururlar.

Ömer b. Abdülaziz, Velid b. Abdülmelik'e bir şey anlattı. Velid, Ömer'e "Yalan söylüyorsun" dedi. Ömer "Yalanın yüz karası olduğunu bildiğimden beri yalan konuşmuş değilim" dedi.