Seleften menkuldür ki, târiz yolu ile konuşmakta yalandan kurtuluş vardır. Nitekim Hz. Ömer (r.a.): “Târiz yolu ile konuşmakta, insanı yalandan kurtaran bir taraf vardır” demiştir. Bu söz İbn Abbas'dan ve diğerlerinden rivâyet edilmiştir. Bundan maksatları, insan yalan söylemeğe mecbûr kaldığı vakit, îmâ ve târiz yollu sözlerle onu atlatmasıdır. Zarûret olmadığı zaman, saráhaten yalan söylemek câiz olmadığı gibi, târiz yolu ile konuşmak da câiz değildir. Ancak yine târiz, yalandan ehvendir.
Târizin örnekleri: Mitraf Ziyad'ın huzûruna girdi. Ziyâd, geç geldin, diye
kendisine dokunmak istedi.
Mitraf, "Efendimiz, Allah'ın müsaade ettiği hâriç, sizden ayrılalı
rahatsızım, başımı yastıktan kaldıramadım" dedi.
İbrahim diyor ki: Birinin aleyhinde konuştuğun bir sözü, o adam duyduğu ve buna memnun olmadığın vakit, Arapça deyimi ile şöyle dersin:
Bu ifadenin iki mânası vardır. Biri “Benim bu hususta bir şey demediğimi Allah bilir”; diğeri ise “Bu hususta ne dediğimi Allah bilir”dir. Böylece iki taraf idare edilmiş olur.
"Ma kultü"nün başındaki "Ma" harfi nâfiye olduğu zaman, birinci mânada olur ve adam bir şey demediğini anlar. Söyleyene göre de mevsûle veyâ istifhâmiye olur, yani "dedigimi Allah bilir" mânasında olur. Bu suretle iki taraf idare edilmiş olur.
Muaz b. Cebel (r.a.) Hz. Ömer'in âmili idi. Dönüşünde evine eli boş gelince, karısı: “
Hani, diğer âmillerin evlerine getirdikleri şeylerden sende bir şey yok, niçin bir şey getirmedin?” diye kendisine çattı. Muaz: “Ömer bana gözcü koştu, onun için bir şey getiremedim” deyince karısı,
Resûli Ekrem ve Ebû Bekir devrinde emîn olduğun hâlde nasıl olur da Ömer sana gözcü verir? diye söylendi ve kadınlar arasında konuşarak Ömer'den yakındı. Hz. Ömer bunu duyunca Muaz'ı çağırdı ve: “Ben sana gözcü koştum mu? Niçin böyle söylüyorsun?” dedi. Muaz: “Ne yapayım, karımdan ancak bu şekilde kurtuldum” dedi ve gülüştüler.
İbrahim Nehâî kızına: “Ben sana şeker alacağım” diye kat'î bir şekilde söylemezdi; “Belki sana şeker alırım” derdi. Çünkü olur da şeker alamaz, sonra da yalancı olur.
İbrahim Nehâî sevmediği bir adam kapıya geldiği zaman, hizmetçisine şöyle tenbîh ederdi: "Burada değil deme, dur, mescidde arayayım onu, de." Maksadı yalandan korunmaktı.
Şabi de sevmediği biri kendisini aradığı zaman, hemen bir daire çizer ve
hizmetçisine, "Parmağını bu dâirenin ortasına koy ve burada değildir" de diye
tenbîhlerdi.
Bütün bunlar, ihtiyaç halinde başvurulan sâlim yollardır. Zarûret olmadıkça
bunlara başvurulmaz. Zira bunlar her ne kadar açıkça yalan değillerse de, yalanı
arttıran şeylerdir ve hepsi mekrûhtur.
Nitekim Abdullah b. Utbe diyor ki: "Babamla beraber Ömer b. Abdülaziz'in huzûruna girdik. Çıktığımız zaman, sırtımdaki yeni entâriyi görenler "Ooo, bunu sana halife mi giydirdi?" diye sorduklarında "Allah halifeyi mükâfatlandırsın" dedim. Babam bana "Yalandan sakın, zira senin bu sözün yalana çok benziyor. Çünkü bu sözünle onları bu zanlarında takviye ediyorsun" dedi". Buradaki maksadın da "Emir bana elbise giydirdi" diye övünmektir. Bu, bâtıl bir garazdır ve bunda bir fayda yoktur.
Evet, târizler açık yalanlar gibi olmadığı için, hafif sebeblerden de mubah olabilirler. Şaka ile başkasının gönlünü hoş etmek gibi. Nitekim Peygamber Efendimizin, yaşlı kadınların Cennet'e giremeyeceğini söylemesi gibi.
Yine Peygamberimizin, bir adam için "Gözünde beyaz olan adam", diğer birinde "Seni bir deve yavrusuna bindireyim" buyurması hep bu kabildendir.
Sarih yalana gelince: Nuayman-ı Ensârî'nin Hz. Osman ile geçen Darîr kıssasında yaptığı gibi154 şakalar veya “Falan kız seni seviyor” şeklindeki şakacıklar eğer kalp kırıcı ve zararlı olursa haramdır. Böyle olmaz da ancak bir gönül eğlendirmek için olursa, sahibine fâsık denmez; ancak kâmil îmân mertebesinden düşer. Nitekim Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Şakasında yalandan kaçınmadıkça ve kendisi için sevdiğini başkaları için de sevmedikçe insanın îmânı kemâl bulmaz.”
Resûli Ekrem'in "Kişi insanları güldürmek için bir söz söyler de, bu söz sebebiyle Süreyya Yıldızı'ndan daha uzak mesafede Cehennem'e atılır" sözü ile yalnız şakalar değil, gıybet veya kırıcı olan konuşmalar da kasdedilmiştir.
Yalanların bazıları fıskı gerektirmez. Mübaláğalı konuşmalar gibi. Bir iki defa arayıp bulamadığın bir adama "Yüz kere aradım sizi bulamadım" demen gibi. Çünkü bu sözde mutlak sayı maksûd değil, maksad mübalâğadır. Şayet yalnız bir defa aramışsa, bu sözü ile yalancı olur. Şâyet bir kaç defa yoklamışsa, böyle konuşmasında beis yoktur. Bunların arasında, yalan tehlikesi olan dereceler de vardır.
Yalan söylemek mûtâd olup da müsâmaha ile karşılananlardan biri de, yemeğe davet edilen kimsenin “iştahım yok” demesi gibi sözlerdir. Bunda da sahih bir garaz yoksa bu da haramdır. Esmâ binti Amis anlatıyor: Hz. Aişe'nin düğününde kadınlar “Bizim iştahımız yok” dediler. Bunun üzerine Resûli Ekrem (s.a.v.):
“Açlık ile yalanı bir araya toplamayın” buyurdu.155 Esmâ diyor ki: Bunun üzerine Resûli Ekrem'e, “Bizim bir şeye iştihamız varken, iştihamız yok dememiz de yalan mıdır?” diye sordum. Resûli Ekrem:
“Yalan, yalan olarak yazılır; hatta yalancık da yalancık olarak yazılır” buyurdu.
Vera' sâhibleri bu gibi yalanlardaki müsâmahadan da sakınırlar.
Leys b. Sa'd diyor ki: "Said b. Müseyyeb'in gözleri çapaklı idi. "Gözünün çapaklarını silsene" diyenlere, o "Tabib bana elini gözlerine değdirme dedi. Ben de söz verdim, sözümden dönmem" dedi."
İşte vera' sahibleri kendilerini bu şekilde murâkabe ederler. Murakabeyi terkedenlerin dili kendi irâdelerinden çıkar da, farkında olmayarak yalan konuşurlar.
Huvat1 Teymî'den rivayet edildiğine göre; Rebi b. Haysem'in kızkardeşi, Rebî'nin oğlunu ziyarete geldi. Onu görünce hemen boynuna sarıldı ve "Oğlum, nasılsın?" diye sordu. Rebi "Sen bunu emzirdin mi?" diye sordu. Kadın "Hayır, emzirmedim" deyince Rebî "O hâlde vah kardeşimin oğlu deyip de doğru konuşsan daha iyi olmaz mı idi" dedi.
İnsanlar arasında bilmedikleri şeyi, Allah bilir, demek de âdettir. Halbuki İsâ aleyhisselâm "Allah katında en büyük günahlardan biri de kendisinin bilmediği bir şey için, onu Allah bilir, demektir" demiştir.
İnsanoğlu bâzen rüyayı anlatmakta yalan söyler ki, bunun da günahı büyüktür. Zira Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“En büyük yalanlardan biri, kişiyi babasından başkasına nisbet etmek, yâhut rü'yâda görmediği şeyi gördüm demek, yâhut benim demediğim sözü benim için dedi demektir.”156
Yine Resûli Ekrem:
“Rüyasında yalan söyleyen kimseye, kıyamet günü iki kılı (arpa tanesini) birbirine bağlaması teklif edilir ve bunlar da aslâ birbirine bağlanmaz” buyurmuştur.157