Gıybeti anlatmak uzun sürer. Biz önce gıybetin kötülüğünden ve bu husustaki şerî delillerden bahsedelim. Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de gıybeti açıkça zemmetmiş ve gıybet edeni ölü eti yiyene benzetmiştir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulmuştur:
“Bâzınız bâzınızı gıybet etmesin. Hanginiz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz.” (Hucûrât: 12)
Resûli Ekrem (s.a.v.) de şöyle buyurmuştur:
“Her Müslüman'ın her Müslüman'a canı, malı ve ırzı haramdır.”158 Gıybet de adamın ırz yani şeref ve haysiyeti ile alakalıdır. Allahu Teâlâ bunu mal ve can ile bir tuttu.
Ebû Berze'nin rivâyetinde Resûli Ekrem (s.a.v.):
“Çekememezlik yapmayın, kin tutmayın, alamayacağınız malın fiyatını yükseltmeyin, müzayedede üzerine varmayın, birbirinize arka çevirmeyin, birbirinizi çekiştirmeyin; ey Allah'ın kulları kardeş olun!” buyurmuştur.159
Câbir ile Ebû Saîd'den gelen rivayette de Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Gıybetten sakınınız; zîra gıybet, zinâdan daha şiddetlidir. Çünkü zinâ eden kimse tevbekâr olur, Allah da kendisini affeder; fakat gıybet edilen affedinceye kadar, gıybet eden affedilmez.”160
Enes'in (r.a.) rivâyetinde Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Mi'râca çıktığım gece, tırnakları ile yüzlerini tırmalayan bir takım kimseler gördüm. Cebrail'e: ‘Bunlar kimdir?’ diye sordum. Cebrail de: ‘Bunlar, insanları gıybet edip gizli hallerini araştıranlardır’ dedi.”161
Süleym b. Câbir'in faydalanacağı hayır talebine istinaden Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Sadakayı hakîr görme! Kendi kovandan şu isteyenin kabına akıttığın bir miktar su bile olsa... Kardeşini güler yüzle karşıla ve ayrıldığı zaman gıybetini yapma.”162
Berâ (r.a.) anlatıyor; Resûli Ekrem bir hutbesinde şöyle buyurdu:
“Ey dili ile îmân edip kalpleri ile inanmayanlar! Müslümanları gıybet etmeyin, onların gizli hallerini araştırmayın. Kim din kardeşinin gizli hâllerini araştırırsa, Allahu Teâlâ da onun gizli hâllerini araştırır. Allah kimin gizli hâllerini araştırırsa, onu evinin içinde de açığa çıkarır ve rezil eder.”163
Denildi ki, Allahu Teâlâ Mûsâ aleyhisselâma "Cennet'e en son girecek olan gıybetten tevbe edenlerdir. Cehennem'e ilk girecekler de gıybete devam edenlerdir" diye vahyetmiştir.
Enes (r.a.) anlatıyor; Resûli Ekrem bir gün oruç tutmamızı emretti, sonra
da:
“Onlar oruç tutmadılar. Bütün gün insanların etini yiyenler nasıl oruçlu olurlar? Git onlara söyle, oruç tuttularsa istifra etsinler bakalım.” Kızlar kan parçaları kustuktan sonra Adam, Resûli Ekrem'e dönerek vazîyeti bildirdi. Peygamberimiz şöyle buyurdu:
“Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, eğer kusmayıp bu kan parçaları midelerinde kalsaydı, onları cehennem ateşi yerdi.”164
Başka bir rivayette, adam ikinci gelişinde:
Ya Resûlallah nerde ise ölecekler, dedi. Peygamber Efendimiz de:
Onları bana getir, buyurdu. Geldiler, Resûli Ekrem bir bardak getirtti ve
birine "Kus bakalım" dedi. O da kan ve irin karışık şekilde kustu. Hattâ
bardağı doldurdu, öbürü de aynı şekilde kustu. Bunun üzerine Resûli Ekrem
"Bunlar helâl ile oruç tuttu. Fakat haramı yediler, karşıya geçip gıybet
etmek suretiyle insânların etini yediler" buyurdu.
Yine Enes (r.a.) anlatıyor: Resûli Ekrem bize bir hutbe îrâd etti. Hutbesinde ribâ (fâiz) yemenin dehşetinden bahsetti ve "Bir dirhem riba, Allah katında otuzaltı kez zinadan daha ağırdır. Ribâların en çirkini, Müslüman'ın gizli hallerini araştırmaktır" buyurdu.
Câbir (r.a.) anlatıyor: Bir yolculukta Resûli Ekrem iki mezarın yanından geçerken şöyle buyurdu:
“Bunların ikisine de azâb olunuyor. Fakat bunlar (sizin nazarınızda) büyük sayılmayan günahlardan ötürü azâb olunuyorlar. Biri insanları gıybet ederdi, diğeri de idrarından sakınmazdı.”165
Resûli Ekrem iki yaş dal getirtti, onları kesti, mezarlarına dikerek "Bu dallar yaş kaldıkları müddetçe, bunların azabı hafifler" buyurdu.
Resûli Ekrem (s.a.v.) Maiz'i zinâ suçundan recmettiği zaman, adamın biri
arkadaşına, Maîz için "İşte bu adam it gibi öldü" dedi. Resûli Ekrem oradan
geçiyordu. Aynı zamanda bir hayvan leşi de orada bulunuyordu. Resûli Ekrem :
Şu leşden ısırın da yiyin, buyurdu. Onlar:
Bu murdar yenir mi? Ya Resûlâllah, dediler. Resûli Ekrem:
Maîz hakkındaki sözlerinizden kazandığınız günâh, o cîfeden daha pis
kokuludur, buyurdu.
Ashâbı kirâm, güler yüzle karşılaşır, ayrıldıkları zaman da birbirlerini çekiştirmezler ve bu davranışı en büyük ibâdet ve bunun aksini de nifak alâmeti kabul ederlerdi.
Ebû Hüreyre (r.a.) diyor ki: Dünyada din kardeşini gıybet eden kimseye kıyâmet günü, onun sûretinde bir et takdîm edilecek ve "Dünyada bu adamı çekiştirdiğin gibi şimdi de bu eti ye" denecek; bu eti yiyen, onun acılığından suratını ekşiterek bağırır durur.
Yine merfû olarak Ebû Hüreyre'nin rivâyetinde; İki zât Mescidi Harâmın kapılarının birinde oturuyorlardı. Sakalı bıyığı tıraş edilmiş bir adam oradan geçti. Bunlar "Bu adam kendini kadınlara benzetti, erkeklikten bir şeyi kaldı" dediler. Sonra ezân okundu, namaza gittiler. Namazı kılarken, bizim bu konuştuğumuz doğru mu idi diye düşündüler ve mes'eleyi Mekke müftüsü Ata'ya arz ettiler. Atâ da yeniden abdest alıp namazlarını iâde etmelerini ve oruçlu oldukları takdirde oruçlarını kazâ etmelerini emretti.166
Mücahid وبلٌ لِكُلِّ هُمَرَةَ âyetinin tefsirinde: "Hümeze" insânlara huzurlarında ta'n eden ve onlarla alay eden kimsedir. "Lümeze" de gıybetlerini yapıp etlerini yiyen insandır, demiştir.
Katâde diyor ki: Kabir azabının üç şeyden meydâna geldiği bize bildirildi. Bunun üçte biri gıybet, diğer üçte biri nemîme [söz gezdirmek], dîğer üçte biri de idrardan sakınmamaktandır.
Hasan diyor ki: "Allah'a yemin ederim ki, mü'minin vücudunda dînini yiyip bitirmekte gıybetten sür'atlisi yoktur."
Diğer bâzıları da şöyle derlerdi: "Biz eskiler, Sahâbe'ye yetiştik. Onlar ibadeti namazda, oruçta değil, insanları çekiştirmekten ve onlara dil uzatmaktan kaçınmakta ararlardı."
İbn Abbas (r.a.) "Başkasının kusûrunu söylemek istediğin zaman, kendi kusûrunu hatırla" demiştir.
Ebû Hüreyre (r.a.); kendi kusurlarını görmeyerek, hep başkalarının kusurlarını görenleri zemmetmek üzere şöyle demiştir: "Başkasının gözündeki kılı görür, fakat kendi gözünüzdeki merteği görmezsiniz"
Yine Hasan şöyle diyor: "Ey âdem oğlu, sende mevcûd olan bir kusûr ile insânları kınayıp dururken, kâmil Müslüman olamazsın. Kâmil Müslüman olmak için önce kendi kusurunu ıslah etmen, sonra da başkalarının kusurlarını ıslâh ile meşgul olman lâzımdır. Ancak, bunu yaptığın takdirde, Allahu Teâlâ'nın has kullarından olabilirsin."
İsâ aleyhisselâm havârileri ile birlikte bir köpek leşinin yanından
geçiyordu. Havâriler:
Bu ne pis kokuyor, deyince, İsâ aleyhisselâm:
Ne parlak dişleri var, dedi.
İsâ aleyhisselâm, onları kusûr aramak sûretiyle gıybet etmekten alıkoymak,
hem de ne olursa olsun, bir şeyin mutlak sûrette iyi bir tarafı
olabileceğini, binaenaleyh, kusûr araştıracak yerde iyiliğini bulup
söylemenin doğru olacağını tenbih etmek için bu şekilde konuşmuştur.
Hüseyin'in oğlu Ali, birinin gıybet ettiğini görünce: “Gıybetten sakın; çünkü o, köpek yiyeceğidir” derdi.
Hz. Ömer (r.a.) de: “Allah'ı zikre devam edin; zira o şifâdır. İnsanlardan dilinizi çekin; zira o, hastalıktır” buyurdu.