Kişiyi dil ile anmanın haram olması; noksanlarını başkasına anlattığı ve hoşlanmadığı şey ile onu tarif ettiği içindir. Bu tarif sarih olsun, işaret yolu ile olsun, her ikisi birdir. İş, söz, işaret, îma, huzurunda, gıyâbında, yazı ve hareket ile her ne ile olursa olsun, maksadı ifade etti mi gıybete dâhil ve hepsi haramdır.
Hz. Aişe'nin (r.a.) anlattığı bunlardan biridir. Diyor ki: “Bir gün bir kadın evimize geldi. Gittiği zaman, elimle kısa boylu olduğuna işaret ettim. Resûli Ekrem (s.a.v.): ‘Kadını gıybet ettin’ buyurdu.”
Ayrıca taklit suretiyle eğlenmek de gıybet ve belki gıybetin en ağırıdır. Çünkü taklit, daha açık bir tasvirdir. Konuşmalarını, yürümelerini, sallanmalarını ve diğer hâllerini taklit etmek gibi davranışların hepsi yasaktır.
Nitekim Hz. Aişe (r.a.) bu şekilde birinin gıybeti esnasında: “Bende şöyle şöyle hâller varken başkasının taklidini yapmaktan hoşlanmam” buyurmuştur.
Yazı ile çekiştirme de böyledir. Çünkü kalem, iki dilden biridir. Bir yazarın muayyen bir şahsı ele alarak aleyhinde yazı yazması gıybettir. Ancak bunu gerektiren sebepler varsa mâzur görülebilir ki, bu sebepleri anlatacağız. Bununla beraber bir yazarın “bazıları şöyle diyor” şeklinde yazması (şahıs kastedilmiyorsa) gıybet değildir. Çünkü gıybet, ölü olsun, diri olsun, muayyen bir şahsa taarruzdur.
Şâyet karşısındaki adam mes'eleyi biliyorsa, "Bugün bize gelenlerden biri" veya "gördüklerimizden biri" şeklinde konuşması da gıybettir. Zira mahzurlu olan, gıybet edilen adamı tanıtmaktır, yoksa gıybet âleti değildir. Söylediğin adam, kimin hakkında söylediğini ve kimi kasdettiğini bilmiyorsa, bu şekil konuşmanın zararı yoktur.
Resûli Ekrem, bir adamın hâlinden hoşlanmadığı zaman, muallâk bir ifade ile şöyle buyururdu:
“Bazı kimselere ne oldu ki, şöyle şöyle yaparlar” derdi ve şahsın adını vermezdi.171
Gıybetlerin en çirkini, riyâkâr âlimlerin gıybetidir. Onlar maksatlarını, kendilerini iyilerden göstermek suretiyle ifade ederler. Güya bir yandan gıybetten sakınırken, öte yandan hem gıybet yapar, hem de riyakârlıklarını yürütürler. Cehâletlerinden dolayı, bu iki vartaya düştüklerinin farkında bile olmazlar. Mesela: “Allah'a hamd olsun, bizi sultanların kapılarında süründürmekle bir lokma nafaka için zillete düşürmekle, ibtila ve imtihan etmedi” diyerek başkalarını zımnen kötüleyip kendilerini överler. Yahut "Hayasızlıktan Allah'a sığınır ve bizi korumasını isteriz" şeklinde konuşur ki, bütün bu gibi konuşmalardan maksadları, kendilerinin temiz ve başkalarının kusurlu olduğunu ortaya koymaktır. Bunun için hamd ve duâ ile söze başlarlar. Bunun gibi, gıybet etmek istediği insân için bazen övmekle söze başlar: "Falanca ne iyi bir insandır, asla ibadetinde kusûr etmez. Ama ne yazık ki, ibadetine mağrûrdur." Veyahut "Şu günlerde tembelleşti ve bizim seviyemize düştü" gibi. Burada kendini öne sürerken, maksadı, onu kötülemek ve zımnen de olsa, kendini iyilerden göstermektir. Böyle yapmakla gıybet, riyâ ve kendini tezkiye gibi kötülükleri bir araya toplamış olur. Bütün bunlara rağmen, kendini salih ve gaybetten sakınan kimse diye gösterir. Bu gibi cahiller şeytanın elinde oyuncaktır. Onlar cehaletleri ile amele daldıkları zaman, şeytân onlara takılır ve hilesiyle amellerini mahveder. Sonra da onlara güler ve onlarla alay eder. Bu gibilerin gıybet şekillerinden biri de, birinin kusurlarını sayar, döker, fakat dinleyicilerden bazıları kimi kasdettiğini bilemez. O "Sübhanellah, bu adam ne acâyib şey" diyerek hareketleri ile adamı bildirmeğe çalışır. Bu arada Allah'ı anar. Adamın hıyânetini teşhirde Allah'ın adını vasıta yapar. Yine bunun gibi, dostumuzun eğlenceye alınmasından üzüldük, Allah onu kurtarsın, der. Fakat bu sözünde samimî değildir. Zira maksadı, adamın lehine samimiyetle duâ edecek olsa, tenhâda namazı müteakib duâsını yapardı. Bunun gibi üzüntüsü hakiki olsa, kusûrunu yeniden ortaya koymazdı. Yine bunun gibi, yazık zavallı adam, büyük bir afete mübtelâ oldu, Allah onu da bizi de afvetsin, şeklinde güyâ duâ ediyor gibi konuşur. Aslında gıybet ediyor, içindeki pis düşüncelerini Allah bilir, fakat o, kendi cehâleti sebebiyle nereye düştüğünü anlamaz.
Gıybetin bir çeşidi de, gıybet edenin hevesini arttırıp daha fazla konuşturmak maksadıyla, güyâ şaşkınlık izhar ederek ona doğru meyil göstermesidir. Bu sayede gıybet edeni, daha fazla konuşturmuş olur. Meselâ, yahu şaşılacak şey, ben onu böyle bilmezdim, şimdiye kadar o zâtı hep iyi tanımıştım, ben ondan bu işi hiç beklemezdim. Allah bizi şerrinden korusun, gibi konuşmalar yapar ki, bütün bunlar gıybet edeni ve yapılan gıybetleri tasdîk ve teşvikdir. Yapılan gıybeti sadece susarak dinlemek de gıybete ortaklıktır. Nitekim Resûli Ekrem (s.a.v.): “Dinleyen de gıybet edenlerden biridir” buyurmuştur.172
Ebû Bekir ile Ömer'den (r.a.) rivayete göre; bunlar bir gün bir şahıs için “Falanca çok uykucudur” demişler ve aynı gün Resûli Ekrem'den ekmeklerine katık istemişlerdir. Peygamber Efendimiz:
“Siz katık yediniz” buyurunca, onlar “Hayır, böyle bir şey olmadı” demişlerdir. Bunun üzerine Resûli Ekrem: “Evet, siz kardeşinizin etinden yediniz” buyurdu.173 Bu suretle gıybet, Ebû Bekir ile Ömer'in (r.a.) ikisini bir arada toplamıştır; şüphesiz biri söylüyor, diğeri de dinliyordu.
Bunun gibi, biri Maîz için arkadaşına "İt itine öldü" dediği halde, her ikisine "Şu cifeden yediniz" buyurdu ki, söyleyen ile dinleyeni gıybet günâhında bir tuttu. Ancak dili ile reddederse, o zaman kurtulur. Gıybet meclisinde bulunan, dili ile; korkarsa kalbi ile reddetmeli, gücü yeterse oradan ayrılmalı ve sözü değiştirmelidir. Bunları yapmazsa gıybette ortaktır. Şâyet içinden dinlemeyi cânı arzu ettiği halde yapmacık olarak dilinden, konuşma, derse, bu nifak alâmetidir. İçinden gıybeti kerih görmedikçe günahtan kurtulamaz. Yalnız el, baş, kaş ve vücûd hareketleri ile gıybeti redde kalkışmak kendini mes'ûliyetten kurtarmaz. Çünkü bu, gıybeti küçümsemektir. Lâyık olan, gıybetin ehemmiyetini belirtip onu açıkça men'etmektir. Nitekim Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kimin yanında bir mü'min (aleyhinde konuşulmakla) zillete düşürülür de ona yardıma gücü yettiği hâlde yardım etmez, onu zilletten kurtarmazsa; kıyamet günü mahlûkat arasında Allahu Teâlâ onu zelil eder.”174
Ebû'd-Derda'nın (r.a.) rivayetinde Resûli Ekrem şöyle buyurmuştur:
“Gıyâbî olarak din kardeşi aleyhindeki dedikodulardan din kardeşini müdafaa eden kimsenin, kıyamet günü ırz ve şerefini korumayı Allahu Teâlâ üzerine almıştır.”175
Diğer bir rivayette şöyle buyurulmuştur:
“Din kardeşine gıyâbında yapılan tecavüzü reddeden kimse, Allahu Teâlâ'nın cehennemden azad etmesini hak etmiştir.”176