Divân-ı Hâzık - 182

Esîr etdi beni bir gül-beden şûh-ı siyeh-çerde

1. Esîr etdi beni bir gül-beden şûh-ı siyeh-çerde
Derûnunda sûziş-i mehri hevâ-yı vaslı der-serde

2. Vücûdu dâğdan yâkût-ı ahmerle murassa'dır
Kalırsa ârzû-yı hâtır-ı efsürde efsürde

3. Hicâb-ı nâz oldu pîrehen sîmîn-tene yoksa
Der-âgûş-ı visâl-i dil-rübâya kaldı bir perde

4. Dem-i pîrîde ben geçdim günehden lîk kalmışdır
Gönül kûdek-misâli hvâhiş-i sâgarda dilberde

5. Yıkılmışdır şu kim künc-i harâbât içre bî-pervâ
Yıkılmış kendi bir yerde yatur destârı bir yerde

6. Usandırdı cefâ vü cevr Hâzık kendi kendimden
Bu mihnet-zârda bir şûh-ı gendum-gûn hat-âverde

1. Gül bedenli, esmer (kara yağız), şuh bir güzel beni esir etti;
İçimde (gönlümde) sevgisinin yanışı, başımda ona kavuşma hevesi var.

2. Vücudu (aşk) yarasından (dolayı sanki) kırmızı yakutla süslenmiştir;
Eğer donuk (solgun) hatırın arzusu hep böyle donuk kalırsa.

3. Gümüş (gibi parlak) bedene naz örtüsü gömlek oldu;
Yoksa gönül alan sevgiliyle kucaklaşmaya (aramızda sadece) bir perde kaldı.

4. İhtiyarlık vaktinde ben günahtan (vaz)geçtim lakin;
Gönül bir çocuk gibi (hala) kadeh ve dilber arzusunda kalmıştır.

5. (Şu sarhoşa bak ki) Harabat (meyhane) köşesinde pervasızca yıkılıp kalmış;
Kendi bir yerde yıkılmış, sarığı bir yerde yatar.

6. Ey Hâzık! Cefa ve eziyet beni kendi kendimden usandırdı;
Bu dert yerinde (dünyada) buğday tenli, yeni tüylenmiş (ayva tüyleri çıkmış) bir şuh (yüzünden).

١- اسير ايتدى بنى بر گل بدن شوخ سيه چرده
دروننده سوزش مهرى هواى وصل در سرده

٢- وجودى داغدن ياقوت احمرله مرصعدر
قالورسه آرزوى خاطر افسرده افسرده

٣- حجاب ناز اولدى پيرهن سيمين تنه يوقسه
در آغوش وصال دلربايه قالدى بر پرده

٤- دم پيريده بن كچدم كنهدن ليك قالمشدر
كوڭل كودك مثالى خواهش ساغرده دلبرده

٥- يخلمشدر شو كيم كنج خرابات ايچره بى پروا
يقلمش كندى بر يرده ياتور دستارى بر يرده

٦- اوصاندردى جفا و جور حاذق كندى كندمدن
بو محنت زارده بر شوخ گندم گون خط آورده

Laleler