
AĞLAMA GÖZLERİM
Ağlama gözlerim Mevla kerimdir
Her daim rizigar böyle de kalmaz
Dermansız dert olmaz sabreyle gönül
Geçer bu ah ü zar böyle de kalmaz
Âdem Sefiyullah yedi buğdayı
Kıldı ihtiyarsız nehy-i Huda’yı
Bilirdi affeyler bayı gedayı
Affeder ol digar böyle de kalmaz
Ferman Hudanındır emrolsa ondan
Nuh-ı Nebiyyullah çıkar tufandan
Açılır deryanın yolu bir yandan
Görünür bir kenar böyle de kalmaz
Aşkın seyyahıyım gezerim hayli
Yüz bin mihnet çeksem kesmezim meyli
Bir misal eylerim zulmetli leyli
Doğar şems ü nehar böyle de kalmaz
Kaldı ataş içre İbrahim Halil
Tevekkül babını eyledi delil
Ataşı gülistan eyledi Celil
Gördüler söndü nar böyle de kalmaz
Ne kadar çok olsa dağların karı
Eridir Hudanın hoş rüzigârı
Yetişir bağların ayvası narı
Açılır nevbahar böyle de kalmaz
Yakup kan ağladı çün teessüften
Der kameril çıkmaz bir tesadüften
Dediler umudun kesme Yusuf’tan
Kılar azm-ı diyar böyle de kalmaz
İsmail’in kurban olacak çağı
Ağlaştı etrafın taş ile dağı
Hiç kulu keser mi kulun bıçağı
Çün koçu kurban var böyle de kalmaz
Yunus’u deryada hapsetti balık
Verenler olmadı ondan bir salık
Elbette halk eder mahkûmu Halık
Bu balıktan çıkar böyle de kalmaz
Ne ise Hak’tandır Kâlû Belâ’dan
Kalem böyle yazmış Arş-ı Ala’dan
Gel HIFZI gümanın kesme Mevla’dan
Bu çark-ı berkarar böyle da kalmaz