ŞİİRLERİN BULUNAMAMIŞ EKSİK KISIMLARI ve YAZIM YANLIŞLARI


Hıfzı, 1941 yılında ilk olarak M.Fahrettin Kırzıoğlu tarafından neşredilmiş daha sonra araştırmacılar çeşitli dergilerde, antolojilerde yayınlamış, öğrenciler tezler hazırlamıştır.

Hıfzı’nın şiirleri kitap olarak iki araştırmacı tarafından yayınlanmıştır. Bunlardan birincisi Z.Mahir Baranseli’nin ikincisi ise Mustafa Turan’ın çıkardığı kitaplardır. Enser Aslan ise Hıfzı’yı Atatürk Üniversitesinde okuyan öğrencilerin tezlerinden yararlanarak dört aşığın hayatı ve şiirlerinden oluşan ortak kitabına almıştır.

Hıfzı’nın şiirlerinde yapılan yazım yanlışlıkları ve eksiklikleri bu çalışmamızda yer alan şiir adlarına göre belirteceğiz. Bu değerlendirmeler Z.Mahir Barenseli ile Mustafa Turan’ın kitapları üzerinde yapılacaktır.

1- “Sefil Baykuş” adlı şiir Barenseli’nin de, Turan’ında kitaplarında Kırzıoğlu’nda olduğu gibi 15 kıta olarak geçmektedir. Ziyade’nin ağzından yazılan şiir ise 8 kıta olarak tespit edilmiştir. Yarım olduğu için Doğuş dergisine alınmayan bu şiir Barenseli’nin ve Turan’ın kitabında eksik olarak yayınlanmıştır. Biz bu eksikliği gidermek için ağıtın üslubuna uygun, dilimizin döndüğünce 2.3.4.6.7.8 ve 14. kıtalar olmak üzere 7 kıta ekleyerek tamamladık. 15 kıtalık Sefil Baykuş’un 4. kıtasının 4. mısrası Kırzıoğlu ve Baranseli’de “Hanı kapın bacan yolarların hanı” diye geçerken Turan’da yer değiştirerek “Yeşilbaşlı sunam göllerin hanı” olarak geçmektedir. 9. kıtanın 3. mısrası Doğuş’da “Kocaldın mı on beş yılın sonası” şeklinde özel isim olarak belirtilmeden geçerken Baranseli ve Turan’da Hıfzı’nın eşi Sona adına yazılmış gibi yanlış olarak özel isim olarak gösterilmiştir. Yine aynı kıtanın 4. mısrası Barenseli’de Doğuş’ta olduğu gibi “Yok mudur takatın halların hanı” diye yazılıyken Turan’da “Ver bana tutayım ellerin hani” diye verilmiştir. 10. kıtanın 3. mısrası Baranseli’de doğru ve hecesi tam olarak yazılıyken Turan’da bir hece düşüklüğü ile “Eğer susuzsan bir su vereyim” diye geçmektedir. Doğrusu “Susuz değil misin bir su vereyim” şeklindedir. 11. kıtanın 4. mısrası Barenseli’de doğru olarak “Al gey allı balam şalların hanı” diye yazılıdır. Oysa Turan’da değişiklikle “Al gey balam allan şalların hani” diye geçmektedir. 14. kıtanın 4. mısrası Baranseli’de “Ver bana tutayım ellerin hani” diye geçmektedir. Turan’da “Yok mudur takatın hâlların hani” şeklinde değişik ve yanlış olarak verilmiştir.

2- “Ey Pir-i Penahım” adlı şiirinin 7. kıtasının birinci mısrası Baranseli’nin kitabında doğru olarak “Ah yardan umudu kestim de geldim” diye geçerken, Turan’ın kitabında “Ağyardan umudu kestim de geldim” diye geçmektedir. Ağyar, yabancı, düşman manasında olup ondan kesilecek umut olmaz. Şair umudunu yardan kesmiştir. Doğru olanda bu söylemdir. Aynı kıtanın 2. mısrasında Barenseli, “Vurduğum leşkeri kütsümde geldim” diye yanlış geçerken “Vurduğu neştere küstüm de geldim” demektedir. Yardan umut kesen onun vurduğu neştere küsmektedir. Burada leşkerin yani askerin falan işi yoktur. Doğru olan Turan’ın yazdığı mısradır. Aynı şiirin 10. kıtasının 4. mısrası Turan’da “Yusuf’un hemrahı şivan günüdür” diye doğru olarak geçerken, Baranseli’de “Yusuf’un emrahı şivan günüdür” diye yanlış geçmektedir. Aynı şiirin tapşırma kıtası Turan tarafından doğru olarak “ Der Hıfzı sığındım ey adil paşa” yazılmıştır. Oysa Baranseli’de bu “ Ali Paşa” olarak yanlış bir ifadeyle aktarılmıştır. Hıfzı Allah’a “adil paşa” olarak seslenmiş ve yalvarmıştır. Barenseli’de 7 kıta olarak eksik yazılmış olan bu şiir Turan’da 13 kıtadır.

 

3- Turan’ın kitabında 9 kıta olarak yer alan “Sana Sığındım” adlı şiirin 3.4.7 ve 8. kıtaları Barenseli’nin kitabında yer almamıştır. Barenseli’de tapşırma kıtasının 1. mısrası “Hıfzı hayran oldu aşkın yasına” olarak geçmektedir. Aynı hatayı Turan’da yapmıştır. Burada söylem “Hıfzı hayran oldu aşkın tasına” olmalıdır. Yasın neyine hayran olunur? Aşkın tasına yani dolusuna hayranlık mutlaktır. Taşpırma kıtası Turan’da hem yanlış hem de bir mısra eksik olarak 3 mısra yayınlanmıştır.

 

4- “Yetene Kadar” adlı şiirin 1. kıtasının 2. mısrasında geçen “katana kadar” kafiyesi aynı kıtanın 4. mısrasında da kullanılmıştır. Oysa Hıfzı bu hatayı yapacak bir ozan değildir. Çünkü kafiyeye önem vermiştir. Bu büyük ihtimal ve mısradaki söylemin gereği “Bu canı canım canana yetene kadar” olsa gerek Böyle olunca kafiye düzene girmiş oluyor. Baranseli’de ve Turan’da aynı kıta içinde “katana” kafiyesi iki kez olarak kullanılmıştır.Aynı şiirin 4. kıtasının ilk mısrası Barenseli’de “Silse gözyaşımı baksa yüzüme” olarak doğru bir söylem içinde geçerken, Turan’da “Sile gözyaşını baksa yüzüme” diye yanlış yazılıdır. Tapşırma kıtası Barenseli ve Turan’da farklılıklar göstermektedir. Barenseli, “Köşe-i zindanda dostun eline/Kailem berdara zülfün teline/Hıfzı’yım gözüm yok dünya malına/Olsa gün doğandan batana kadar” diye yazarken, Turan, “Köşe-i zindanda dostun eline/Gailem ben bağla zülfün teline/Hıfzı’yım gözüm yok dünya malına/Olsa gün

doğandan batana kadar” demektedir. İkinci mısrada ki söylemler değişiktir. Kanaatımca anlatım gereği olarak “Köşe-i zindanda dostun elinde/Gailem berdara zülfün telinde/Hıfzı’yım gözüm yok dünya malında/Olsa gün doğandan batana kadar” daha doğru bir söyleyiş olacaktır.

 

5- “Gönül” adlı şiirin 4. kıtasının 4. mısrası Barenseli’de, “Mansuri tek emiralsa bir dare gönül” diye yanlış ve

hece fazlalığı ile yazılmıştır. Turan’daki yazılım “Mansur tek emrolsa bir dara gönül” olarak doğru yazılmıştır. 5. kıtanın 4. mısrası “Resesinden kırılır mudara gönül” diye heceyi fazlalaştırarak yazılıdır. Turan’da doğru olarak “Reseden kırılır mudara gönül” şeklindedir. Şiirin tapşırma kıtasının son mısrası “Akıbet yetişti dildare gönül” olarak aktarılmıştır. Oysa “Akıbet yetişir dildare gönül” şeklinde olmalıdır. Çünkü anlatılan zamanda tahmin söz konusudur. Bir umu vardır.

 

6- “Yar Yar” adlı şiirin 1. mısrası Baranseli’de doğru olarak “Gece gündüz zikrim fikrim hayalim” şeklindedir. Buradaki “zikrim” Turan’da “zikri” olarak eksik verilmiştir. Son ve tapşırma kıtasında ise kafiye hataları yapılmıştır. Barenseli “Hıfzı’yım Kerem’den şen mi sanarsın/Yanarım billahi sende yanarsın/Yaklaşma sevdiğim sende yanarsın/Uzaktan serime serp bir su yar yar” diye vermiştir. Turan ise “Hıfzı’yım Kerem’den kem mi sanarsın/Yanarım billahi yer gök ararsın/yaklaşma sevdiğim sen de yanarsın/Uzaktan serime serp bir su yar yar” diye yazmıştır. İlk mısra Barenseli’de doğrudur. Turan “kem mi” diyor ve manasız düşüyor. “Şen mi” olunca oturmaktadır. Yani Hıfzı en az Kerem kadar yanmıştır. Baranseli 2. mısrada aktardığı “yanarsın” kafiyesini 3. mısrada da vermiştir. Turan ise 2. mısrada “Yanarım billahi yer gök ararsın” derken “ararsın” kafiyesinde bir üsteki kafiyeden çıkmıştır. Doğru kıta şöyle olsa gerek “Hıfzı’yı Kerem’den şen mi sanarsın/Yanarım billahi yer gök anarsın/Yaklaşma sevdiğim sen de yanarsın/Uzaktan serime serp bir su yar yar”

 

7- “Merhaba” adlı şiirin 4. kıtasında Turan, “Neylerim dünyada malın” diye kaydetmiştir. Oysa uygun düşen “Neylerim dünyanın malın” şeklinde söylenmesidir. 7 kıtadan oluşan bu şiir Barenseli’de 4 kıta, Turan’da ise 6

kıta olarak verilmiştir. Turan’ın kitaba aldığı 6 kıtanın içinde bizim verdiğimiz 6. kıta yer almamıştır. Ancak bu

kıta Barenseli’nin kitabında mevcuttur.

 

8- “1915 Ağıtı” nda 3. kıtanın 3. mısrası “Terk-i vatan kılmak bir şekl-i gale” diye eksik geçerken Turan’da, “Terk-i vatan kılmak bir şekl-i galet” olarak doğru ve kafiye uyumuyla yazılmıştır. Baranseli’de 5. kıtanın ilk mısrası yanlış olarak “Kimiler ağlamış yarasın ağlar” diye yanlış geçen mısra Turan’da “Kimiler bağlamış yarasın ağlar” olarak doğru geçmektedir. Aynı kıtanın son mısrası Turan’da doğru olarak “Arşa çıkdı ah ü zarı

bu nasın” diye geçerken Barenseli, “nasın” yerine “daşın” olarak yazmıştır. 10. kıtanın ilk mısrası “Firak oldu yada kaldı sıralar” diye kaleme alınmıştır. Oysa “Firak oldu yada kaldı sılalar” diye yazılmalıdır. Çünkü yâda, yabancıya “sıla” yani vatan kalmıştır. “Sıra” manasız düşmektedir.

 

9- “Kıyma Canıma Yar Yar” adlı şiir Turan’da 10 kıta olarak yer alırken Barenseli’de, 7, 8 ve 10. kıtalar eksiktir.

10- “Kar Çiçeği” adlı şiirin 2. kıtasının 2. mısrası Barenseli’de kafiyeye uygun olarak “Hapsolur yerler katında” diye verilirken Turan’da, “Hapsolur da yeraltında” şeklinde verilmiştir. Her iki araştırmacının kitabında da bu şiirin tapşırma kıtası yoktur. Biz bu şiiri tapşırmaya kavuşturmak ve bu noksanlığı gidermek için şu kıtayı yazarak ilave ettik: “Hıfzı’yam kırlara ersem/Çiçekler devşirip dersem/Götürüp yârime versem/Menekşedir yar çiçeği”

 

11- “Çiçekler” adlı şiirin 3. kıtasının 3. mısrası Kırzıoğlu’nun “Doğuş” dergisinde “Öğle güneşinde pervanelendi” diye geçerken Baranseli’de “fervahelelendi”, Turan’da ise “şemamelendi” diye yanlış olarak geçmektedir. 16. kıta her iki araştırmacıda da yanlış olarak yer alırken Kırzıoğlu’nda “Kimiler sıcaktan bezmiş soyunmuş/Kimiler gölgede serilmiş sinmiş/Kimiler eynine elvan geyinmiş/Hoş geldiniz bu seyrana çiçekler” olarak yazılmıştır. 23. kıtanın son mısrası Barenseli’de “Yaran yoldaş beni sana çiçekler” diye geçerken Turan’da “Yaran yoldaş beni sara çiçekler” diye yazılarak kafiye hatası oluşmuştur.

 

12- “İshak Kuşları” adlı şiirin 4. kıtasının 1. mısrası Barenseli’de Doğuş’daki yazılım gibi “Can eridir dirhem dirhem” diye geçerken Turan’da yanlış olarak “Gam eridir dirhem dirhem” diye geçmektedir. Yine Barenseli’de doğru olarak yazılmış olan “Öter men’olur dadıma” söylemi Turan’da yanlış olarak “Öter nem olur dadıma” diye geçer. 7. kıtanın 2. mısrası Barenseli’de yanlış olarak “Sanki ders olmuş heceler” diye yazılmıştır. Doğrusu “Sanki ders almış heceler” olarak hem Kırzıoğlu’nda, hem Barenseli’de geçmektedir. 8.

kıta hem Turan’da hem Barenseli’de yanlış ve hece noksanlığıyla yazılıdır. Doğrusu “Doğuş”da şöyledir: “Kimi ağlar kimi inler/Eder tekrar yüzler binler/Biri okur biri dinler/Sıralar ishak kuşları”. 10. Barenseli’de, bu

kıtanın birinci mısrası Doğuş’taki gibi “Bunlara dil şirakımı” diye başlarken Turan’da “Bunlara dil şikârımı” diye geçmektedir. Uygun olan “Bunlara dil şikârımı” mısrasıdır. Anlamı “gönül avlayan, gönül avcısı”dır. Hem mana olarak daha anlamlı, hem de kafiye bakımından daha uygundur. 12. kıtanın 1. mısrası “Zikreder hakkın adını” olması gerekirken Turan’da yanlış olarak “Zikreden hakkın adını” yazılıdır. 15. kıtanın 2. mısrası kafiye gereği “Talan oldu can şeheri” diye kaleme alınmıştır. Fakat Turan “Talan oldu bu can şehri” diye yanlış yazmıştır. Şiirin tapşırma kıtasının 2. mısrası “Kavlederler öz dilinde” diye geçerken Turan’da “Kaydederler öz dilinde”, Barenseli’de ise “Kaylederler öz dilinde” diye yanlış olarak geçmektedir.

 

13- “Avcıya Sesleniş” adlı şiirin 1. kıtasının 1. mısrası Barenseli’de “Ürkütme incitme zalim dur avcı” olarak geçerken Turan’da “Ürkütme incitme avı dur zalim” olarak geçmektedir. Söyleme uygun düşen Turan’ın verdiği mısradır. 3. kıta Barenseli’de yer almamıştır. Turan’da ise 1. mısrası kafiyeden çıkarılarak “Hakikat babında pir-i penahım” şeklide yanlış verilmiştir. Doğrusu “Hakikat babında bir penahım var” olmalıdır. Çünkü ardından “Vird almışım günde yüz bin ahım var” mısrası “var” redifiyle devam etmektedir. Turan’da bulunan ve “Ezelden akdolmuş nikâhlarımız” mısrasıyla başlayan 4. kıta Barenseli’de yoktur. Turan’da “akdolmuş” olarak geçen kelime “ahd olmuş” şeklinde yazılmalıdır. Yani söz verilmiş, sözlenmiş manasında olmadır. Kelime diğer türlü anlamsız düşmektedir. Şiirin tapşırma kıtasının 2. mısrası Turan’da doğru olarak “Kalanmış ataşım yanar görünür” geçerken Barenseli’de hece fazlalığı ve kafiye bozluğuyla “Ahım kaplamış âlemi her yan görünür” diye yanlış olarak geçmektedir.

 

14- “Derd-i Gamın Binasıyım” adlı şiirin 3. kıtasının 4. mısrasında Turan “Desem günahımdır Eyup nesliyim” demektedir. Oysa doğrusu “Desem günahmıdır Eyup nesliyim” şeklinde olmalıdır. Tapşırma kıtasının son mısrasında ise “Ahtım oysun bu kafeste besliyim” diye geçmektedir. Doğrusu “Ahtım olsun bu kafeste besliyim” şeklidir.

 

15- “Sona’ya Ağıt” adlı şiirin 2. kıtasının 1. mısrası Turan’da m “Boş değil çeşmenin hasret abından” olarak yazılmıştır. Doğrusu “Boş değil çeşmimiz hasret abından” olmalıdır. Yani hasret suyundan gözümüz doludur manasındadır. Tapşırma kıtasında ise 1. mısra Turan’da m”Dert bir iken kâr eyledim izleri” diye geçiyor. Oysa sayı ile artırılarak ifade olunan mısra “Dert bir iken kâr eyledim yüzleri” olmalıdır.

 

16- “Uyan Ey Gözlerim” adlı şiirin 2. kıtasının 2. mısrası Turan’da doğru olarak “Bir gün gazel olur döker el firak” olarak yazılı iken Barenseli’de yanlış olarak “Bir gün gazel olur döker zel firak” şeklinde yazılıdır. Tapşırma kıtasının son mısrası Barenseli’de “Bir avuç topraktır yerin alçaktır” diye geçerken Turan’da “Asıl hakkın senin kara topraktır” diye geçmektedir.

 

17- “Mevla Bilir” adlı şiir Barenseli’de 3 kıta olarak geçmekte iken Turan’da 5 kıtadır.

 

18- “Mübarek Olsun” adlı şiir Barenseli’de 3 kıta iken Turan’da 7 kıta olarak geçmektedir. 1. kıtanın 3. mısrası Baranseli’de “Gelebilmem ara yerde ağyar var” olarak geçerken Turan’da “Gelebilmem ara yerde dağlar var” olarak geçmektedir. 2. kıtanın 1. mısrası Barenseli ve Turan’da “Kalkar kirpiklerin kaşa yetişir” olarak geçmektedir. “Yetişir” kelimesi kafiye olarak “yerişir” geçtiğinde “karışır” ve barışır” ile uyum sağlamaktadır.

Tapşırmanın son mısrası Barenseli’de “Bayram-ı şerifin mübarek olsun” diye geçerken Turan’da “Kuzum can

bayramın mübarek olsun” diye geçmektedir.

 

19- “Ramazan” adlı şiirin 1. kıtasının 1. mısrası Baranseli’de yanlış olarak “Uyandım esiyor badı-ı furuget” olarak geçmektedir. Turan’da doğru olarak “Uyandım esiyor bir bad-ı firgat” geçmektedir. Yani ayrılık rüzgârı esmektedir. 2. kıtanın 3. mısrası Barenseli’de “Ne mümkündür dizine ulaşalım”Turan’da “Ne mümkün dizine ben ulaşalım” diye yanlış anlatımlarla yazılıdır. Doğrusu “Ne mümkündür izine ulaşalım”olmalıdır. 3. kıtanın 4. mısrası her iki araştırmacıda “Ah vah gitti mübarek ramazan” diye hece noksanlığıyla geçmektedir. Tam heceli “Ah vahla gitti mübarek ramazan” şeklinde olmalıdır.

 

20- “Pervane nara düşer mi” adlı şiirin 3. kıtasının 3. mısrası Turan’da “Garipteki murat alan” olarak geçmektedir. Doğrusu “Garip teki murat alan” olmalıdır.

 

21- “Vatan Özlemi” adlı şiirin 3. kıtasının 1. mısrası “ Hıfzı der nedeyim görünmez dağlar” olarak geçmektedir. Doğrusu ise “Hıfzı der nedeyim görünmez bağlar” olarak geçmelidir. Çünkü kafiyede “dağlar” iki kez değil bir kez kullanılmıştır.

 

22- “Seher Yelleri” adlı şiirin 2. kıtasının 2. mısrası Turan’da “Döker kesesini lale fesinden” olarak yanlış yazılmıştır. Kesesinden değil “kâsesi”nden olmalıdır. Yani “Döker kâsesini lal u fesinden” olmalıdır.

 

23- “Uyan Gözlerine Kurban Olduğum” adlı şiirin 6. kıtasının 1. mısrası m Turan’da bir hece düşüklüğü ile “Ya uyan ya al beni koynuna” diye geçmektedir. Doğrusu “Ya uyan kalk ya al beni koynuna” olmalıdır. 8. kıtanın 1. mısrasındaki “Vafir”, “Vafir” olmalıdır. Vafir, çok, bol manasındadır.

 

24- “Fakir” adlı şiirin 1. kıtasının 1. mısrası Turan’da yanlış olarak “Kendisi haraman eşeği pisik” olarak yazılmıştır. Doğrusu “Kendisi kahraman eşeği pisik” olmalıdır. 8. kıtanın 1. mısrası bir hece düşük olarak yazılmıştır. Doğrusu “Bayramda pişirir evelek kabak” olmalıdır.

 

25- “Yarab” Şeki Sicilleme”nin 1. kıtasının 9. mısrası Turan’da bir hece düşük olarak “Rahmet bu derdmende”

olarak geçmektedir. Barenseli’de doğru olarak “Rahmet bu derd-i mende” şeklinde 7 heceli yazılıdır. 11 mısralı olarak yazılıp 11 kıta ile bitmesi gereken bu şiirin 1 kıtası eksik derlenmiştir, noksandır.

 

26- “Beddua” adlı şiir Baranseli’de 5, Turan’da 6 kıta olarak yer almıştır. Her ikisinde de farklı mısralar, başka söylemler ve kafiye uyumsuzluğu var. Kitap da ki şiir her ikisinin ve halk söyleminin en doğruya yakın düzenlenmiş halidir.

 

27- “Bu Dünya” adlı şiiri Kağızmanlı Edebiyat Öğretmeni Metin Kaya’nın sattığı Taşkahve’nin mahzeninde elyazma dosyaları arasından 2001 yılında bulup çıkardım. Ele geçirdiğim bu şiir 17 kıtadan ibaretti. Metin Kaya 1960 lı yıllarda bu şiiri dosyasına kaydetmiştir. Hiçbir dergi ve gazetede yer almadığı gibi Hıfzı adına yayınlanan kitaplarda da yoktu bu şiir. Bu şiirin 17 kıtasını da Araştırmacı Yazar Mustafa Turan Hoca ele geçirmişti. Kağızman’a Kültür Şöleni’ne geldiğinde onun derlediğiyle benim derlediğimi karşılaştırdık. Bende olmayan üç kıta onda, onda olmayan üç kıta da bende mevcuttu. Bu üç kıtayı eklediğimiz gibi şiir 20 kıta oldu. Bu şiiri ilk defa Kağızman’ın Sesi Gazetesi’nin 288. sayısında yayınladım. Daha sonra Aras’ın 1. ve Folklor Edebiyat adlı derginin 2005 tarih ve 4. sayısında yayınlandı.

 

HIFZI’NIN VE EŞİ SONA’NIN SOY KÜTÜĞÜ

Hıfzı’nın Ailesi

Hıfzı’nın mensup olduğu ailenin lakabı Kıla Yakuplar’dır. Yakup Bey’den ibitaren aileye Kıla yani Kula-Sarı Yakuplar denilmiştir. Ailenin bilinen ilk dedesi Veyis’tir. Veyis’in oğlu Yakup Bey, Yakup Bey’in oğlu Sail Bey ve Ağadede’dir.

Sail Bey’in eşi Süsen’den Seyfullah, Kerem, Abdulaziz, Ziyade olmuştur. Seyfullah’dan Bedriye, Meliha, Yaşar, Tosun, Cuma olmuştur. Kerem’den Remzi, Avni, Durhan, Emirhan, Kadriye olmuştur. Sail Bey’den olanlar Bayşar soyadını almıştır.

Ağadede ve eşi Sona’dan Dursun, Mehmet, Yakup, Recep (Hıfzı), Serfiraz/Serfinaz ve Ali olmuştur. Dursun’un eşi Güllüzar’dan Rahmi ve Nevreste adında çocukları olmuştur.

Recep (Hıfzı) den Telli, Haşim ve Hüsniye olmuştur. Telli’nin çocukları olmamıştır. Hüsniye ise küçük yaşta vefat etmiştir. Hayatta kalan Haşim, Dursun Usta ölünce onun hanımı Güllüzar ile evlenmiştir. Güllüzar’dan Kemal, Fadil, Cemil adında çocukları dünyaya gelmiştir. İkinci evliliğini Kamil ve Miyese’den olma Nuriye ile yapan Haşim’in bu eşinden Rabia, Anşa, Cengiz, Mustafa, Mehmet ve metin olmuştur. Aile Dursunüst soyadını almıştır.

Sona’nın Ailesi

Hıfzı’nın eşi Sona’nın aile lakabı “Cêllolar” yani “Celaliler”dir. Cêllolar Irak ülkesinin Süleymaniye-Zaho-Çam bölgesinden gelip Kars, Ağrı ve Kağızman’a yerleşmiştir. Birinci bilgiye göre 7 yedi kardeşten dört kardeş Zaho’da kalmış diğer üç kardeş tahminen 1200 yıllarında Türkiye’ye gelmiştir. İki kardeş bilinmez iken Şeyh İbrahim Kars/Kağızman’a yerleşmiştir. Şeyh İbrahim’in oğlu Abdulaziz, onunda oğlu Molla Mustafa’dır. Molla Mustafa’dan sonra aile Şeyh Süleyman, Kürt İsmail, Hasan, Molla Hüseyin, Mustafa, Fakı Mehmet, Pero, Hamza, Hıdır, Faize ve bunların oğul ve torunlarıyla devam etmiştir.

Bir diğer bilgiye göre Cêllolar sülalesinden yedi amca çocuğu Bağdat’tan kalkarak Kars, Ağrı, Iğdır ve Kağızman’a gelmiştir. Topal Hoca’nın dedesi Kağızman’a, Hamza’nın dedesi Kağızman’a, Murat dede’nin babası Kağızman’a, Berber Mevlüt’ün babası Marif Kağızman’a, Mevlüt’ün babası Iğdır’a, Ozo Halıt’ın babası Komik köyüne, Fakı Mehmed’in babası Ağrı’ya yerleşmiştir.

Cêlloların Hamza’nın babası Kürt İsmail’dir. İsmail’in Pero, Hamza, Hıdır ve Faize adında çocukları olmuştur. Pero’dan Mavuş Ali, Mavuş Ali’den de Mevlüt, Cemile, Emine, Mümine, Şöhret, Yusuf olmuştur. Hıdır’dan Köroğlu ve Rüstem, Rabia olmuştur. Faize’den Hamit ve Hasip olmuştur.

Sona, Cêlloların Hamza’nın kızıdır. Sona’nın anası Güleser’dir. Güleser Paşahoca’nın amcası kızıdır. Hamza’nın eşi Güleser’den Mehmet, Sona, Mevlüt, Murat, İsmail, Esat, Anşa, Telli, Gülebat adında çocukları olmuştur.

Sona’dan Haşim, Telli ve Hüsniye olmuştur. Mevlüt’den Nuriye, Turgut, Aliye olmuştur. Murat’dan Ziya, Fuat olmuştur. İsmail’den Salih, Ülkü, Sacit, Sabri, Fatma olmuştur. Esat’dan Tüncay, Altay olmuştur. Telli’den Rahmi, Nevreste olmuştur. Gülebat’tan Neriman, Reşit, Rahmi, Naim, Naime, Saime olmuştur.

Süleymaniye-Zaho-Çam köyünden geldiklerinden ailenin çoğunluğu Çam diğerleri Gürsoy, Ataş, Dursunüst, Kesen soyadını almıştır.

Sait KÜÇÜK

1964 yılında Kağızman’a doğdu. Ortaöğrenimini Kağızman’da tamamladı. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Sosyal Bilimler Bölümünü bitirdi.

Ortaokul yıllarında saz çalmaya ve şiir yazmaya başladı. İlk serbest şiiri 1984 yılında Milliyet Sanat dergisinde yayınlanarak Genç Şairler Antolojisi’nde yer aldı. Serbest şiirleri Kıyı, Çağdaş Türk Dili, Damar gibi dergilerde yayınlandı.

Hece vezni ile yazdığı şiirlerinde Sadık Miskini mahlasını kullandı. 20 civarında şiiri bestelenerek İsmail Özden, Arif Sağ, Erdal Erzincan, Kıvırcık Ali, Zeki Çiçek, Tolga Sağ, İlyas Salman, Songül Karlı, Seher Dilovan gibi sanatçılar tarafından kasetlere okundu.

Hece vezniyle yazdığı şiirleri Cem, Nefes, Türk Edebiyatı, Kıyı, Serhat Kültür, Folklor Edebiyat, Sarıkamış, Semerkand gibi dergilerde yer aldı.

Kağızman üzerine yaptığı araştırma yazıları Kağızman’ın Sesi, Aras, Ölçek, Siyasal Birikim, gibi gazetelerde ve Karslının Sesi, Serhat Dergisi, Çağrı, Erciyes gibi dergilerde yayınlandı.

Emine Hanım ile evli olup Bahar, Oğuzhan ve Bilge Berat adında üç çocuğu vardır.

Eserleri:

1- Kağızman’a Ismarladım Nar Gele (Araştırma)

2- Sevenlere Gönül Verdim (Şiir)

3- Bir Ozanın Telinden (Araştırma)

4- Gelsin Diye Arzulamış Yar Beni (Araştırma)

5- Gönül Telinden (Araştırma)

6- Çöz Beni (Araştırma)

7- Yaşayan Tarih Sadık Miskini (Araştırma)

8- Kağızman’da Yaşanan Rus Zulmü ve Ermeni Mezalimi(Araştırma)

9- Başka Doğsun Yarınların Güneşi (Şiir)

10- Kağızmanlı Hıfzı (Araştırma)

11- Milli Mücadele (Araştırma)

12- Bir Çiçek (Araştırma)

 

SÖZLÜK

Ab-ı hayat: Hayat Suyu

Abril: Nisan

Agâh: Bilgili, haberli, uyanık

Asuman: Gök, sema

Ayn: Göz, aslı, kendisi, kaynak, pınar

Azad: Kurtulmuş, serbest olan

Bad-ı saba: Doğudan esen hafif, hoş rüzgâr

Billûrî fülfül: Parlak ve şeffaf biber

Cemalı uğru: Yüzü gönül çalıcı

Çeşm: Göz

Dem-i muhabbet: Muhabbet zamanı

Derd-i derunum: Gönül kaygısı

Dide: Göz

Dil şikârımı: Avlanan gönül

Dil-dâr: Birinin gönlünü alan sevgili

Emraz: Marazlar, illet, hastalık

Ervah: Canlar, hayatın cevherleri

Esbab: Sebepler, vasıtalar

Eyce: İyice

Feryad u figan: Sızlanma, inleme

Fevk: Üst, üst taraf, yukarı

Giriftâr: Tutulmuş, yakalanmış esir

Hab-ı gaflet: Gaflet uykusu

Halvet: Yalnız, tenha kalma

Hicab: Utanma, sıkılma, perde

Hikmet-i batın: Bâtın ilmi, Tanrının hâkimliği

Hu: Allah,

Ya-hu: ya Allah

Hun: Kan

Hur-i gılman: Cennet kızları ve erkekleri

Hüsn: Güzel, iyi, güzellik

Hüsn-ü cemal: Güzel yüz

İlm-i hikmet: Sırlı ilim, felsefi konuları inceleyen bilim

İnayet: Gayret, ihsan, iyilik

İnkiraz: Bir bütünün tükenmesi, bitmesi

İrşad: Doğru yolu gösterme, uyarma

Kalanmış: Yığılmış

Kâse: Madenden, topraktan çanak

Köşe-i zindan: Zindan köşesi

Kıyam: Kalkma, ayağa kalkma

Külhan: Han, Suyu ısıtmak için ateş yakılan yer

Leyl ü Nehar: Gece ile gündüz

Mağrip: Batı

Mah-ı taban: Ay gibi parlak

Mahbub-u Rıdvan: Sevilen melek

Maşrık: Güneşin doğduğu taraf, doğu

Maşrık dağı: Doğuda bulunan dağ

Müyesser: Kolayı bulunup yapılan, kolay gelen

Nakş-ı cemal: Yüzü resmedilmiş, güzel yüz

Naş-ı nadan: Bilmez, cahil, kötü kişi

Natuvane: Zayıf, kuvvetsiz

Nazikâne: Nezaketle, incelikle, kibarlıkla

Nişangâh: Nişan tahtası, hedef yeri

Perlenir: Kanatlanır

Penah: Sığınma, sığınacak yer

Piyade: Yaya

Ruh-i revan: Yürüyen, akan, giden ruh

Seher-i kevkep: Seher yıldızı

Seyrangâh: Seyir yeri, eğlence yeri

Sevday-ı sır: Sır olan sevda

Sim-ü zer: Altın ve gümüş

Şâd: Sevinçli

Şahan: Şahlar

Şebnem: Çiy

Şehr-i şubat: Şubat ayı

Şem: Mum, balmumu, koklama, koku alma

Şikâr: Avlama, avlanan hayvan

Şivan: Şiven, matem, yas, inleme

Tavaf: Etrafını dolaşma, ziyaret etme

Uğru: Çalıcı, hırsız

Ürüşan: Aydınlık

Vafir: Çok, bol

Vird: Günlük dersler, Kuran duaları, diline dolama

Zernişan: Kılıç, altınla yapılan işleme, süs

Ziynet: Süs, bezek.

Zülf-i perişan: Dağınık saçlı

 

Kaynakça

1- Prof. Dr. Mehmet Fahrettin Kırzıoğlu, Doğuş, Kars Halkevi Dergisi, Sayı: 15 (56) Yıl:7 Şubat 1941

2- Prof. Dr. Mehmet Fahrettin Kırzıoğlu, Edebiyatımızda Kars, İstanbul 1958

3- Z. Mahir Baranseli, Kağızmanlı Recep Hıfzı, Kars Halkevi Yayınları No:1 Özkent Matbaası Kars, 1965

4- Mustafa Turan, Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı, Öğretmen Kitapları Dizisi: 19 İstanbul 1988