KUR’ÂN-I KERÎM’DE

KIYÂMET ve ÂHİRET

Müellifi

İmâm-ı Gazâlî

Mütercimi

Ömer Beğ

Düzenleyen

Dr. Necati Aksu

 

 

 

 

DÖRDÜNCÜ FASIL

 

Fâcire, yâni kâfir olanlara Münker ve Nekîr melekleri (Men Rabbüke) dedikleri vakit, (Lâ-edrî), yâni (Ben bilmem)der. Onlar da, bilmedin ve hâtırlamadın derler.

Sonra onu demirden kamçı ile döverler. Tâ ki, yedinci kat yerin altına girer. Sonra yer silkelenir. Yine kabrine çıkar. Böyle yedi defa döverler. Sonra da, bunların hâlleri başka başka olur. Bazısının ameli köpek şekline çevrilip kıyâmete kadar onu ısırır. Bunlar, kıyâmet ve İslâmiyetin bildirdiği husûslarda şüphe edenlerdir. Kabirde bulunanların karşılaşacakları hâller çeşit çeşittir. Ancak biz burada çok kısa anlattık. Bu azâbın aslı şöyledir ki, bir insan dünyada en çok neden korkarsa, kabirde onunla azâb olunur.

Meselâ, bazı insanlar, yırtıcı hayvan yavrusundan çok korkar. İnsanların tabî'atleri bunda muhteliftir. Allahü Teâlâ'dan selâmet ve nedâmetten evvel mağfiret isteriz.

Mevtâlardan çok defa rivayet olunmuş ve rü'yâda görülüp, hâlleri sorulmuş ve cevaplar alınmıştır. Bunlardan birisine hâli sorulunca, (Bir gün abdestsiz namaz kılmış idim. Allahü Teâlâ, bana bir kurtcağız musallat etti. Onunla hâlim pek fenadır) dedi.

Bir diğeri de, rü'yâda görülüp, Allahü Teâlâ sana ne muamele buyurdu diye sorulunca, (Bir gün cenâbetten gusletmemiştim. Allahü Teâlâ, ateşten bir elbise giydirdi. Onun içinde, kıyâmete kadar bir yerden bir yere çevirerek bana azâb ediyorlar) dedi.

Bir diğeri de, rü'yâda görülüp, Allahü Teâlâ sana ne muamele buyurdu diye sorulunca, (Beni yıkayan kimse, bir taraftan bir tarafa şiddet ile çevirirken, teneşirdeki demir çivi vücûdumu tırmaladı. Bundan çok zahmet çektim) dedi. Sabah olunca, yıkayan kimseden sorulunca, (İstemeyerek böyle bir şey olmuştu) dedi.

Bir başkası da, rü'yâda görülüp, hâlin nasıldır, sen ölmemiş miydin? diye sorulunca, (Evet, ben hayr üzereyim, lâkin üzerime toprak atılırken, bir taş düşüp, iki kemiğimi kırdı. Bana çok sıkıntı verdi) dedi. Bunun üzerine kabrini açtılar. Dediği gibi buldular.

Bir kimse oğluna, rü'yâsında gelip, (Ey fena oğul! Babanın kabrini düzelt! Zîrâ, yağmur çok ezâ verdi) dedi. Bunun da kabrini açtılar. Âdeta su arkı (harkı) gibi dolmuş buldular ki, sel doldurmuş idi.

Arâbîden biri, rivayet eder ki, oğluma, Allahü Teâlâ sana ne muamele etti? diye sordum. (Zararım yok, lâkin filan fâsıkın yanına defnolunduğumdan, ona olunan azâblardan kalbime korku giriyor) dedi. Çok defa haber verilen, bunlar gibi hikâyelerden açıkça anlaşılan şudur ki, kabir ehli kabirlerinde azâb çekerler. Onun için, Peygamberimiz ölünün kemiklerini kırmaktan nehy buyurmuşlar ve bir kimseyi kabrin bir tarafında oturduğunu gördüklerinde, (Mevtâya kabirlerinde ezâ etmeyiniz) ve (Diri kimseler evlerinde nasıl elemi ve azâbı duyar ve hissederlerse, mevtâ da kabrinde öylece elem ve azâbı duyar, hisseder) buyurmuştur.

Peygamber efendimiz, vâlideleri Hz. Âmine'nin kabrini ziyâret ettiklerinde ağladılar. Yanlarında bulunanları da ağlattılar. Buyurdular ki, (Rabbimden bunun için mağfiret taleb etmeye izin istedim. İzin vermedi), sonra (Kabrini ziyâret etmek için izin istedim, izin verdi. Öyle ise, siz de kabirleri ziyâret ediniz! Zîrâ, ziyâret ölümü hâtırlamaya sebebdir.)

Peygamberimiz bir kabir yanında hazır oldukları vakit, (Dünya ve âhiret selâmeti, Müslümanlardan ve müminlerden bu kabirde bulunanların üzerine olsun. Biz inşâallah size lâhık oluruz [kavuşuruz]. Siz bizden evvel göçtünüz. Biz de, size tâbi olup, sonradan varırız. Yâ Rabbî! Bizi ve bunları mağfiret et ve affınla günahlarımızdan geç) buyururdu. Peygamber efendimiz mübârek zevcelerine de kabir ziyâretinde bu kelâmı (duâyı) söylemelerini emrederdi.

Sâlih-i Müzenî buyurdu ki, bazı ulemâdan (Kabristanda namaz kılmak niçin nehyolundu?) diye suâl eyledim. Bunun hakkında hadis-i şerif vârid oldu diye haber verdiler. (Siz kabirler arasında namaz kılmayınız. Zîrâ bu, nihâyeti olmayan hasrettir). Yâni 'pişman olursunuz' hadis-i şerifini okudular. [İsmâ'îl Müzenî, imam-ı Şâfi'înin talebesi idi. 264 [m. 878] de Mısır'da vefât etti.]

Bunun içindir ki, necâset bulunan yerlerde, meselâ kabristanda ve hamâmda namaz kılmak mekruhtur.

Bir zâttan rivayet olundu. Dedi ki, bir gün kabirler arasında namaza durdum. Güneşin sıcaklığı pek şiddetli idi. Hemen pederime benzer bir şahsı kabrinin üzerinde oturur gördüm. Korkarak namazın secdesini noksan ettim. İşittim ki, (Yeryüzünün genişliği sana dar geldi de, burayı mı buldun? Namazınla bir zaman, bize ezâ edersin) dedi.

Resûlullah bir yetîme rastgeldi. Babasının kabri başında, yüksek sesle ağlıyordu. O yetîme merhamet ederek, kendileri dahî ağladılar. Buyurdular ki, (Ölü elbette yakınlarının bağırarak ağlaması sebebi ile azâb olunur. Yâni hüzün ve fenalık gelir.)

Nice ölü vardır ki, rü'yâda görülüp, suâl eden kimseye, hâlim pek fenadır. Filan ve filandan eziyyet görüyorum. Onların çok ağlayıp, feryâd ve figânı bana ezâ ediyor diye, haber verdiği vâki'dir. Lâkin zındıklar, bunu inkâr ediyorlar.

Resûlullah efendimiz: (Sizlerden biriniz dünyada bildiğiniz bir ölmüş kimsenin kabrine uğrayıp da, selâm verince, o mümin sizi tanır ve selâmınıza cevap verir) buyurdu.

Yine bunun gibi, Peygamberimiz bir cenâze defninden geldikte, (Ölü, ayakların sesini işitir ve işitirim işitirim diyerek üzüldüğünü bildirir) buyurdu.

Fıkıh âlimlerinden, rivayet olunur ki, bir kimse vasiyet etmeden vefât etmişti. Sonra, gece çoluk çocuğunu dolaşıp (Filana ve filana şu kadar ekin verin. Filan kimseden emânet aldığım kitabını verin) dedi. Sabah olunca, her biri diğerine gördükleri rü'yâyı söylediler. Ekini verdiler. Lâkin kitabı araştırdılar, bulamadılar. Buna ta'accüb ettiler. Bir zaman sonra, evin bir köşesinde buldular.

Bir zattan rivayet olundu ki, babam bizim için terbiye edici bir kimse tâyin eylemişti. Bize evde yazı öğretirdi. Bu zat vefât eyledi. Altı gün sonra kabrine vardık. Allahü Teâlâ'nın emrini düşünüyorduk. Oradan bir tabak incir geçiriyorlardı. Onu satın aldık, yedik. Saplarını oraya attık. O gece bizim üstâdımız babamızın rü'yâsında görünüp, hâlin nasıldır? diye sorunca, iyidir, ben de hayr üzereyim. Fakat evladın kabrimi mezbele, yâni süprüntülük ettiler. Fena lâflar söylediler dedi. Babam bize sordu. Biz ise (Sübhânallah! Bizi dünyada terbiye etmiş iken, âhirete gittiği hâlde, yine terbiye ediyor) dedik. Bu gibi şeyler hakkında anlatılanlar çoktur. Fakat bu kadar vaaz ve nasihati kâfî gördüm ki, az sözden çok ibret alınsın.