|
FEVÂİHU’L CEMAL VE FEVÂTİHU’L CELAL
NECMEDDÎN–İ KÜBRÂ Kaddese’llâhü sırrahu’l azîz
Hazırlayan İhramcızâde Hacı İsmail Hakkı ALTUNTAŞ
Web için düzenleyen Dr. Necati Aksu
Nefs ateşi, şeytanlık ateşi, açlık ve susuzluk köpeği ateşi, şehvet ateşi ve bütün bunların kapsamına giren çirkin huylar türünden olan kötü ateşleri söndürdükten sonra meydana gelir. Durum böyle olunca, biri semâya çıkan, diğeri oradan inen iki soğukla, dâhil ve bâtın serinler, hararetleri gider. O zaman Seyyâr, soğukta donuk bir hale gelir. Bu, af soğukluğu ve serinliğidir. Neşe, sevinç, hafiflik ve rahatlık içinde ve kötü olmayan, iyi olan bir şekilde Seyyâr donar. Bu donukluğa elbiselerin çokluğu veya evin sıcaklığı fayda vermez. Hatta ateşe de girse durum değişmez. O zaman, Rasûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellemin şu duâsının hakikati ortaya çıkar: “Rabbim, beni soğuk ve kar suyu ile yıka”. [65] Bahsedilen bu ateşin sönmesidir. Humûd ve cumûd birbirini izleyen iki hâldir. Ateş söndükçe yerleri, üzeri küllenir. Bir yer, bir şey ile o şeyin zıddından hali olmaz (boş olmaz). Bu iki hâl ebedî olarak soğuk ve sıcağın zarar vermediği bir hâle ulaşıncaya kadar Seyyârla beraber bulunurlar. Seyyâr, cumûd ve humûddan, cumûd ve humûdun bulunmadığı yani ne sıcak ne de soğuk olan bir hale yükselir. Bu ise bir takım erkân (şartlardan) ve unsurlardan sıyrılıp katıksız safâ'ya ulaşıldığı zaman meydana gelir. Bu ateşler bütünlerin parçalarıdır, tamamen yok olmazlar, tersine bütünlerle birleşirler. Bu bütünler, kendileriyle mücrim ve günahkârlara azab edilecek olan ateşlerdir. O mücrimler suç işlemiş ve böylece ateşin gövdesini büyütmüşlerdi. Burada “büyük ve küçüğün sırrı” ortaya çıkıyor. Çünkü büyük ateş küçük ateş gibi değildir. Bunun için namaz aydınlığı ve neşesi, bu ateşin tamamını değilse bile bir kısmını söndürür, öbürlerine kâfi gelmez. Onların sönmesi için kısas, had, kefaret ve hepsine tevbe etme soğutucularına ihtiyaç vardır. [Kısas: İşlenen suçun aynısıyla cezalandırma. Had: İslâmiyet'te miktârı kesin olarak bildirilen cezâ. Kefâret: İşlenmiş bir günah, suç veya kabahatin affı için şerîat hükmünce verilmesi veya yapılması gereken şey.] Tevbe pişmanlıktır. Tevbe bir zabıttır. Yakıtı, taş kesilen kalpler ve insanlardan meydana gelen ateş tutuşturulunca, kalbin sahibi Rabbini unutur ve böylece ateş, yiyeceğini ve yakıtını temin eder. [66] Ateş doyunca, heyecanı sükûnet bulur, o zaman günahkâr olan, durumunu hatırlar, bâtıldan yüz çevirip Hakk’a yönelmeye gayret eder. Pişmandır artık. Rabb’ına pişmanlığını şu şekilde arz eder: “Seninle çok yaptığım iş ne fenâ, hâlbuki eskiden ve yeniden seninle ne güzel anlaşma yapmıştım. (Elest bezmi) [67] Beni affet, benim için merhametli ve şefkatli ol Rabbim.. Arzum ve ümidim budur.” Bu soğukluk da bir cüzdür, onun da yok olmayan bir tümü vardır. Ancak bu da tüme katılır. O tüm Cehennemdeki Zemherîr (soğuk yer) dir. Seyyâr maddî erkân ve unsurların yük ve ağırlığından kurtulunca dört melek onu Kudret ve Rubûbiyetin huzuruna çıkarırlar. Bu unsurların terbiyesi de bu rubûbiyetle ilgilidir. Yükseltmede tutulan (seçilen) bu yol dar bir daire şeklindedir. Vücudun burçları ve tabiatın kuyuları bunlardır, nasıl ifade edersen edebilirsin. Seyyâr bundan sonra Arşın veya kalbin saf oluşunu temaşa ederek sürekli olarak huzur ve gaybet hâlinde bulunur. Bu saflıktan dolayı âlem–i şehâdette (dünyada) nereye bakarsa baksın, o şey kalb meydanına nakşolunur ve o şekli göz kapakları ister açık olsun ister kapalı olsun, bir müddet, önünde müşahede eder. Sonra yok olur. Böylece halvetin faydası da gerçekleşmiş oldu. Çünkü halvet ile Seyyâr’ın akla baliğ olduğu (aklı, kemâl bulduğu, olgunlaştığı), dünya ve dünyada bulunan şeylerle ülfet (dostluk, alışkanlık) ettiği zamandan beri kalp aynasına nakşedilmiş olan şeyler, halvet vasıtasıyla cilalanmış olmaktadır. Bu şekiller üst üste olan ve bir terkib meydana getiren (birleşmiş) karanlıklardır ki kalbin pası da bunlardan hâsıl olan “gaflet” dediğimiz şeydir. Halvet, zikir, oruç, temizlik, susma, hatırları kovma ve yok etme, rabıta ve arzuları tevhid etmekle (birleştirmekle) kalbin aynası bu pastan temizlenip parlatılır. Zikir ateştir, törpüdür ve çekiçtir. Halvet, demirci ocağıdır. Oruç ise iç ve dış temizlik, cilalama âletidir. Susma ve hatırları kovma ve yok etme ise Seyyâra gelen karanlık vâridleri yok etmektir. Rabıta talebedir. İstekleri tevhîd etmek de öğretmendir. Bir defasında Mağrib’de iken birine âşık olmuştum. Himmetimi (ve manevî gücümü) onun üzerine musallat kıldım. Himmetim onu aldı, bağladı ve benim dışımdaki her şeyden menetti. Fakat başka râkibleri bulunduğu için sustu, açık açık konuşamadı. Bununla beraber lisan–ı hâl ile benimle konuşmaya başladı. Konuştuğumu anlıyordu. Aynı şekilde ben de onunla konuşuyordum ve o bunu anlıyordu. Bu iş, ben o, o ise ben oluncaya kadar devam etti. Bu durumda aşk, ruhun mutlak saflığına düşmüş oldu. Onun ruhu, bir seher vakti bana geldi, yüzünü toprağa sürmekte idi. “Ey şeyh el-amân, el-amân! Beni öldürdün, yetiş!” diyordu. Ne istiyorsun, dedim. “Gelip ayağını öpmek için beni çağırmanı istiyorum” dedi. İzin verdim. İstediğini yaptı. Sonra yüzünü kaldırdı, gönlümden tatmin olup rahatlayıncaya kadar kendisini öptüm! [64] Atâullâh el İskenderi kaddese’llâhü sırrahu’l azîz El Hikemü’l Atâiyye de buyurdu ki; ادفن وجودك في أرضالخمول. فمانبت ممالم يدفن لايتم نتاجه “Vücudunu miskin toprağa defin et. Çünkü toprağa gömülmeyen bir tohumun yeşerdiği görülmemiştir.” (Hem toprak ol, hem de toprakta sırlan demektir.) الخمول tembellik, miskinlik. Toprağın tembelliği; hakarete, ezaya tepkisiz olması demektir. Ne atılırsa kabul eder. Tohumun yeşermesi için toprağın sakin kalması gerekir. Eğer kök hava alırsa büyüyemez. [65] Buhârı, Ezan, B. 89; Daavat, 39, 44, 46; Müs– lim, Salat, 204; Mesacid, 147; Zikir, 48. [66] Tahrim, 6 [67] Araf, 17
|
||