MEVZUU:
Yükselişlerin olması ve Yüce Hakkın yardımları ile övünmek..
NOT: İmâm-ı Rabbânî Hz. bu mektubu, şeyhi Muhammed Bakibillah'a yazmıştır.
***
Bu bir arzuhaldir. Yani: Mektup.. Kulların en küçüğü AHMED'den hal anlatılan makamın yüce katına...
(İMÂM-I RABBÂNÎ Hz.nin asıl ismi AHMED'dir)
Ramazan ayına yakın günlerdeydi; Mevlâna Şah Muhammed, istihare emrini tebliğ etti.
Ramazan ayına girmeden, yüce eşiğinize yüz sürme fırsatını bulamadım. Başka yolu da kalmadığından, mübarek Ramazan ayının geçmesini bekledim. Zaruret icabı, kendimi teselliye çalıştım.
Yüce Hakkın inayetlerini, büyük makamınıza nasıl arz edeyim ki!. Tevatür halinde, peş peşe arasız gelmektedir (Sayısız inayet birbiri ardınca ortaya çıkarak peş peşe aralıksız olarak gelmektedir). Haliyle bu olanlar, üstün teveccühünüzün bereketi ile olmaktadır.
Bu mânâda bir şiir:
Veya (kitabın tercümesinde olduğu üzere):
Ben bir bahçe gibiyim, oraya bahar;
Bulutlarından zülâl yağmurlar yağar.
Bin tane dilim olsa senaya dursam;
Ona infialden başka neyim artar?.
Açıklanan bu husus, bir cür'et ve edebi terke yorulabilir. Övünmek ve böbürlenmek mânâsı da çıkabilir. Şu şiir bu hali anlatır:
Veya (tercümede olduğu gibi):
Ama şahım yüceltti makamımı yerden;
Onunla ayda, yıldızda ayıldım birden.
***
Ayılma ve Bekâ alâmetlerinin belirmesi, Rebiyülevvel ayının sonlarına doğru oldu. Şu ana kadar, her süre içinde, has bir bekâ ile teşerrüf etmekteyim.
Şöyle ki:
Önce, ben zatî tecelliye alınıyorum. Ki bu tecelli Şeyh Muhyiddin'e (İbnü'l-Arabî'ye) bağlanır. Allah sırrının kudsiyetini artırsın. Daha sonra da, sekir (mânevî sarhoşluk) haline geçiriliyorum.
Yükselme ve iniş hallerinde; duyulmamış ilimler, hayrete şâyan irfan duyguları hâsıl olmaktadır.
Her mertebede, o mertebe makamının durumuna uygun mânâda has müşahedeye ve ihsana nâil olmaktayım.
***
Ramazan ayının altısındaydı, bekâ ve ihsan şerefine nâil oldum (ALTISINDAYDI: Farsçasında ve Arapça tercümesinde böyledir. Ancak, daha önce Müstakimzade tarafından yapılan tercümede: – SEKİZİNDEYDİ.. Gibi bir mânâ var. Nereden alındığını tesbit edilemedi). Öyle ki: Onu arza güçlü değilim. Öyle sanıyorum ki: İstidadın sonu, bundan öteye geçemez.
Hale uygun mânâda vuslat müyesser oldu. Şu anda dahi, cezbe ciheti tam mânâsı ile, tamama erdi. Yüce Allah'ın sonsuz varlığında seyir hali başladı; ki bu durum: Cezbe makamına münasiptir.
***
Her ne zaman ki: Fenâ hali tam mânâsı ile olur; onun düzenin de kurulu bekâ tam mânâsı ile kemâl bulur.
Her ne zaman ki: Bekâ tam mânâsı ile kemâl bulur; orada ayıklık hali ağır basar.
Her ne zaman ki: Ayıklık hali ağır basar; ilimlerin şeriat-ı garraya uygunluğu daha ileri olur.
Tam mânâsı ile ayıklık hali, peygamberlere has bir durumdur. Bu meyanda onlardan zuhur eden marifet duyguları ise, şeriat ilimlerinin kendisidir.
Bir de onların beyan ettikleri akideler vardır ki: Zat ve sıfat üzerinedir.
Bazı marifet hallerinin, dile gelişte, dış mânâsı ile çelişmesi, sekir halinin bakiyesinden (mânevî sarhoşluk halinin kalan kısmından) olsa gerek..
Bu FAKİR'e (İmâm-ı Rabbânî Hz. kendisini kasd ediyor) feyiz yollu gelen irfan duyguları ise; pek çoğu, şeriata dair marifetlerin tafsilinden ibarettir. Bunların beyanı: Keşfe dayalı, zarurî istidlali ilim (inkârı, cehaleti imkânsız bilgi -delile dayalı kesin ilim-) meydana getirir; toplu mânâlar, yaygın hale gelir. Yani: İşin detaylarına inilir.
Bunları anlatmaya kalksam, tafsilâtlı şerhi uzar. Kaldı ki ben: Korkuyorum; çekiniyorum, bilhassa işin edep dışı bir yöne kaymasından.. (Bu son cümle Farsça aslında şiir olarak gözükmektedir. Arapçasında nesre benzediğinden normal tercümesini verdik.)