MEVZUU:

a) Ehl-i İslâm'ın zaâfı ve küffarın galebesinden şikâyet.
b) İslâm dininin tervici ve Müslümanların takviyesi için sultanları teşvik.

NOT: İmâm-ı Rabbânî Hz. bu mektubu Seyyid Nakib Şeyh Ferid Buhari'ye yazmıştır.

***

Allah-ü Teâlâ size, ecdadınızın yolunda sebat ihsan eylesin. Başta, onların en faziletlileri Seyyid'ül-kevneyn ikinci olarak diğerleri üzerine salât, tahiyyet ve selâm..

Bilmiş olasın ki,

Bu âleme nisbetle sultan, âdemoğullarının bedenine nisbetle kalb mesabesindedir.

Üstte anlatılan mânâya göre: Bir kalb yararlı olursa; beden de yararlı olur; fâsid olunca da beden fâsid olur. Bunun gibi, sultanın salâhı da, âlemin salâhı sayılır; fesadı dahi âlemin fesadıdır.

İlk asırda Ehl-i İslâm üzerine cereyan eden hadiselere bir bakmaz mısın?. İslâm'ın tam gurbeti (garipliği), ehlinin çaresizliği, azlıkları ve zaafları olmasına rağmen ne getirmiştir.. Şu durum hariç: Müslümanlar, dinleri üzerinde sabit kalmışlar; küffar ise; küfürleri üzerinde durmuşlardır.

Yani: Kuvvetleri, saltanatları olmasına rağmen, Müslümanlar üzerine hiç bir küfür hükmünü yürütememişlerdir; kâfirler, Müslümanların hiç bir işini değiştirememişlerdir. Allah-ü Teâlâ'nın şu kavli bu mânâyı anlatır:

– «Sizin dininiz size; benim dinim bana.» (109/6)

Ama geçen asırda, istilâ ve galebe yoluyla; İslâm diyarında kâfirler hükümlerini yürütmüşlerdir. O kadar ki: Müslümanlar, İslâm ahkâmını izhar etmekte dahi, aciz kalmışlardır; o derecedeki izhar edeni öldürmüşlerdir.

Ne kadar yazıktır, bu ne musibet ve bu ne hüzün ve hasrettir ki: Muhammed Resulûllah Mahbub-u Rabbil-âlemin'i (Âlemlerin Rabbi'nin sevgilisi Allah'ın Resûlü Muhammed'i) tasdik edenlerin başlarına gelmiştir. Zelil düşmüş, kıymetleri yok olmuştur. Ama, onu inkâr edenler, son derece izzet ve itibar görmüştür.

Müslümanlar yaralı kalbleri ile İslâm'ın taziyesine otururken; kâfirler, alaya ve eğlenceye alarak, onların yaralarına tuz ekmişlerdir.

Hidayet güneşi, dalâlet ufkunda perdelenmiştir. Hak nuru, batıl perdesi gerildiğinden, ayrılıp gitmiştir.

***

Şu anda, İslâm'ın açığa vurulmasına mâni hâl zeval bulmuştur. Müslümanların sultanı, saltanat tahtına oturduğunun müjdesi vardır; bu müjde, âvamın ve havasın kulağına ulaşmıştır.

Bu durumda, Ehl-i İslâm'a düşer ki: Sultan'ın yardımına koşalar. Onun imdadına koşmak, kendilerine bir borçtur. Şeriatın tervici, milletin takviyesi için ona delâlet etmelidirler.

Bu imdad ve takviyenin, elle olması mümkün olacağı gibi; dille de olabilir.

İmdadın en geçerlisi, dille olanı olduğu gibi; en faziletlisi de, Şer'î meseleleri beyan etmektir; akaid-i kelâmiyeyi; kitap, sünnet-i seniyye ve icmâ-ı ümmet-i nebeviye uyarınca izhar etmektir (İslâm itikâdını; Kur'an, Sünnet ve ulemânın icmâı -ortak kararları- uyarınca ortaya koymaktır). Bu yoldan izhar etmeli ki; araya, dalâletçi, müptedi' (bid'atçı, dinde yeni icad çıkaran) girmesin; sonra, yolları kapar; işi fesada çekerler..

İmdad (yardım etme) babında bu kısım, Ehl-i Hak ulemaya mahsustur ki bunlar âhirete yönelmişlerdir.

Dünya ulemasına gelince: Bunların bütün gayreti dünya metaına sarılmak, onun geçici şeylerini toplamaktır. Bunlarla arkadaşlık öldürücü zehir olup fesadları da pek salgındır..

Anlatılan mânâda şu şiir pek güzeldir:

Olunca ilim sahibi nefsine esir;
Onunla battığı yerden kim çıkabilir?.

Geçen asırda zuhur eden her belâ, anlatılan cemaatin uğursuzluğu sebebi ile geldi. Bunlar, o kimselerdir ki; Sultanı hak yoldan çıkardılar. Yetmiş iki (bozuk) fırkadan hiç bir fırka yoktur ki; dalâlet yolunu seçmekte uydukları bu bozuk ulema olmasın. Dalâleti seçenler arasında, -bu dalâletin bir başkasına geçmesi bakımından-, bu kötü âlimlerden gayrisi azdır. Bu zamanda, kendilerini sofiyeye benzetenler dahi, bu kötü ulema hükmündedir; bunların fesadı da başkalarına sirâyet eder.

***

Zahir olan mânâ şu ki: Her kim, yardıma gücü yettiği halde, imdada koşmazsa; ama ne cins yardım olursa olsun; dolayısı ile, Ehl-i İslâm'ın işlerine de sekte verirse; kendisi itaba uğrar..

Üstte anlatılan mânâ icabı olarak, bu Fakir istiyor ki: Kendisini İslam Devletine yardım meydanına atsın; imkân nisbetinde orada cihad eylesin.

– «Her kim, bir cemaatin (mal, can gibi şeylerle yardıma koşar da herhangi bir şekilde onların) artmasına sebeb olursa onlardandır..»

Meâline gelen hadis-i şerif hükmüne göre, ihtimal ki, bu 'Güçsüz Aciz', onların zümresine dahil olur.. Kendimi şu kocakarıya benzetiyorum; ki o: eğirdiği bir iplik yumağı ile, Yusûf'a müşteri olarak pazara çıkıyor.. Ona ve bizim peygamberimize salât ve selâm..

***

Allah-ü Teâlâ dilerse; yakında huzurunuza gelmek şerefi ile teşerrüf ümidi vardır.

***

Allah-ü Teâlâ, sana güç ve tam olarak Sultan'a yakınlık müyesser etmiştir. Bunun için, Cenab-ı Şerifinizden beklenen odur ki: Şeriat-ı Muhammediye'nin tervicine, Müslümanların sıkıntıdan kurtulmalarına, İslâm'ın garipliğine, gizli aşikâre yardımcı olasınız.

Bu mektubu getiren, Emir'den vazife almış olup ikbal sahibidir. Geçen sene bu vazifeyi sizin huzurunuzda almıştır. Bu sene de, aynı ümitle gelmektedir.

***

Sübhan Allah size hakikî ve mecazî devleti nasib eylesin.


Hakîkat Kitâbevi Tercümesi