KIRKYEDİNCİ MEKTÛB

Bu mektup, yine nakip yani Diyanet İşleri reisi Seyyid Şeyh Ferid’e gönderilmiştir. Geçen senelerdeki kâfirlerin azgınlığından şikayet etmekte, Müslümanların dine hürriyet veren hükûmete dua etmesi lazım olduğunu bildirmektedir:

Allahü teâlâ sizi, iyilerin iyisi olan atalarınızın yolunda bulundursun ve onların önce en üstününe “aleyhissalâtü vesselâm”, sonra geridekilerin hepsine dualarımızı ve selamlarımızı eriştirsin!

İslâm âlimi, milletin yanında bedendeki kalp gibidir. Kalp temiz, iyi olunca beden iyi işler yapar. Kalp bozuk olunca bütün uzuvlar hep kötü iş yapar. Bunun gibi, âlimler iyi ise millet de iyi olur, ileriye gider; onlar bozuk olursa millet de bozulur, felakete gider. Ekber Şah’ın hükûmeti zamanında Müslümanların başına ne sıkıntılar, ne felaketler gelmişti hepimiz biliyoruz. Bin yıl önce, Müslümanlar kendi dinlerinde olacak, kâfirler de kendi yollarında kalacaktı. Nitekim Kâfirûn suresi bu hâli haber vermektedir. Bundan birkaç sene önce ise din düşmanları, Müslümanların önünde dinsizliklerini açıkça yapıyor; bu mübarek İslam memleketinde yani Hindistan’da, Müslümanlar Ahkâm-ı İslamiye’yi yapamıyorlardı. Yerlerin, göklerin, her çeşit enerjinin sahibi olan Allahü teâlânın sevgilisi Muhammed aleyhisselama inananların, O’nun ışıklı yolunda ilerleyenlerin aşağılanması, hırpalanması; O’na inanmayanların, O’na düşman olanların el üstünde tutulması, beğenilmesi ne kadar acı ve korkunç bir alçaklık idi. Müslümanlar yaralı kalpleri ile sabrediyorlardı. İslam düşmanları [yazıları ile, kalemleri ile, sözleri ile, mevki kuvveti ile ve her vasıta ile] alay ederek, taşkınca, azgınca saldırarak yaralara tuz serpiyordu. Hidayet ve saadet güneşi; dalalet ve irtidat bulutları ile örtülmüş; hak ve fazilet ışıkları, haksızlık ve ahlaksızlık perdeleri altına çekilmişti.

Din düşmanı olanların ölmesi, bunların yerine gelenlerin Müslümanlara da hak ve hürriyet tanımaları haberi işitildiği anda Müslümanlar, bunlara her türlü yardım ve hizmeti kendilerine borç bildi. Kavuşulan hürriyetten faydalanarak bu temiz mayalı, asil kanlı milletin İslamiyet’ye yapışmasına, dinin ve imanın kuvvetlenmesine çalışmayı en mukaddes vazife bildi. Bütün Müslümanların devlete sözleri ile, yazıları ile ve elleri ile, işleri ile yardım etmesi zaten vaciptir. İslamiyet’e yardımın en kıymetlisi ve ehemmiyetlisi, Ehl-i sünnet itikadını ve Ahkâm-ı İslamiye’yi meydana çıkarmak; fitne ve fesat ateşini söndürmektir. İslamiyet’e, devlete ve millete bu imdadı yapacak olan ancak doğru yolda olan âlimlerdir. Böyle âlimler siyasetle uğraşmaz; dini siyasete, mal, sandalye ve şöhret kazanmaya alet etmez. Kendilerine din adamı ismini verip Kur’an tercümeleri, din kitapları yazan mal ve makam aşıkları, ahiret âlimi değil dünya dünyalık toplayıcılarıdır. Bunların kitapları, mecmuaları, sözleri zehirdir; dini ve imanı bozar ve millet arasına fitne, fesat sokar. Farsça beyit tercümesi:

Din adamı görünüp dünyaya tapan kimse,
Kendi yoldan sapmıştır, gayrıya nasıl göstere?

Ekber Şah zamanında Müslümanların başına gelen belalara hep böyle din adamı şekline giren dinsizler sebep olmuştu. Milleti hep bunların kitapları, gazeteleri kışkırtmıştı. Müslüman ismi altında yanlış yolda gidenlerin başları hep bu kötü din adamları olmuştur. Din âlimi tanınmayan bir kimse yoldan çıkarsa bu sapıklığı başkalarına bulaşmaz veya nadiren bulaşır. Zamanımızın tarikatçıları da Müslümanları doğru yoldan çıkarıyor. Bunlar da sahte din adamlarının [kitapları, mecmuaları ve gazetelerdeki] yazıları gibi gençlerin dininin, imanının bozulmasına sebep oluyor. İşte bugün, her Müslüman elinden gelen yardımı yapmayıp İslamiyet yine bozulur, hakaret altına düşerse, hükûmete yardımı esirgeyen her Müslüman ahirette mesul olacaktır. Bunun için bu fakir [yani İmâm-ı Rabbânî “rh.a.”] gücüm, kuvvetim olmadığı hâlde yardıma koşmaya özeniyorum. Güçlükleri yenerek İslamiyet’e ufacık bir hizmet edebilmek yolunu arıyorum. "İyilerin çoğalmasını isteyen de onlardan sayılır" buyurmuşlardır. Belki bu zavallıya da Müslümanlara serbestlik veren, onların hakkını koruyan adil hükûmet adamlarına nasip olan büyük sevapların damlaları bulaşır diye ümitleniyorum. Kendimi, Yusuf aleyhisselamı birkaç iplikle satın almak için pazara çıkan kocakarıya benzetiyorum.

Bu günlerde huzurunuzla şereflenmek ümidindeyim. Allahü teâlâ size din üzerinde konuşmak fırsatını ihsan buyurmuştur. Her konuşmanızda; Müslümanların dinlerini rahatça ve kolayca öğrenmeleri ve ibadet edebilmeleri için [ve mürtedlerin Müslümanlara saldırmalarını önlemek için] gayret buyurmanızı candan diliyoruz. Geçici ve sonsuz devletlere kavuşmanız için dua ederim.


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi