Mektuplar

MEVZUU:

Kalbin selâmeti, Sübhan Hakkın (zâtından) gayrını unutması.

NOT:

İmâm-ı Rabbânî Hz. bu mektubu, Hekime yazmıştır.

***

Bilmiş olasın ki,

Ehlullah, kalbe bağlı marazların tabipleridir. Batınî illetlerin izâlesi, bu büyük zatların teveccühüne kalmıştır. Onların sözleri ilâç, nazarları şifâdır. Onlar öyle bir cemaattır ki, onlarla arkadaşlık edenler, hiç şâki olmazlar. Onlar, daima Yüce Hakkın huzurunda bulunurlar. Yağmur, onların bereketi ile yağar; rızıklar onların himmeti ile verilir.

***

Kalbe bağlı marazların başı, batınî illetlerin başkanı şudur: Kalbin, Yüce Hakkın gayrına alâka peyda edip irtibat kurması..

Bu türlü alakadan, ve irtibattan halâs olmayınca, ama tam olarak: Selâmet muhal iştir. Çünkü: Yüce Hakkın zatında ortaklığın yeri yoktur. Şu âyet-i kerime, bu mânâyı güzel anlatır:

– «Dikkat ediniz, halis din Allah'ındır.» (39/3)

Bu kadarının dahi yeri yok iken; Yüce Hakka koşulan şerikin ağır basması ve ondan başkasını sevmek daha üstün gelirse; nasıl olur?. Meselâ: Yüce Hakkın sevgisi, diğerlerine nazaran daha küçük ve daha az olursa gayet çirkin bir şey olur ki; hayasızlığın son kertesidir.

Herhalde burada hayadan murad, Resulûllah (ﷺ) efendimizin:

– «Haya, imandandır..»

Hadis-i şerifindeki hayadır. Asıl haya, budur..

Kalbin, Yüce Hakkın gayrına alâka duymamasına alâmet: O'na yabancıları tamamen unutmasıdır; Hakkın zatından gayri ne varsa tamamen kalbden çıkmasıdır. O kadar ki, herhangi bir şey hatırlatılmaya çalışılsa, yine de hatırlayamaz.. Böyle bir hale geldikten sonra, kalb nasıl eşyayı hatırlayabilir. Ehlullah katında bu hal şöyle anlatılır:

– Fenâ..

Ve bu: Tarikatta atılan ilk adımdır. Kıdem nurlarının zuhur mebdeidir (başlangıcıdır). Hikmetlerin ve maarifin geliş menşeidir (kaynağıdır).

Bundan ötesi, ağaç dikenleridir.

Bu mânâda bir şiir:

Farsça Metin (متن فارسی)
وفنا اراده هم از جمله شعب همان فناست
هیچکس را تا نگردد اوفنا
✦ ✦ ✦
Okunuşu (Transkripsiyon)
Ve fenâ-i irâde hem ez cümle-i şu‘ab-ı hemân fenâst
Hîçkes râ tâ negerded û fenâ
✦ ✦ ✦
Türkçe Meali
İradenin fena bulması da (kulun kendi isteklerini ilahi iradede eritmesi), o asıl fena makamının şubelerinden (bölümlerinden) biridir. Hiç kimse o fena mertebesine (hakiki manada) ulaşmış sayılmaz, ta ki kendisi bütünüyle fena bulmadıkça...

Veya (tercümede olduğu gibi):

O ki bulmaz fenâ, Mevlâsı sevgisinde,
Nasipsizdir, O'nun kibriyâsı izinde.


Hakîkat Kitâbevi Tercümesi