MEVZUU:
a) İtikadı tashih ettikten ve şeriat hükümlerinin muktezasına göre amel
işledikten sonra, her insana lâzımdır ki; Yüce Hakk'ın zâtından gayrı şeylerden
yana kalp temizliğini tahsile çalışa.
b) Tarikat-ı Nakşibendiye-i Aliyye'nin medhi..
c) Ölülere imdad ve yardıma teşvik..
Bunlara münasip bazı hususlar.
NOT:
İMAMI RABBANİ Hz. bu mektubu Molla Abdülkerim Senamî'ye yazmıştır.
***
Allah'a hamd olsun. Selâm; Allah'ın seçmiş olduğu kullarına.
***
Kardeş mektubu geldi; ferahı mucib oldu.
***
O nasihat ki, devamlı olarak, arkadaşlara yaparım; ömrümün nihayetine kadar da yapacağım, şudur: Ehl-i sünnete mahsus olan kelam kitaplarında beyan edildiği üzere, itikadı tashih ettikten ve farz vacib, sünnet, mendup, helâl, haram, mekruh, şüpheli cinsinden yapılması ve yapılmaması hususunda fıkıh hükümlerini de yerine getirdikten sonra, Sübhan Hakkın gayrına taalluktan kalbi selamete çıkarmaktır. Böyle bir şey dahi kalbe o Yüce Hakkın gayrını getirmemekle müyesser olur. O derecede ki: Hayatın bin sene uzayacağı farz edilse, kalbe Sübhan Hakkın gayrinin hatırası gelmemelidir Amma bu, demek değildir ki:
– Eşyanın hatırlanması kalbe gelmez. Asıl mânâ şudur: Onları, o kalbin sahibi Hakkın gayrının unvanı ile tanıyamaz.. Zira üstteki mânâ, tevhid murakabesine dalanların ilk hallerinde dahi kendilerine müyesser olur. Asıl anlatılmak istenen mânâ şudur ki: Kalbe eşya (şeylerin, varlıkların) hatırası gelmeye..
Anlatılan mânânın medarı (etrafında döndüğü noktası) ve mebnası (temeli, esası) şudur: Kalb, Hakkın zatından gayrını unutmalıdır. Öyle bir şekilde ki: Eşyayı hatırlamak için kendini zorlasa dahi, hatırlayamamaktır. İşbu, haletten:
– Fenâ-i kalbî..
Diye tabir edilir..
Bu tarikatta ilk basamak ve sâir velâyet kemalâtları bu devlet üzerine dağılmıştır..
Bir şiir:
O ki bulmaz fenâ, Mevlâsı sevgisinde;
Nasipsizdir onun kibriyası izinde..
***
Bu büyük devlete vusûl şanında yolların en yakını: Tarikat-ı Nakşibendiye-i Aliyye'dir. Allah, o yolda olanların sırlarının kudsiyetini artırsın.
Bu büyükler, bu yola başlamayı âlem-i emirden almayı tercih ettiler. Bunlar, kalbden kalb sahibine bir yol taleb ettiler. Diğerlerinin riyazetine ve mücahedelerine karşılık, bunların sünnet-i seniyyeye iltizamları ve bid'attan dahi kaçınmaları vardır. Bu mânâda, Hâce Bahaeddin Nakşibend Hz. şöyle dedi:
— Yolumuz, yolların en yakınıdır; lâkin sünnet-i seniyeye iltizam etmek, cidden
müşkildir.
(Sünnet-i seniyye: Yüksek, çok kıymetli ve mühim, yüce sünnet)
Onlara tevessül edip onlara iktida edenlere saadetler olsun (Onları vesile edip onlara uyanlara mutluluklar olsun).
Şu şiirler, Mevlâna Câmi'nindir. Allah sırrının kudsiyetini artırsın; şöyle dedi:
Pek güzeldir, Nakşibendîlerin yolculukları;
Sessizce ulaştırırlar hareme yolcuları..
Alır sohbetleri tüm halvet vesveselerinden;
Kalbinden müridlerin, pek güzel kerem şânları..
Ayıplarsa kusurlu biri, bilmeden onları;
Kem sözlerden hep beridir onların sahaları..
Kırabilir mi hiç o zinciri hilekâr tilki;
Bağlanmıştır onlarla dünyanın tüm arslanları..
***
İkinci olarak, maruzat şu ki: Muhibbimiz Kazî Muhammed Şerifin mektubu da geldi. Fukaraya dervişlere muhabbetten haber verdiğinden, ferahı mucib oldu; kendisine fakir'in duasını tebliğ et.
***
Üçüncü maruzat şu ki: Kardeşimiz Şeyh Habib'üllah'ın dahi mektubu ulaştı. Merhum babasının vefat haberini yazmış. İnnallillah ve inna ileyhi raciun. (Biz Allah içiniz, Allah'a döneceğiz.)
Fakir tarafından duâ tebliğ etmenizi dilerim; taziye merasimi'ni dahi eda etmenizi temenni ederim.. Duâ ile, merhum babasının imdadına koşsun. Fatiha okumak sureti ile, sadaka ve istiğfarla onun muini (yardımcı) olsun. Zira meyyit (ölen kimse), suya batan gibidir; oğuldan babadan, kardeşten, dosttan gelecek duâ bekler..
***
Dördüncü olarak, maruzat şu ki: Şeyh Ahmed'in bu büyüklerin tarikatını tercih ettiği keşfolundu; ondan tesir almış, Allah-ü Teâlâ ona, bu yolda istikamet nasib eylesin..
Yakın zamanda İslâm dini ile müşerref olduğu için kendisine akaid-i kelâmiyyeyi, Farisî kitaplarında anlatıldığı üzere talim etmeniz yerinde olur. Fıkıh hükümlerini dahi aynı şekilde, kendisine tâlim etmelisiniz. Tâ ki: Farzı, vacibi, mendubu, helâli, haramı, mekruhu ve şüpheliyi bilip muktezasına göre amel ede..
***
Bostan ve Gülistan'ı öğrenmek ve başkalarına dahi onları öğretmek malâyani (mânasız, faydasız, boş söz) sınıfına girer..
Vesselâm.