Mektuplar

MEVZUU:

– «Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; ona hamd olsun..» (Sübhanellahi ve bihamdihi). Manasına gelen kelime-i tayyibenin açıklaması.. Bu münâsebetle bazı hususların beyânı.

NOT:

İmam-ı Rabbanî Hz. bu mektubu, Mevlâna Abdülvahid Lahorî'ye yazmıştır.

***

Rahman Rahim Allah'ın adı ile..

Allah'a hamd olsun; salât ve selâm onun Resulüne..

***

Bilinmesi yerinde olur ki: İrfan sahibinin, ibadet zamanı ibadetinde bulduğu güzellik, kemâl tümden Yüce Allah'ın ihsan buyurduğu başarıya râcidir. Yüce Allah'ın güzel terbiye edişinden ve ihsanındandır. Bunun dışında ibadet işinde bulduğu kusur ve noksan ise.. ibadet edenin nefsine aittir; onun yaratılışındaki habâsetten ileri gelir. Bunda, Yüce Hakkın zatına râci olan bir şey asla yoktur. Şerri ve noksanı mümkinat dâiresine aittir. Ki onun: Ademde yerli bir basamağı vardır. Adem (yokluk manasına..) bütün şerrin ve noksanın menşeidir. İşte:

– Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; ona hamd olsun..

Manasına gelen kelime-i tayyibe, en güzel şekli ile, bu işleri beyân edip kemâl mânâda bir tenzihle Yüce Mukaddes Hakkı, zatına lâyık olmayan şer ve nokrandan tenzih etmektedir.

O cümlede geçen:

– H a m d ..

İbâresi ile, Yüce Allah'ın sıfat-ı hamidesi, ef'al-i cemilesi (hoş sıfatları, güzel işleri), sayısız nimetleri, bol ihsanları üzerine şükrü edâ yoluna gidilmektedir. Zira bu anlatılan ibâre, her şükrün başıdır. Bu mânâ icabı olarak, hadis-i nebevide şöyle anlatıldı:

– «Bir kimse, bu kelime-i tayyibeyi bir gün ve bir gecede yüz kere okursa; amelde o gün ve gece için, hiç kimse kendisine yetişemez. Meğer ki, bir kimse, aynı kelime-i tayyibeyi onun gibi okumuş ola..»

Onunla nasıl müsâvi olur ki: Her amel ve ibâdet, Yüce Allah'ın şükrü gereken nimetlerden birinin şükrünü edâ olmaktadır. O kimse ise; bu kelime ile, onun bir cüz'ünü edâ etmiştir. O kelimenin kalan cüzü ise.. Sübhan Hakkın takdis ve tenzih beyânıdır. Bu mânâ icabı olarak, bu mübarek kelimeyi bir gün ve bir gecede yüz kere okumalısınız.

Burada şöyle bir şey sorulabilir:

– Hadis-i şeriflerde, tesbihlerden aşağıdaki gibi varid olanlar vardır:

— «Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; ona hamd olsun: Halkının adedi, zatından rızası, arşının ağırlığı, kelimelerinin sayısı kadar..» (1)

– «Sübhanellah, lafzı, mizânı doldurur.»

– «Bütün halkının ettiği hamdin kat katı..»

Bunları söyleyen bir kereden başka söylemiyor. Aded dahi bir fertten gayrı vukua gelmemiştir. Durum böyle olunca, ona:

– «Halkının adedi..» Demek hangi itibara göredir?.

– «Zatından (nefsinden) rızası..»

Ne mânâya olur?. Sonra, onun arşının ağırlığı nasıldır?. Sonra:

– «Kelimelerinin sayısı kadar..»

Denmesi nasıl sahih olur?. Mizân nasıl dolar?. Sonra şu cümle ne mânâyadır:

– «Bütün halkının ettiği hamdin kat katı..»

Bu soruya cevab olarak şöyle derim:

– İnsan, emir âlemi ile halk âleminde olanı kendinde toplar. Halk alemi ile emir âleminde ne varsa, ziyadesi ile insanda vardır. O tek heyeti ile, halk ve emir âlemi terkibinden neş'et etmiştir. Bu heyet-i vahdaniye onun gayrı bir şey için müyesser olmamıştır. Bu pek hayret verici bir şeydir. Eşsiz bir modeldir. Bu durumda o insandan ki: Hamd vâki olur, bu hamd bütün yaratılmışlara ait hamdin kat katıdır. Bu kıyas, diğer sorulara da yeterlidir.

– «Bütün yaratılmışlar..»

Cümlesinden murad, insandan başkaları da olabilir. Eğer bu cümleye insanı dahil edersek deriz ki:

– İnsan-ı kâmil; nasıl âlemin fertlerini kendi özünün cüzleri olarak buluyorsa, aynı şekilde insan fertlerini dahi kendi nefsinin cüzleri olarak bulur. Yine nefsini, her kül için kül olarak görür. Mânâ böyle olunca, nefsinin hamdini, nefsinin kat kat hamdi olarak görür. Tüm insan ferdlerinin hamdini dahi, kat kat nefsinin hamdi olarak bulur.

Selâm hidâyete tâbi olanlara..

Mütabaat-ı Mustafa'yı bırakmayanlara.. Ona ve âline salâtların en faziletlisi.. Tahiyyâtın da ekmeli..
 
(1) "Sübhanellahi ve bihamdihi adede halkıhi ve zinete arşihi ve midade kelimatihi."


Hakîkat Kitâbevi Tercümesi