|
Bu mektup, Molla Hacı
Muhammed Lahorî’ye yazılmıştır. Âlem-i emr'deki beş cevheri uzun ve açık
bildirmektedir:
İki cihan saadetine
kavuşmak, ancak dünya ve ahiretin en yükseğine uymakla ele geçebilir “aleyhi
ve alâ âlihî minessalevâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ”.
Filozoflar, İslamiyet'in sahibine “aleyhissalâtü vesselâm” uymadıkları, kalp
gözlerini O’na uymak sürmesi ile parlatmadıkları için Âlem-i emr'den
haberleri bile yoktur. Nerede kaldı ki Allahü teâlânın zatına ve sıfatlarına
erişebilsinler. Onların kısa görüşleri, ancak Âlem-i halk'a yetişebiliyor.
Bunu bile iyi göremiyorlar.
[Allahü teâlânın
yarattığı şeylerin hepsine birden (Âlem) denir. Âlem ikiye ayrılır: 1-
(Âlem-i halk): Madde ve ölçü bulunan şeylerdir.
Halk, aynı zamanda
ölçmek demektir.
Arşın içinde bulunan her şey; canlılar, yer, gökler, Cennet, Cehennem,
melekler, tabiat kuvvetleri hepsi Âlem-i halk'tır. Bu aleme (Âlem-i şehâdet)
ve (Âlem-i mülk) de denir. 2- (Âlem-i emr): "Ol" emri ile bir anda
yaratılan, Arşın dışındaki şeylerdir ki maddesiz, zamansız, ölçüsüzdür. Bu
aleme (Âlem-i melekût) ve (Âlem-i ervâh) da denir.]
Felsefecilerin beş
cevher dedikleri şeyin hepsi Âlem-i halk'tandır.
Nefse ve akla
mücerredattandır demeleri, bunları tanımadıkları içindir. Nefis veya nefs-i
nâtıka dedikleri cevher, nefs-i emmâredir. Nefs-i emmâreyi temizlemek
lazımdır; çünkü hep kötülük, aşağılık ister. Bunun Âlem-i emr'de ne işi var?
Mücerret olmak nesine gerek? Akıl da ancak his uzuvları ile anlaşılan
şeyleri ölçebilir. His edilmeyen ve hissedilenlere benzemeyen şeyleri
kavrayamaz. Böyle şeyler akıl ile anlaşılamaz. Bundan dolayı Âlem-i emr'i
anlayamaz. O hâlde akıl da Âlem-i emr'den değildir; yani mücerredattan
olamaz.
Âlem-i emr'in birinci
basamağı (kalp)dir. [Kalp, göğüsteki et parçası değildir; buna yürek denir.
Kalp; bu yüreğe alakası, ilgisi bulunan, maddesiz, yersiz bir kuvvettir.
Kalbin yürekte bulunması, elektriğin ampulde bulunmasına benzer. Elektrik
ampulde bulunur fakat görünmez, hissedilmez. Varlığı eseri ile; mesela
ampuldeki ince teli ısıtarak telin ışık vermesi ile anlaşılır.] İkinci
mertebesi (Ruh)dur. Ruhun üstü (Sır) mertebesidir. Sırrın üstü (Hafî),
hafînin üstü (Ahfâ) mertebesidir. Bu beşine (Beş Cevher) denirse yeri
vardır. İşin özünü göremediklerinden saksı parçalarını cevher sanmışlar.
Âlem-i emr'in bu beş
cevherini anlamak ve bunlar üzerinde bilgi edinmek ancak Muhammed
Resulullahın “s.a.v” izinde gidenlerin büyüklerine
nasip olmuştur.
İnsana (Âlem-i sagîr)
[küçük âlem] denir. İnsandan başka mahlukların hepsine (Âlem-i kebîr) [büyük
âlem] denir. Âlem-i kebîr'de bulunan her şeyin Âlem-i sagîr'de bir numunesi,
benzeri vardır. İnsandaki beş cevher de birer numunedir. Bunların Âlem-i
kebîr'de asılları vardır. Âlem-i kebîr'deki o beş cevherin birincisi
Arş'tır. Yani insandaki kalbin Âlem-i kebîr'deki aslı Arş'tır. Bunun için
kalbin bir ismi (Arşullah)dır. O beş cevherin diğer dördü hep Arşın
üstündedir. Kalp, Âlem-i sagîr'deki Âlem-i halk ile Âlem-i emr arasında
ortak bir geçit olduğu gibi; Arş da Âlem-i kebîr'deki Âlem-i halk ile Âlem-i
emr arasında bir geçittir. Kalp ile Arş, Âlem-i halk'ta bulunuyor ise de
Âlem-i emr'dendirler. Bu beş cevheri iyice anlamak ancak tasavvuf yolundaki
mertebeleri [konakları] etraflıca ve tamamen geçip nihayete varan evliyanın
büyüklerine nasip olur. Beyit:
Her zavallı merd-i
meydan olamaz;
Sivri sinek de
Süleyman olamaz.
Allahü teâlânın lütfu,
ihsanı bahtiyar bir insana yetişip de kalp gözü açılıp vücub mertebeleri
gösterilirse; Âlem-i kebîr'deki bu beş cevherin mukaddes asıllarını da orada
görür ve Âlem-i sagîr ve kebîr'deki cevherlerin bunların numuneleri,
suretleri olduğunu anlar. Mısra:
Bu büyük devleti
bugün kime verirler.
Bu öyle büyük bir
nimettir ki Allahü teâlâ dilediği, seçtiği kimseye ihsan eder.
Âlem-i emr
bilgilerini anlatmak yasak edilmiştir; çünkü çok ince bilgilerdir,
dinleyenler yanlış anlar. Sura-i İsra, seksen beşinci ayetinde mealen,
(Sizlere ilimden pek
az verildi)
buyuruldu. Burada bildirilen ilim ile şereflenen râsih âlimler, perde
arkasını seyr etmektedirler. Mısra:
Nimet sahiplerine
nimetler afiyet olsun.
Farsça beyit
tercümesi:
Perde ardındaki
esrarı açmak uygun değildir,
Yoksa rindler
meclisinde verilmeyecek haber yoktur.
Mukaddes cevherlerin
birincisi Allahü teâlânın izafi sıfatlarındandır. Bu sıfatlar vücub ile
imkân arasında geçit gibidir. [(Vücub), Allahü teâlânın ve sekiz hakiki
sıfatının mertebesidir. (İmkân) da mahlukların mertebesidir.] İkinci cevher
hakiki sıfatlardır. İzafi sıfatlar kalbe, hakiki sıfatlar ruha tecelli eder.
Hakiki sıfatların üstünde bulunan üç cevher Zat-ı ilâhî mertebesindedir. Bu
üç mertebenin tecellilerine (Tecelliyat-ı Zatiyye) derler. Bundan fazla
yazmak faydalı olmaz. Farsça mısra tercümesi:
Kalem buraya gelince
ucu kırıldı.
Allahü teâlâ size ve
hidayete kavuşanlara ve Muhammed Mustafa’ya “aleyhisselâm” tabi olanlara
selamet versin!
Abdulkadir Akçiçek Tercümesi
|