YÜZOTUZBİRİNCİ MEKTÛB

"Bu mektup, Hâce Muhammed Eşref-i Kâbilî’ye yazılmıştır. Hâcelerin yollarının şanını ve bu yolda reform yapanların zararlarını bildirmektedir:

Âlemlerin Rabbi olan Allahü teâlâya hamd olsun! Geçmişlerin ve geleceklerin efendisi olan Muhammed aleyhisselâma ve O’nun temiz Âline salât ve selâm olsun! Akıllı kardeşim Hâce Muhammed Eşref! Allahü teâlâ, Evliyâsına (rahmetullahi aleyhim ecma’în) ikram ettiği nimetlerle seni de şereflendirsin! Hâcelerimizin yolu (kaddesallahü teâlâ esrârehüm) kavuşturan yolların en kısasıdır. Başka yolların sonunda ele geçenler, bu yolun başında olanlara tattırılmaktadır. Bunların nisbeti yani kavuştukları huzur, başkalarının nisbetinin üstündedir.

Bütün bu üstünlükler; bu yolda sünnete yapışmak ve bid'atten sakınmak bulunduğu içindir. Ruhsatları yani İslâmiyetin izin verdiği şeyleri de elden geldiği kadar yapmazlar. Bunlar batına yarar görünseler bile izin vermezler; azîmetle hareket ederler yani takva üzere hareket ederler. Kalp kazançlarına faydalı görülmese bile azîmeti elden bırakmazlar. Hâllerin, vecdlerin İslâmiyet'e uygun olmasına dikkat ederler. Zevkleri, marifetleri İslâmiyet terazisi ile ölçerler. Çocuklar gibi ceviz ve kozalak sayılan vecdlere, hâllere aldanıp da İslâmiyet'in güzel cevherlerini elden kaçırmazlar. Tasavvufçuların İslâmiyet'e uymayan sözlerine aldanıp bağlanmazlar. Fusus'a kayarak nassdan ayrılmazlar. Fütûhât-ı Medeniyye varken, Fütûhât-ı Mekkiyye’ye dönüp bakmazlar.

Hâlleri devamlıdır; zamanlarında değişiklik olmaz. Başkalarına şimşek gibi çakıp geçen tecellî-i zâtî, bunlara devamlıdır. Çabuk geçen, gayp olan huzura kıymet vermezler. Nur suresinin, "O yüksek insanlara ticaret ve alışveriş Allahü teâlâyı unutturmaz" mealindeki yirmi dördüncü ayeti, bunların hâlini bildirmektedir. Fakat herkes, bu büyüklerin tatmış olduğu şeyleri anlayamaz. Bu yolda olan kısa görüşlüler bile bunların birkaç üstünlüğüne inanmayabilir.

Farsça beyit tercemesi:
Bir cahil bu büyüklere dil uzatırsa,
Cevap vermeye değmez desem iyi olur.

Evet, bu yüksek yoldakilerin bazısı son zamanlarda bu yolda yenilikler yaptılar; büyüklerin izinden ayrıldılar. Bunların müritlerinden çoğu, bu yeniliklerle tarikat olgunlaştırıldı sandılar. Hâşâ, öyle değildir! Ağızlarından çıkan söz çok büyüktür. Bu yeniliklerle, reformlarla hak yolu yıkmaya, elden kaçırmaya çalışıyorlar. Yazıklar olsun, binlerce yazıklar olsun!

Başka yollarda bulunmayan birçok bid'atler bu yolda meydana çıkarıldı. Teheccüd namazını cemaat ile kılıyorlar. Gece yarısı bu namaz için uzaklardan akın akın geliyor, toplanıyorlar. Cemaat olup titizlikle kılıyorlar. Halbuki bu yaptıkları mekruhtur, hem de tahrîmen mekruhtur. Fıkıh âlimlerinden birkaçı bunun mekruh olması için "duyurulması ve ilan edilmesi" şarttır demişler ise de, bunlar da nafile namazı caminin bir köşesinde ve en çok üç kişi cemaat ile kılabilir demişlerdir. Üçten çok kimsenin cemaat ile kılması söz birliği ile mekruhtur.

Bundan başka, teheccüd namazını on üç rekât kılıyorlar. On iki rekâtini ayakta kılıyorlar; iki rekâtini de oturarak kılıp bunu bir rekât yerine sayıyorlar. Böylece "on üç oldu" diyorlar. Böyle şey olmaz. Resûlullahın (aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmât) on üç rekât kıldığı geceler olmuştur; on bir, dokuz ve yedi rekât da kıldığı geceler olmuştur. Fakat teheccüd namazlarını vitir namazı ile birlikte kıldığı için toplamı tek olmaktadır. Bunların dediği gibi bir rekât yerine oturarak iki rekât kılmak olmamıştır. Resûlullahın sünnet-i seniyyesini bilmedikleri ve incelemedikleri için böyle yanlış şeyler yapıyorlar. Müçtehitlerin de bulunduğu ve âlimlerin çok olduğu şehirlerde böyle bid'atlerin yayılmasına doğrusu çok şaşılır. Halbuki biz fakirler din bilgilerimize, oralardaki büyüklerin ihsanları ile kavuşmuş bulunuyoruz. İnsanlara her şeyin doğrusunu bildiren ancak Allahü teâlâdır.

Farsça beyit tercemesi:
Az söyledim, dikkat ettim kalbini kırmamaya,
Bilirim incinirsin, yoksa sözüm çoktur sana!

Vesselâm.


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi