YÜZOTUZBEŞİNCİ MEKTÛB

"Bu mektup, yine hep iyi düşünen, sadık olan Muhammed Sıddîk’a yazılmıştır. Evliyalık mertebelerini bildirmektedir:

Velâyet, yani evliyalık, Fenâya ve Bekâya kavuşmak demektir. [Fenâ, kalpte mahlukların düşünülmesi ve sevgisi kalmamasıdır. Bekâ, kalpte yalnız Allah sevgisi bulunmasıdır.] Bu da herkes için olur veya belirli kimseler için olur. Herkes için olan "Mutlak Velâyet"tir. Belirli kimselere mahsus olan ise "Velâyet-i Muhammediyye"dir (s.a.v.). Buradaki Fenâ tamdır; Bekâsı da ekmeldir. Bu büyük nimete kavuşmakla şereflenen kimsenin derisi ibadet için yumuşar, göğsü İslamiyet için genişler. Nefsi itminan hasıl ederek Mevlasından razı olur, Mevlası da ondan razı olur. Kalbini sahibine teslim eder. Ruhu kurtularak Allahü teâlânın sıfat-ı hakikiyyesini keşfeder. Sırrı o makamda şüun ve itibarları müşahede eder ve bu makamda şimşek gibi çakıp hemen kaybolan "Tecelliyat-ı zâtiyye"lere kavuşmakla şereflenir.

Hafî denilen latifesi; tenezzüh, tekaddüs ve kibriyanın kemali karşısında şaşkına döner. Ahfası ise anlaşılamayan ve anlatılamayan bir vuslata kavuşur. Arapça mısra tercümesi: "Nimete kavuşanlara afiyet olsun!"

Bundan anlaşılıyor ki Velâyet-i hassa-i Muhammediyye (alâ sâhibihessalâtü vesselâmü vettehıyye), başka velâyetlerin mertebelerine benzemez. Yükselirken de inerken de onlardan başkadır. Yükselirken başkadır dedik; çünkü ahfâ denilen latifenin Fenâsı ve Bekâsı yalnız bu Velâyet-i hassada olur. Başka velâyetlerdeki uruc (yükseliş), yalnız hafîye kadardır. Fakat çokları ruh makamına kadar veya sır makamına kadar, birkaçı da hafîye kadar yükselir. Herkes için olabilen Velâyet-i âmme derecelerinin en sonu, hafî makamıdır.

İnişteki başkalığa gelince; Velâyet-i hassa-i Muhammediyye ile şereflenen Evliyânın maddeden olan cesetleri de bu velâyetin derecelerinin kemallerinden pay alır. Çünkü bunların Peygamberi (sallallahü teâlâ aleyhi ve alâ âlihi ve sellem) Mirac gecesi Allahü teâlânın dilediği makama kadar mübarek cesedi ile götürüldü. Cennet ve Cehennem kendisine gösterildi. Kendisine gizli şeyler söylendi. O makamda Allahü teâlâyı baş gözü ile görmekle şereflendi. Miraçların böylesi, bu yüce Peygambere (aleyhissalâtü vesselâm) mahsustur. O’na tam uyan, izinde giden Velîler de bu hususi mertebeden serpilen kırıntılara kavuşurlar. Arapça mısra tercümesi: "Kerimlerin sofrasından toprağa da pay düşer."

Böyle olmakla beraber Allahü teâlâyı dünyada görmek yalnız Muhammed aleyhisselâma mahsustur. O’nun ayakları altında bulunan Evliyâya (kaddesallahü teâlâ esrârehümül’azîz) hasıl olan hâl, görmek değildir. İkisi arasındaki başkalık; bir şeyin kendisi ile resmi veya kendisi ile gölgesi gibidir. Bunların birbirinden başka olduğu meydandadır.


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi