YÜZALTMIŞDOKUZUNCU MEKTÛB

"Bu mektup, Şeyh Abdüssamed-i Sultânpûrî’ye gönderilmiştir. Mürşid-i kâmilin ne zaman ve niçin lazım olduğu bildirilmektedir:

Âlemlerin Rabbi olan Allahü teâlâya hamd olsun! Peygamberlerin en üstününe (aleyhimüsselâm) ve O’nun temiz Âl ve ashâbına bizden selamlar ve dualar olsun!

Lütuf ve ihsan ederek gönderdiğiniz kıymetli mektup geldi; bizi çok sevindirdi. Bir şey soruyorsunuz. Yavrum! Her şeyden önce istenilecek şey ve en çok aranılacak şey, Allahü teâlâya kavuşturan yolu bulmaktır. Fakat insan; önce dünya işlerine dalmış, birçok ihtiyaçlarına sarılmış olduğundan pek kirli ve çok aşağıdır. Allahü teâlâ ise her bakımdan yüksek ve kusursuzdur. O’ndan feyz gelmesi ve gelen feyzlerin, marifetlerin alınması için verici ile alıcı arasında bir bağlantı, bir yakınlık yoktur.

Bunun için, bu yolu bilen ve gören bir kılavuz elbette lazımdır. Bu kılavuzun hem alıcı ile hem de verici ile bağlantısı olması şarttır. Ancak böyle olursa aracılık yapabilir. Alıcı, vericiye yaklaştıkça kılavuz kendini aradan çekmeye başlar. Talip yani alıcı, matluba tam bağlanınca rehber aradan büsbütün kalkar; talibi matluba aracı olmadan kavuşturur.

Bunun içindir ki başlangıçta ve yolda iken aranılan şey, rehberin aynasından başka hiçbir yerde görülemez. Sona erenlere, rehberin aynası olmadan matlub kendini gösterir; vasl-ı uryânî hasıl olur. Bu zaman, "Pîr araya girerse başını keserim" denilmesi sersemce ve abdalca bir sözdür. Doğru yolda olanlar böyle konuşmazlar, edepsizlik etmezler. Her istediklerini pîrin bereketinde ararlar ve bulurlar.

Vesselâm.


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi