İKİYÜZKIRKBEŞİNCİ MEKTÛB

"Bu mektup, Seyyid Enbiya’ye yazılmıştır. Zikri, Fena ve Beka’yı ve Ebû Ali Sina’yı bildirmektedir:

Allahü teâlâya hamd ve yüce Peygamberine “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” salât ve selâm olsun! Size ve bütün Müslümanlara dua ederim.

Gönderdiğiniz kıymetli mektup geldi, bizleri sevindirdi. Nefy-ü isbat zikrinin yirmi bire ulaştığını fakat devam hasıl olmadığını, ara sıra şuursuzluk olduğunu yazıyorsunuz. Sevgili yavrum! Zikretmenin şartlarından bir şart eksik olmalıdır ki o sayıya çıktığınız hâlde bir tesiri görülememiştir. Görüştüğümüz zaman hatırlatınız da uzun anlatırım inşallahü teâlâ.

Sual: Ebû Bekir Sıddîk (radıyallahü anh) işini sona getirdikten sonra: “Zikir söylemek laklakadır; yani faydasızdır. Kalp ile zikretmek vesvesedir; yani faydasız düşüncedir. Ruhun zikir yapması şirk olur. Sır denilen latifenin zikri de küfürdür” buyurdu. Bu söz ne demektir?

Cevap: Zikirde bir zikreden, bir de zikrolunan vardır. Hangi zikir olursa olsun; zikredenin ve zikrin, zikrolunanda yok olmaları için yapılır. Yani zikreden ve zikir yok olacaklar, yalnız zikrolunan kalacaktır. Bunun için zikre laklaka, vesvese, şirk ve küfür buyurmuştur.

Dosttan seni geri bırakmasın,
o şey, küfür veya iman olsa da,
seni bu yolda oyalamasın,
hiçbir şey, mah-ı cihan olsa da!

Zikre böyle çirkin isimler verilmesi Fena ve Beka hasıl olmadan öncedir. Çünkü Fena ve Beka hasıl olduktan sonra zâkirin varlığı ve zikretmesi hiç çirkin değildir. Bu sözümüzde anlaşılamayan yer kaldı ise buluştuğumuz zaman yine sorunuz; çünkü mektupla bundan fazlası açıklanamaz. Şunu da bildirelim ki; bu sözü Ebû Bekir Sıddîk (radıyallahü anh) hazretlerinin söylediğini ve hele işini sona erdirdikten sonra söylediğini sanmak doğru bir şey değildir.

Sual: Şeyh Ebû Said-i Ebü’l-hayr, Allahü teâlâya kavuşturan bir vasıta bildirmesini Ebû Ali Sina’dan istedi. İbn Sina da: “Görünüşte Müslüman olmayı bırak. Tam kâfir ol” dedi. Şeyh hazretleri Aynülkudat-ı Hemedanî’ye yazarak: “Bir sene ibadet etseydim İbn Sina’nın sözünden ettiğim istifadeyi elde edemezdim” dedi. Aynülkudat da buna: “Eğer anlamasaydın o zavallı gibi kötülenir ve ayıplanırdın” diye cevap yazdı. Bunun açıklanmasını istiyorsunuz?

Cevap: Tam veya hakiki küfür, ikiliği kaldırmak demektir. Çokluğun, yani mahlukların görünmemeleridir. Bu da Fena makamıdır. Bu makamın üstünde hakiki İslam makamı vardır ki Beka makamıdır. Küfr-i hakiki, İslam-ı hakikiden çok aşağı derecedir. İbn Sina, kısa görüşlü olduğu için İslam-ı hakikiye yol göstermedi. Sözün doğrusu şudur ki o’nun küfr-i hakikiden de haberi yoktur. Bu sözü ağızlardan alarak, başkalarına uyarak söylemiş ve yazmıştır. O’nun görünüşte Müslüman olmaktan başka bir şeyi yoktur. Sonunda felsefe pisliklerinde kalmıştır. İmam-ı Muhammed Gazali “rh.a.” o’nun kâfir olduğunu bildiriyor. Doğrusu da o’nun felsefeye dayanan bilgileri İslamiyet’in temel bilgilerine uygun değildir. Şunu da bildirelim ki Şeyh Ebû Said (rahmetullahi aleyh), Aynülkudat’tan “kuddise sirruh” çok zaman önce idi. O’na mektup yazması nasıl olabilir? Anlaşılamayan yer kaldı ise görüştüğümüz zaman sorunuz!

Vesselam.


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi