İKİYÜZKIRKSEKİZİNCİ MEKTÛB

"Bu mektup, Mirza Hüsameddin Ahmed hazretlerine “kaddesallahü teâlâ sirrehü’l-azîz” yazılmıştır. Peygambere tam tabi olanların, onların bütün olgunluklarına kavuşacakları ve hiçbir velinin hiçbir nebî derecesine çıkamayacağı bildirilmektedir:

Bizi bu hâle kavuşturan Allahü teâlâya hamdolsun! Allahü teâlâ bize doğru yolu göstermeseydi biz bulamazdık. Allahü teâlânın peygamberleri (a.s.) doğru yolu göstermek için gelmiştir.

Peygamberlere “a.s.” uyanların en üstünleri, onlara çok uydukları ve aşırı sevdikleri için —daha doğrusu yalnız Allahü teâlânın lütfu ve ihsanı olarak— izinde bulundukları peygamberlerin bütün kemalatını, üstünlüklerini kendilerine çekerler. Büsbütün onlar gibi olurlar. O kadar benzerler ki yalnız uyan ve uyulan, önce olan sonra olan ayrılığından başka aralarında hiç ayrılık kalmaz. Böyle olmakla beraber; uyanlardan hiçbiri —Peygamberlerin en üstününe uyanlardan olsa da— hiçbir peygamberin, peygamberlerin en aşağıda olanının bile derecesine yükselemez. Bunun içindir ki peygamberlerden sonra bütün insanların en üstünü olan Ebû Bekir Sıddîk “radıyallahü anh” hazretleri, peygamberlerin derecesi en aşağıda olanından da çok aşağıdadır.

İşte bunun için peygamberlerin “aleyhimüsselâm” mebde-i taayyünleri ve rableri olan [yani onları terbiye eden, yetiştiren] isimler asıldan, kaynaktandır. Ümmetlerin en üstünleri olsun, en aşağıları olsun; hepsinin mebde-i taayyünleri ve rableri olan isimler o asılların çeşitli zılleri, görüntüleridir. Asıl ile gölgesi nasıl müsavi olabilir? Saffat suresinin yüz yetmiş birinci ayetinde mealen, (Elbette kelimemiz, çok önce yapıldı. Yani Levh-i Mahfuz'da, Peygamberlerimiz için yazdık. Onlara elbette yardım olunacaktır. Onların yolunda gidenler, galip olacaklardır) buyuruldu.

Allahü teâlânın zatının tecellisi yalnız peygamberlerin sonuncusuna olur “s.a.v.”. Bu yüce Peygamberin yolunda gidenlerin yüksekleri de bu tecelliden pay alır. Fakat bu söz "başka peygamberlere zatın tecellisi olmaz, bu ümmetin yükseklerine olur" demek değildir. Böyle düşünmekten Allahü teâlâ korusun! Bu söz, evliyanın peygamberlerden daha üstün olduğunu anlatmıyor; çünkü "bu tecellî o yüce Peygambere olur" demek "bütün peygamberlere de O’nun vasıtası ile, O’na uydukları için olur" demektir. Bu tecelli bütün peygamberlere o yüce Peygamberin “s.a.v.” aracılığı ile olur. Bu ümmetin evliyasının büyüklerine ise O’na uydukları için bu tecellinin zılleri (gölgeleri) nasip olur. Peygamberler bu büyük nimetin sofrasında O’nunla birlikte oturmaktadırlar; evliya ise o sofranın artıklarını yiyen hizmetçilerdir. Sofrasında oturanla artık yiyen hizmetçi arasında çok fark vardır.

Bu makam tasavvuf yolcularının ayaklarının kaydığı yerlerden biridir. Bunu açıklamak ve şüpheleri gidermek için bu fakir kitaplarında ve mektuplarında çeşitli bakımları bildirmiştir. Sözün doğrusu bu mektupta Allahü teâlânın lütfu ve ihsanı ile yazılmış olandır. Malum-ı şerifiniz olsun ki; bu tecelli her ne kadar o yüce Peygamberin aracılığı ile bütün peygamberlere hasıl olmuş ise de bu üstün velâyet, onların ümmetlerinin evliyasına nasip olmamıştır; bu tecelliye kavuşmamışlardır. Bunların asıllarına nasip olan tecelli aracı ile ve görüntü olarak olunca; zıllere, artıklara ne kalabilir? Bunları açık keşifle anlıyoruz, akıl yolu ile değil.

Yukarıda bildirdik ki; peygamberlere uyanların büyükleri, onların üstünlüklerinin hepsini kendilerine çekerler. Bu üstünlükler, uydukları peygamberin üstünlükleridir; her peygamberin üstünlüğü demek değildir. Kendi peygamberlerinin velâyetinden pay alırlar. Zat-ı ilahînin tecellisi, ümmetler arasında yalnız bu ümmete olmaktadır. Bunun için ümmetlerin en hayırlısı olmuşlardır. Bu ümmetin âlimleri, Benî İsrail’in peygamberleri gibi olmuştur. Bu, Allahü teâlânın öyle ihsanıdır ki dilediğine verir; O’nun ihsanları pek çoktur.

Bu velâyetin üstünlüklerinden biraz yazmak istedim. Vakit dar olduğundan ve kağıt yetişmediğinden yazılamadı. Allahü teâlânın lütfu ve ihsanı olarak ilimler, marifetler yağmur gibi yağmaktadır. Şaşılacak gizli bilgilerin incelikleri açıklanmaktadır. Bu gizli ve ince bilgileri yalnız kıymetli oğullarıma, anlayabildikleri kadar açıklamaktayım. Sevdiklerimiz birkaç gün huzurdadır, birkaç gün de gaybet hâlindedirler. Bunun için "veli hiçbir sahabi mertebesine ulaşamaz" demişlerdir. Size kavuşmak arzumuz çoktur. Bu aşağı kimseye yazdığınız mübarek mektubunuz gelerek şereflendik. Amellerini, ibadetlerini kusurlu görmek, Allahü teâlânın nimetlerinin en büyüklerindendir. Fakat hâllerin orta derecede olması her işte güzeldir; sınırı aşmak, pek az yapmak gibi adaletten uzaktır. Size ve doğru yolda olanlara ve Muhammed Mustafa’nın “s.a.v.” izinde bulunanlara selam olsun!


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi