İKİYÜZELLİALTINCI MEKTÛB

"Bu mektup, Meyan Şeyh Bedîüddin’a yazılmıştır. Kutup ve Kutbü’l-aktab ve Gavs ne demek olduğu bildirilmektedir:

Allahü teâlâya hamd olsun. O’nun seçtiği, sevdiği insanlara selam olsun. Bir dervişle gönderdiğiniz kıymetli mektup geldi, bizleri çok sevindirdi.

Sual: Kutup, Kutbü’l-aktab, Gavs ve Halife ne demektir? Her birinin vazifesi nedir? Vazifelerinin neler olduğunu bilirler mi, bilmezler mi? Bir kimsenin Kutbü’l-aktab olduğu gaybdan müjdelenirmiş. Bu doğru mudur, yoksa hayal midir?

Cevap: Resulullah’ın (aleyhissalâtü vesselâm) izinde ilerleyenlerin büyükleri, O’na uyarak nübüvvet makamının derecelerini geçtikten sonra içlerinden birkaçına (İmamet) makamını verirler. Başkalarını o dereceleri geçirmekle bırakıp bu makamı vermezler. Bu büyükler de onlar gibi bu dereceleri geçmişlerdir; imamet makamını almadıkları için onlardan ayrılırlar. Bu makama bağlı olan şeylerden mahrumdurlar.

Resulullah’a (s.a.v.) tabi olanların büyükleri, peygamberliğin velâyet derecelerini tamamlayınca bunlardan birkaçına (Hilafet) makamını verirler. Geri kalanlara bu makamı vermeyip yalnız o dereceleri geçirirler. İmamet ve hilafet makamları, o derecelerin kendilerini geçerek elde edilir. Bu derecelerin zıllerinde (görüntülerinde), imamet makamının karşılığı (Kutb-i irşat) makamıdır. Hilafet makamının karşılığı ise (Kutb-i medar) makamıdır. Aşağıda bulunan bu iki makam, yukarıdaki o iki makamın sanki zilli, gölgesi gibidir. Muhyiddîn-i Arabî hazretlerine göre (Gavs), Kutb-i medar demektir. Kutb-i medardan başka bir gavslık makamı olmadığını söylemektedir. Bu fakire göre Gavs başkadır, Kutb-i medar başkadır. Gavs [daha üstün olup] Kutb-i medarın yardımcısıdır. Kutb-i medar, birçok işlerinde ondan yardım bekler. (Ebdal) denilen makamlara getirilecek evliyayı seçmekte bunun rolü vardır. Kutbun yardımcıları, hizmet edenleri çok olduğundan kutba (Kutbü’l-aktab) da denir. Çünkü Kutbü’l-aktabın yardımcıları ve hizmet edenleri, O’nun vekilleri demektir. Bunun içindir ki Muhyiddîn-i Arabî (rh.a.) buyuruyor ki: “Müslümanların olsun, kâfirlerin olsun her şehirde bir kutup bulunur.”

Makam sahibi olan, bilgi sahibi olur. Makam derecesi verilen fakat makam verilmeyen velinin ilim sahibi olması lazım değildir. Yaptığı hizmetleri bilse de olur, bilmese de olur. Gaybdan gelen müjde, o makamın derecesine yükseldiğini bildirir; o makamın verildiğini göstermez.

Sual: “Ebû Bekir’in (radıyallahü anh) imanı ile bütün ümmetimin imanı tartılsa, Ebû Bekir’in imanı daha ağır gelir” hadis-i şerifindeki iman nedir? O’nun imanı niçin daha yüksektir?

Cevap: İmanın üstün olması, iman edilecek şeyler üstün olduğu içindir. Ebû Bekir’in iman ettiği şeyler, ümmetin iman ettiği şeylerin üstünde olduğu için hepsinden ağır olmaktadır.

Yavrum! Tasavvuf yolunda yükselirken öyle bir yere çıkılır ki, bir nokta daha çıkılsa o noktaya çıkmakla geçilen dereceler, oraya kadar olan bütün derecelerden daha yüksektir. Çünkü o nokta, aşağısında olanların hepsinden daha çoktur. Bu noktanın üstündeki nokta da bu noktadan öylece daha yüksektir. Çünkü alttaki nokta, kendi altındakilerin hepsi ile birlikte üstündeki noktadan çok küçüktürler. Daha yukarıdaki bütün noktalar da hep böyledirler. İşte bir kimsenin iman ettiği şeylerin derecesi yukarıda ise altındaki derecelerde olanların hepsinden ağır gelir. Bunun içindir ki arif ilerlerken bir yere gelir ki bir anda, o ana kadar kazandıklarının hepsini kazanır. Bu fakirin ölçüsüne göre bir anda, önceki derecelerin hepsinden daha çok dereceleri geçmektedir. Bu Allahü teâlânın ihsanıdır; Allahü teâlâ bunu dilediğine ihsan eder. Allahü teâlâ, çok büyük ihsan sahibidir.

Sual: Şeyh Muhyiddîn-i Arabî hazretleri ve O’na tabi olanlar diyorlar ki: “Hazret-i Musa (aleyhisselâm) için öldürülen çocukların istidatlarının hepsi Hazret-i Musa aleyhisselama verildi.” Bu söz ne demektir?

Cevap: Bu söz doğrudur. Çünkü iyi belli olmuştur ki çok kimselerin yükselmelerine bir kimseyi sebep eyledikleri gibi, bir kimsenin yüksek derecelere varması için çok kimseleri sebep kılarlar. Rehber, müridlerin yükselmesi için sebep olduğu gibi müridler de rehberin yükselmesi için sebeptirler. Bu fakir, bu sözün doğru olduğunu, yenilen ve içilen bedenden birer parça olan şeylerde de hissediyorum. Yenilen ve içilen her şey istidadı da artırmaktadır; başka kabiliyetler de kazandırmaktadır. Tatlı şeyler yemek istemediğim zamanlar, istidadın artması için yemek emrolunmaktadır. Yememeye izin verilmemektedir. Bir kimsenin istidadının başkasına geçtiği çok görülmüştür. Biri boş kalmış, ötekinin cemiyeti artmıştır.

Sual: Şeyh Necmeddîn-i Kübrâ (rh.a.), bir müridini bir velinin yanına gönderdi ki kendisinin hangi peygamberin (salavâtüllahi teâlâ aleyhim ecmaîn) terbiyesi altında bulunduğunu anlamış olsun. O zat müride: “Cühudun (Yahudin) ne yapıyor?” dedi. Şeyh Necmeddîn-i Kübrâ bu sözden kendisinin Musa aleyhisselamın terbiyesi altında olduğunu anladı. O sözden bunu nasıl anladı?

Cevap: (Cühud), Yahudi demektir. Musa aleyhisselamın ümmetine verilen isimdir; buradan anladı.

Sual: (Nefehât) kitabında diyor ki: “Bütün veliler ölünce velâyetleri ellerinden alınır; yalnız dört kişinin alınmaz.” Bu ne demektir?

Cevap: Burada velâyet demek, velinin tasarrufları ve kerametleri demektir. Velâyetin kendisi alınır demek değildir. Velâyet, Allahü teâlâya yakınlık demektir. Kerametleri alınır demek de "çok keramet göstermez" demektir; "keramet gösteremez" demek değildir. Şunu da bildirelim ki bu söz keşif yolu ile anlaşılan bir şeyi anlatmaktadır. Keşifte hata çok olur. Ne görmüş, nasıl anlamıştır? Birkaç kerametin zuhurunu istiyorsunuz. Bekleyiniz! Allahü teâlâ her güçlüğün sonunu kolaylaştırır.

Sual: (Nişâpûrî Tefsiri)’nde diyor ki: (İnne şâniyeke hüvel-ebter), "yâ" harfi ile yazıyor. Bunun doğrusu nasıldır; "yâ" ile midir, hemze ile midir?

Cevap: Doğrusu hemze iledir. "Yâ" ile yazılı olanlar Kur’an-ı Kerim’in meşhur olmayan okunmasıdır.

Sual: Birkaç kadın vazife istiyor. Nasıl yapalım?

Cevap: Mahrem iseler zararı yoktur. Yabancı iseler perde arkasında oturarak tarikati alırlar.

Sual: Hadis âlimleri her ayda yasak günler bildirmişlerdir. Bunun için hadis-i şerif de söylüyorlar. Ne yapalım?

Cevap: Bu fakirin babası Abdülahad (rh.a.) buyurdu ki: “Şeyh Abdullah ve Şeyh Rahmetullah hadis âlimi idiler. Haremeyn’de [yani Mekke ve Medine’de] bu ikisine Şeyhayn denirdi. Bir iş için Hindistan’a gelmişlerdi. Bu hadisi (Buhârî) şarihlerinden Kirmânî (rahmetullahi aleyh) yazıyor; fakat zayıftır. Bu işte doğru hadis: ‘Günler, Allah’ın günleridir. Kullar da Allah’ın kullarıdır’ dediler.” Yine buyurdular ki: “Günlerin uğursuzluğu, alemlere rahmet olan Muhammed aleyhisselamın gelmesi ile bitmiştir. Uğursuz günler eski ümmetlerde vardı.” Bu fakirin anladığı da böyledir. Hiçbir günü başka günlerden üstün tutmam. Cuma ve Ramazan ve benzeri günleri İslamiyet üstün tutmuş olduğu için üstün biliriz.

Peygamberlik yükünü taşımak üzerinde yazılan bilgileri Hace Muhammed Eşref’teki mektuplarda bulamadığınızı yazıyorsunuz. Nasıl bulabilirsiniz? O mektup bugünlerde yazıldı, henüz size varmamıştır. Çok uzun bir mektuptur, bir cüzden çoktur. Bir kopyasını size göndermelerini söylemiştim.


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi