İKİYÜZELLİYEDİNCİ MEKTÛB

"Bu mektup, Mir Muhammed Nu’mân “rh.a.” hazretlerine yazılmıştır. Tasavvufu kısaca bildirmektedir:

Allahü teâlâya hamd olsun ve O’nun sevgili Peygamberi, insanların her bakımdan en üstünü olan Muhammed aleyhisselama dua ve selam olsun! Kıymetli mektubunuz geldi. Okuyunca çok sevindirdi. Tasavvuf yolunun bildirilmesini istiyorsunuz. Bu konuda bir şeyler yazmıştım; nasip olursa temize çeker, gönderirim. Şimdilik bu yolu kısaca yazıyorum, dikkatli okuyunuz!

Kıymetli seyyid kardeşim! Bizim seçtiğimiz yolda ilerlemeye kalpten başlanır. (Kalp) madde değildir; maddesiz, ölçüsüz olan Alem-i emr'dendir. Bu yolda kalbi geçtikten sonra, kalbin üstünde olan (Ruh) mertebelerinde ilerlenir. Ruh mertebeleri bitince (Sır) denilen mertebelerde ilerlenir. Sır denilen yerler, Ruh mertebelerinin üstüdür. Bundan sonra (Hafi) denilen makamlarda, ondan sonra (Ahfa) mertebelerinde ilerlenir. Bu beş latife geçildikten sonra ve her birine mahsus olan ilimlere ve marifetlere kavuşulduktan sonra ve her birinde başka başka hâller, vecdler hasıl olduktan sonra, bu beş cevherin asıllarında ve kaynaklarında ilerlemeye başlanır.

Bu beş asıl, Alem-i kebîr'dedir. Alem-i sagîr'de bulunan her şeyin aslı, Alem-i kebîr'dedir. Alem-i sagîr demek insanda bulunan şeyler demektir; Alem-i kebîr demek insanın dışında bulunan her şey demektir. Bu beş asılda ilerlemeye (Arş)’dan başlanır. Arş, insan kalbinin aslıdır. Arş’tan sonra ruhun aslı olan mertebelerde ilerlenir. Bu mertebeler Arş’tan üstündür. Bu ikinci aslın üstü sırrın aslı olan makamlardır. İnsan sırrının aslı olan mertebelerin üstü, hafi denilen latifenin aslıdır. Bunun üstü de ahfa denilen cevherin aslı olan makamlardır.

Alem-i kebîr’deki bu beş aslı her bakımdan geçtikten ve son noktasına erdikten sonra imkan dairesi tamam olmuş, bütün mahluklar geçilmiş olur. Böylece (Fena) denilen konaklardan birincisine ayak basılmış olur. Bundan sonra ilerlemek nasip olursa Allahü teâlânın isimlerinin ve sıfatlarının zıllerinde (gölgelerinde, görüntülerinde) ilerlenir. Bu görüntüler; vücub ile imkan arasında yani Allahü teâlânın sıfatları ile mahluklar arasında köprü, ortak gibidirler ve Alem-i kebîr’de bulunan beş aslın da aslı, temeli, kökü gibidirler. Bu temellerde ilerlemek de bunlardan hasıl olan beş asılda ve bunların görüntüsü gibi olan beş cevherde ilerlemek sırası ile olur. Allahü teâlâ lütfederek, ihsan ederek bu beş zillin her mertebesi tamamen geçilip sonuna varılırsa Allahü teâlânın isimlerinde ve sıfatlarında ilerlemek nasip olur. İsimler ve sıfatlar tecelli etmeye başlar. Allahü teâlânın şüunatı ve itibaratı zuhur eder. Burada Alem-i emr'in de hepsi geçilmiş, hepsinin hakkı verilmiş olur.

Eğer Allahü teâlâ ihsan ederek bu makamdan da ilerlemek nasip olursa nefis itminana kavuşur ve ilerleyerek kavuşulan makamların sonu olan (Rıza) makamı hasıl olur. Bundan sonra (Şerh-i sadr) hasıl olur ve (İslam-ı hakikî) ile şereflenir. Bu kemalatın (üstünlüklerin) yanında Alem-i emr'de olan beş latifenin üstünlükleri çok aşağı kalmaktadır; okyanus yanında bir damla su gibi bile değildir. Bütün bu kemaller, üstünlükler (İsm-i zahir) kemalleridir. (İsm-i batın) kemalleri başkadır; bunlar yazılamaz, anlatılamaz. Bu iki ismin bütün kemalleri ve üstünlükleri hasıl olursa salik iki kanada kavuşmuş olur. Bu iki kanatla (Alem-i kuds)’de, ilahî alemde sonsuz uçabilir. Bunları birkaç mektupta daha yazmıştım, kıymetli oğlum hepsini bir araya toplamaktadır. Kolayını bulursanız buraya geliniz; fakat orayı boş bırakmayınız, oranın düzeni bozulmasın. Seçtiğiniz birisini yerinize bırakıp yalnız geliniz! Bir daha buluşabilir miyiz, ancak Allahü teâlâ bilir.

Vesselam.


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi