MEVZUU:
İcmâl yollu tarikat beyanı yapılmaktadır.
NOT:
İMAMI RABBANİ Hz. bu mektubu, Mir Nu'man'a yazmıştır.
***
Allah'a hamd olsun. Salât ve selâm. Allah'ın resulüne.. Hepinize duâlarım vardır.
***
Şeyh Ahmed Fermelî ile gönderilen mektup ulaştı. Onun gelmesi ile çokça ferahlık oldu.
Tarikat beyânını yazdığım risâleyi taleb ediyorsun. Allah'ın tevfiki ile onu beyaza çektiğim zaman yollarım; halen müsvedde halindeler.
Şimdi icmâl yollu tarikatın beyânında bazı fıkralar yazacağım. Onlar, icmâl yollu olacaktır; akıl kulağı ile dinlemek gerek..
***
Ey Seyyid,
Bizim tercih ettiğimiz bu tarikatın ilk seyri, âlem-i emirden sayılan, kalbden başlar.
Kalbden sonra seyir, ruh mertebelerine düşer. Ki bu: Kalbin fevkindedir.
Ruhtan sonra bu muamele sırra geçer ki: Ruhun da yukarısındadır.
İşbu hal, hâfide ve ahfâda böylece devam edip gider.
Anlatılan bu beş letaifin menzilleri aşıldıktan ve onların her biri ile alâkalı ilimler, maârif (marifetler, tanımalar) dahi aynı şekilde hâsıl olduktan, bu beş letâiften her birine mahsus olan haller ve vecidlerle (ilâhi aşk ile kendinden geçme hâlleri ile) tek tek tahakkuk ettikten sonra; işte o zaman seyir: Bu beş letâifin, âlem-i kebirdeki asıllarına geçer. Zira her ne varsa âlem-i sağirde, onun aslı âlem-i kebirdedir.
Âlem-i sağirden murad; insandır.
Âlem-i kebirden murad ise; sâir kâinattır.
Bu beş letâifin asıllarının seyrine, önce Arş'tan başlanır. Bu Arş-ı Mecid'dir ki: Kalbin aslıdır. Bunun üstünde, ruh-i insaninin aslı vardır. Onun üstünde, sırrın aslı vardır. Onun üstünde, hâfinin aslı vardır. Onun üstünde dahi, ahfânın aslı vardır.
Âlem-i kebirden sayılan bu beş asıl olan seyir tafsilâtı ile yapıldıktan ve iş son noktaya geldikten sonra; imkân dairesinin seyri tamamlanmış olur. Fenâ menzillerinden bir menzile ayak basılır.
Bundan sonra, bir terakki hâsıl olursa; o zaman seyir: Yüce Sultan Allah'ın esma ve sıfatlarının gölgesinde devam eder. Bu gölgeler vacib ile imkân (varlığı zarurî olan ilâhi âlem ile varlığı ve yokluğu denk olan varlıklar âlemi, kâinat, mahlûkat) arasında berzahlara benzerler ve âlem-i kebirdeki beş aslın dahi asılları gibidir.
Bu gölgelerde dahi, anlatılan tertib üzere, teferruatta seyir olur.
Allah'ın fazlı ile, bu çok olan gölgelerde dahi seyir tamam olup son noktaya gelirse; o zaman, Yüce Sultan Vacib Zat'ın isimlerinde ve sıfatlarında seyre başlanır.
Bu durumda, isim ve sıfatların tecellisi; şuun ve itibarların zuhuru vaki olur.
Bunların olması ile, âlem-i emre ait beş latifenin muamelesi tamamlanır; hakkı
eda edilir.
(Şuunat: Şânlar. Allah'ın 'azze ve celle' hariçte mevcut sıfatlarının zâtta
mevcut kaynakları. Meselâ; Halk (yaratma) sıfatının şen'inin, Hâlik (yaratıcı)
olması gibi. Zât-ı akdes'den mahlûkâta doğru şöyle bir sıra söz konusudur: Zât,
şuûnat, sıfat, esmâ -isimler-, ef'âl -fiiller-. Allahu 'alem.)
(Sıfat ile şuûnat arasında çok ince bir fark vardır. ‘Muhammedi meşreb’ sahibi bazı evliyalardan başka kimse bunu bilmez. Şimdiye kadar bu konuyu seslendiren kimse bilinmiyor. Özetle şunu diyebiliriz ki, Sıfatlar, Allah’ın vücuduna zaid -varlığına ilâve- bir şekilde hariçte bulunur. Şuunat ise, Zat-ı Akdesteki mücerret itibarattan -soyut özelliklerden- ibarettir. 287. Mektup)
(Velâyet derecelerinden;
Birinci derecede -yani kalb makamında- olanın, sıfatların tecellisi ile
münasebeti vardır.
İkinci derecede -yani ruh makamında- olanın, sıfat-ı sübutiye tecellisi ile
münasebeti vardır.
Üçüncü derecede -yani sır makamında- olanın, şuûn ve zatî itibarlar tecellisi
ile münasebeti vardır.
Dördüncü derecede -yani hâfi makamında- olanın, sıfat-ı selbiye tecellisi ile
münasebeti vardır.
Ki burası: Tenzih ve takdis makamıdır. 260. Mektup)
Üstte anlatılanlar olduktan sonra, Allah'ın fazlı ile terakki hâsıl olursa; muamele nefsin itminanına kalır. Sülûk makamlarının nihayeti olan rıza makamı bulunur.
İşbu son makamda, sine şerhi olur ve İslâm'ın hakikati ile müşerref olunur.
Bu makamda elde edilen kemalâta nazaran, âlem-i emre dair kemalâtın hükmü; umman denize göre bir katre hükmündedir.
Burada anlatılan kemalâtın hepsi zahir ismi ile alâkalıdır. Batın ismi ile alâkalı kemalât, bundan başkadır. Zira, onun gizlilik ve saklılıkla münasebeti vardır. (Yani: Yazılıp anlatılması zordur.)
Anlatılan iki mübarek ismin kemalâtının tamamı hâsıl olduktan sonra; salik için iki kanat müyesser olur. Yani uçuş için.. Zira, mukaddes âleme onların kuvveti ile uçacaktır. Ve; kıyas harici terakkiler, onun için hâsıl olur.
Anlatılan muamelenin tafsili, müsveddeler halindedir. Pek Reşid Oğlum, onları bir araya getirmek için, ciddi çalışıyor.
Bir kere olsun; tek başına senin buraya gelmen gerek.. Ama kolayı varsa.. Şu şartla ki: Makamını boş bırakmayasın. Ta ki: Muamele zayi olmaya..
Buraya gelirken, yerine cemaatin uyacağı daha kıdemli birini bırak ki, kendisine uyulsun.
Sonra; bu tarafa teveccüh et.. Zira bilinmez; Bir başka zaman, böyle bir fırsat olur mu yoksa olmaz mı?.
Vesselâm.