İKİYÜZYETMİŞÜÇÜNCÜ MEKTÛB

"Bu mektup, Mirza Hüsameddin Ahmed’e “rahmetullahi teâlâ aleyh” yazılmıştır. Salik’in kendine yol gösterene bağlı olup başkalarına bakmaması lazım olduğu ve rüyalara kıymet verilmemesi bildirilmektedir:

“Bizlere doğru yolu gösteren Allahü teâlâya hamdolsun! Allahü teâlâ bizlere doğru yolu göstermeseydi kendimiz bulamazdık. Rabbimizin peygamberlerinin her sözü doğrudur.” Lütfederek bu fakire gönderdiğiniz kıymetli mektup geldi, bizleri çok sevindirdi. Allahü teâlâ bunun için size iyi karşılıklar versin! Buyuruyorsunuz ki:

Sual: Teganni ile okumayı ve dinlemeyi sıkı yasak ettiğimiz gibi, Mevlid’i de yasak edecek miyiz? Hâlbuki Mevlid, Resulullah’ı (sallallahü aleyhi ve sellem) anlatan ve öven kasidelerle çeşitli din ve ahlak bilgisi veren şiirlerdir. Kıymetli kardeşimiz Muhammed Nu’man (rahmetullahi teâlâ aleyh) ve buradaki sevdiklerimizden birkaçı, Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimizin bu Mevlid cemiyetlerini çok beğendiklerini rüyada görmüşlerdir. Mevlid dinlemekten vazgeçmek bunlara çok güç gelmektedir.

Cevap: Kıymetli efendim! Rüyaların kıymeti olsaydı, rüyada görülenlere güvenilseydi müritlerin rehberlere hiç ihtiyaçları olmazdı. Allahü teâlânın marifetlerine kavuşmak için tarikatlerden birine bağlanmak lazım olmazdı. Çünkü her mürit, rüyada gördüğüne göre işini yoluna kordu; yaşayışını rüyalarına göre düzenlerdi. Rüyaları; rehberin yoluna uygun olsun olmasın, rehberi beğensin beğenmesin onlara uyardı. Böyle olunca rehberlik-müritlik zinciri kopar; her cahil, her ahmak kendi görüşüne göre hareket ederdi. Sadık olan bir mürit, rehberi varken binlerce rüyaya on paralık değer vermez. Akıllı, uyanık olan bir talip, pir nimetine kavuşmuş iken rüyaları hayal sayar, hiçbirini hatırına bile getirmez. Melun şeytan, güçlü bir düşmandır. Sona varanlar bile o’nun aldatmasından korkusuz değildirler; o’nun yalanlarından korkmakta, titremektedirler. Sondakiler böyle olunca, yolun başlangıcında ve ortasında olanları artık anlamalı. Hâlbuki Allahü teâlâ sondakileri korumaktadır; şeytan bunları aldatamaz. Başlangıçtakiler ve yoldakiler ise böyle değildir. İşte bunun için o’nların rüyalarına güvenilmez; düşmanın aldatmasından korunmuş değildirler.

Sual: Rüyada Resulullah (s.a.v.) görülürse o rüya doğrudur, şeytanın aldatmasından korunmuştur. Çünkü şeytan o’nun şekline giremez; böyle bildirildi. Onun için kardeşlerimizin rüyalarının doğru olması lazımdır. Şeytanın aldatması olmaz değil mi?

Cevap: (Fütûhât-ı Mekkiyye) kitabının sahibi [yani Muhyiddin-i Arabî hazretleri], “Şeytan, Medine-i Münevvere’de medfun bulunan Muhammed aleyhisselamın kendi şekline giremez” diyor. Başka suretlerde de Resulullah olarak görünemez diyenleri kabul etmiyor. Resulullah’ın (aleyhi ve alâ âlihissalavâtü vesselâm) kendi şeklini, hele rüyada tanıyabilmek çok güç olacağı meydandadır. Bunun için rüyalara nasıl güvenilebilir? Âlimlerin çoğunun dediğine uyarak ve Resulullah’ın yüksek şanına yakışacak üzere; şeytanın hiçbir şekilde o Server’in ismi ile görünemeyeceğini söylersek, o şekilden emirler almak ve o’nun beğenip beğenmediğini anlamak kolay değildir. Melun şeytan düşmanlığını burada da gösterebilir; araya karışarak olmayan şeyi olmuş gibi gösterebilir. Rüya göreni şaşırtır; kendi sözlerini ve işaretlerini o şeklin (alâ sâhibihe’s-salâtü vesselâm) sözleri ve işaretleri imiş gibi gösterir.

Çoğumuzun bildiği gibi; bir gün Seyyidü’l-beşer (aleyhi ve alâ âlihi ve ashâbi’s-salâtü vesselâm) Ashabı ile oturuyordu. Kureyş’in ileri gelenleri ve kâfirlerin şefleri orada idiler. Seyyidü’l-beşer onlara Necm suresini okudu. O’nların putlarını anlatan ayet-i kerimeye gelince, melun şeytan putları öven birkaç sözü o Server’in sözüne ekledi. Dinleyenler bunları da o Server’in sözü sandılar; şeytanın sözlerini ayet-i kerimeden ayıramadılar. Orada bulunan kâfirler bağırmaya başlayarak: “Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) bizimle sulh yaptı, putlarımızı övdü” dediler. Orada bulunan Müslümanlar da okunan sözlere şaşakaldılar. O Server (aleyhissalâtü vesselâm) şeytanın sözlerini anlamadı, “Ne oluyorsunuz?” diye sordu. Ashab-ı kiram: “Siz okurken bu sözler de araya karıştı” dediler. O Server (aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm) düşünceye daldı ve çok üzüldü. Hemen Cebrail-i Emin (alâ nebiyyinâ ve aleyhissalâtü vesselâm) vahiy getirdi; o sözleri şeytanın karıştırdığını, bütün peygamberlerin sözlerine de karıştırmış olduğunu bildirdi. Allahü teâlâ o sözleri ayet-i kerime arasından çıkardı, Kendi kelamını sapsağlam yaptı.

Görülüyor ki o Server hayatta iken ve uyanık iken ve Ashab-ı kiram arasında, şeytan-ı laîn o Server’in sözüne kendi bozuk şeylerini karıştırıyor ve hiç kimse bunu ayıramıyor. O Server vefat ettikten sonra bir kimse uykuda hisleri çalışmaz iken ve yalnız iken; nasıl olur da rüyanın şeytanın karışmasından korunduğunu ve o’nun değiştirmediğini anlayabilir? Şunu da söyleyelim ki Mevlid okuyanların ve dinleyenlerin zihinlerinde Resulullah’ın bu işten razı olduğu yerleşmiş bulunmaktadır; çünkü övülen kimseler övenleri beğenir. Bu düşünce hayallerinde yerleşerek, hayallerindeki şekli ve sureti rüyada görebilirler. Bu rüya doğru olmadığı gibi şeytan da karışmış değildir.

Şunu da bildirelim ki rüyalar doğru olsa bile ara sıra göründüğü gibi çıkar. Mesela rüyada birisi görülürse o kimsenin kendisi anlaşılır. Doğru olan rüyalar çok olur ki göründüğü gibi çıkmaz; bundan başka bir şey anlamak yani tabir etmek lazım gelir. Mesela rüyada Ahmed görülür; Ahmed ile Mehmed arasında sıkı bağlantı olduğundan bu rüyadan Mehmed anlaşılır. Bu bildirdiklerimiz gösteriyor ki; oradaki sevdiklerimizin gördükleri rüyalara şeytan karışmamış olsa bile, bu rüyaların görüldüğü gibi olduğu nereden anlaşılır? Bunları tabir etmek lazım olmadığı ve başka şeyleri göstermedikleri nasıl söylenebilir? Demek ki rüyalara kıymet vermemelidir. Her şey insan uyanık iken vardır; bunları uyanık iken görmeye çalışmalıdır. Uyanık iken görülen, bulunan şeylere güvenilir; bunlar tabir istemez. Rüyada ve hayalde görülen şeyler de rüya ve hayaldir.

Oradaki sevdiklerimiz çok zamandan beri kendi kendilerine yaşıyorlar, dilediklerini yapıyorlar. Fakat Mir Muhammed Nu’man’ın büyüklerin yoluna uyması elbette lazımdır. Yasak edildikten sonra bir an bile duraklamaktan Allahü teâlâ korusun. Eğer duraklarsa kime zararı olur? Yolumuza uygun olmadığı için yasak etmekte sıkı davranıyorum. Yolumuza uymayan şey şarkı, raks, dans olsun veya Mevlid, kaside, gazel okumak olsun birdir. Her yolun maksuda kavuşturan özel şartları vardır. Bu tarikatta maksada kavuşabilmek, bu işleri yapmamaya bağlıdır. Bu yolda ilerlemek isteyenlerin bu yola uygun olmayan şeylerden sakınması lazımdır; başka yollarda yapıldığına bakmaması lazımdır. Bahaeddin-i Buhârî (kuddise sirruh) buyurdu ki: “Biz bu işi yapmayız ve kötü de bilmeyiz.” Yani, “Bu iş bizim yolumuza uygun olmadığı için yapmayız fakat başka tarikatlerin büyükleri yaptıkları için inkar da etmeyiz.”

Firuzabad yani Delhi şehri, biz fakirlerin (rh.a.) sığınağıdır. Bize bağlı olanların en kıymetlileri oradadır. Bu yüksek yola uygun olmayan bir şeyin orada görülmesi biz fakirleri ne kadar üzse yeridir. Bâkî-billah (kuddise sirruh) hazretlerinin kıymetli oğulları oradadır; o’nlara yüce babalarının yolunu korumak daha çok yakışır. Hace Ubeydullah-ı Ahrâr (kuddise sirruh) hazretleri vefat edince o’nun mübarek yolu her tarafta bozulmaya başlarken, oğulları sımsıkı sarılıp bu yolu korudular; değişiklik yapanlara karşı durdular. Böyle olduğunu siz de biliyorsunuz.

Hocamız Bâkî-billah (kuddise sirruh) hazretlerinin selim, yumuşak huylu olduğunu yazıyorsunuz. Evet, başlangıçta bazı işlerde melâmîlik yolunu tutarak kolaylık gösterirlerdi. Melâmet yolunu benimseyerek bazı şeylerde azimeti bırakırdı. [Azimet; her şeyin en iyisini yapmaya çalışmak, izin verilen şeylerden dahi sakınmak demektir.] Son zamanlarında bu işlerin hiçbirini yapmadılar, melâmet kelimesini ağızlarına almadılar. İnsaf ederek söyleyiniz! Eğer kendileri şimdi hayatta olsaydı o cemiyetinize, toplantınıza razı olurlar mı idi? Beğenirler miydi yoksa beğenmezler miydi? Bu fakir iyi biliyorum ki hiç izin vermezlerdi; elbette inkar ederlerdi. Bunları yazmaktan maksadım işin doğrusunu bildirmektir. Dinleseniz de dinlemeseneiz de hiç sıkılmam ve bir şey söylemem. Eğer kıymetli oğulları ve oradaki sevdiklerimiz o işlerden vazgeçmezlerse o’nlarla görüşmemiz sona erecektir. Başınızı çok ağrıtmayayım. Sonunuz selamet olsun.

Hafız’ın feryadı boşuna değil,
şaşacak şey çoktur onda, iyi bil!

Nazlı yarim, esen havadan incinir,
gül gibi, sabah rüzgârından incinir.

Hafız, senin vazifen yalnız bir dua,
duyar mı, hiç duymaz mı düşünme asla!


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi